• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.93)
spotlight - tom mccarthy
2001 yılında the boston globe, marty baron (liev schreiber) adında yeni bir editör kiralar. walter "robby" robinson (michael keaton) ile tanışan baron, walter'in küçük gazeteci topluluğu takımı ''spotlight''ın başkanı olduğunu anlar. baron gazetede sübyancı papaz john geoghan ve boston başpiskoposu cardinal bernard law hakkında küçük bir yazı okur ve spotlight takımı'nı hikayeyi kovalamaya zorlar.

hikayeyi takip eden spotlight takımı, massachusetts'de roma katolik rahiplerinin çocuklara yönelik olan cinsel tacizlerini ve bunun boston başpiskoposluğu tarafından gizlendiğini ortaya çıkarır. çalışmalarını genişleten takım sübyancı papazları iyileştirmeye çalışan eski bir rahip sayesinde boston'da yaklaşık 90 tane tacizci papaz olduğunu öğrenir. araştırmaları yoluyla listeyi 87 isimle şekillendirirler ve kurbanları aramaya başlarlar. takımın araştırmalarına 11 eylül olayı engel olunca hikayeden biraz çekinmeye başlarlar. sonra hikaye tekrar kendini toplamaya başlar ve michael rezendes (mark ruffalo) bazı belgeler keşfeder. sorunun farkında olan kardinal law bunları görmezden gelir.

daha sonrasında ise the boston globe davayı kazanır ve spotlight takımı ilk hikayelerini yazmaya başlar. (vikipedi)
  1. spoiler içerebilir.

    filmin en can alıcı kısmı bana göre; film anında bana şahısları değil sistemi verin, kilisenin taciz olaylarında nasıl bir yapılanmaya dönüştüğünü ve dokunulmazlığı getirin tripleri atılırken finalde vurucu darbeyi indirmeyip, hiçbir şekilde kilise ya da rahipleri küçük düşürücü herhangi bir sahne çekmeyip bir de yazıyla o dönem işte şu kadar rahip yargılandı tayini çıktı falan diye sanki kilisenin üstüne gidilebiliyormuş gibi yapmaları oldu. yine çürük elmaya bağladılar mevzuyu, belki elmalar oldu en fazla.

    asıl sorun bu zaten. yıllardır belki de 500 yıldır kilisenin üstüne gidebiliyormuş gibi yapıp duruyorlar. peki noluyor tabiri caizse bütün medeniyetlerinin orta yerinde eşşek kadar kilise olgusu halen durmakta, halen papa'nın ağzından çıkacak laflar pür dikkat dinlenmekte, kilise mefhumu, gücü, rahiplerin papazların saçma kutsallığı aşılamamakta. (halbuki cami öyle mi? yerim ben camileri ya, tertemiz git imama selam bile vermesen olur)

    sonra da işte kilise bile olsa üstüne gidebildik, gazetecilik yaptık istismarları ortaya çıkardık vs vs peki madem filmin sonunda adamların yargılandığı küçük düşürüldüğü sahneyi niçin vermedin? ya da sürekli neden insanlar kilisesiz ne yapacak yahu deyip durdun? inanmıyorum ama bir gün kiliseye dönecektim dedirttin karakterlere çünkü gerçek bu, yıkamıyorlar kilise olgusunu ama yıkmış gibi yapıyorlar. kendilerine şifa diliyorum. ayrıca bu film oscara aday bile olamaz bence.
    abi
  2. 88. oscar ödül törenlerinde "en iyi film" ve "en iyi özgün senaryo" ödüllerini kazanan filmdir.

    the revenant rezaletinden sonra ikisinin yarışacağı tüm kulvarlarda diğerini alt etmesi gereken filmdi aslında..

    spotlight şahane bir yapımdır.

    öyle ayıların mayıların tecavüzü değil, din adamlarının tecavüzü anlatılır.
  3. ufak spoiler içerebilir. her ihtimale karşı spoiler koyalım.

    !---- spoiler ----!

    filmin bir özelliği de, kurumsal tahakkümün dayanağı olan iktidar ağlarının nasıl toplumun kılcallarına kadar işlediğini ve esasen gündelik hayattaki birebir ilişkiler düzleminde nasıl yeniden üretildiğini ortaya koymasıdır. film devam ederken, filme konu olan skandalın şehirde yaşayan onbinlerce insanın hayatına doğrudan ya da dolaylı olarak girdiği öğreniriz. kentteki pek çok kişinin kulağına gelmiştir bu taciz söylentileri. ancak insanların, kilise iktidarının dayanağı olan kılcal iktidar ilişkilerinin etkisi ile, farklı gerekçeler üreterek kafalarını başka yöne çevirmeyi tercih etmiştir. filmin bir noktasında, ana "kahraman" olan gazeteye de aslında bu skandala ilişkin bilgilerin onlarca yıl önce gönderildiğini ama üzerine yeterince gidilmediğini öğreniriz. üstelik bunun sorumlusu olan bir "kötü adam" da yoktur kurumun içerisinde. filmde de açıkça söylendiği gibi, ortada bir "iyi alman" durumu vardır. tahakküm gündelik hayatta kendisini yeniden üretmektedir.

    !---- spoiler ----!

    edit: spoiler ekledim ne olur ne olmaz..
  4. her izleyen umarım kendi inanç sistemindeki olası çarpıklıkları bir kez olsun düşünür. bu film çok etkileyicidir evet; fakat yalnızca kendi sistemini de sorguluyorsan etkileyicidir, salondan yalnızca şaşkınlıkla çıkıyorsan olmaz.
  5. !---- spoiler ----!

    filmin bana göre en düşündürücü yanı rahibin tecavüzüne uğrayan çocuğun annesinin, görüşmeye gelen rahiplere kurabiye ikram etmesiydi. altyazıda bu şekilde yansıtmadılar neden bilmiyorum. altyazıda "güle oynaya kabul etti" gibi bir şey yazıyordu. dinin algılarımızı bu kadar kapatması, sorgulamamıza bu kadar ket vurması çok saçma.

    !---- spoiler ----!
  6. bu kadar az entry girilmesine şaşırdığım film. piyasada son yıllarda klişe konulardan bıkmış seyircinin özellikle oscar almış bu filmle neden bu kadar az ilgilendiğini merak ediyorum. özellikle burada daha fazla konuşulması, üzerinde tartışılması gereken bir eser. sinema yönü bir tarafa, konu amerikan sinemasından hiç de beklemeyeceğimiz derecede eleştirel. amerikan filmlerinde her şeyin mükemmel olması, bir sorun varsa bile bunu en iyi amerikanın çözebilmesi gibi klişelere alışmış olan bünyeye biraz fazla geldi galiba. açıkçası gayet objektif ve sorunlara parmak basan bir film olmuş diyebiliriz. benzer senaryolardan(dünyanın sonu gelmesi, dağda yalnız kalan adam, hastalıklı romantik komedi vb.) sıkılanlar için gayet doyurucu bir film.
  7. finalinde geçen bir cümle insanın dünyadan umudu kesmesine yol açabilir;

    --- spoiler ---

    tacizlere göz yuman boston kardinali aralık 2002'de istifa etti. dünyanın en güçlü roman katolik kiliselerinden biri olan, roma'daki basilica di santa maria maggiore kilisesine atandı.

    --- spoiler ---

    ufak bir araştırmadan sonra, atama emrinin bizzat dönemin papası* tarafından verildiğini öğreniyoruz.

    pedofiliye göz yuman belki de kendisi de karışan bir kardinali, katolik dünyasının lideri önemli pozisyona elleriyle atıyor.

    oha.

    dünyadaki din kurumları ve örgütlü muhafazakarlığın geldiği nokta için muazzam bir örnek.

    film bunu konuyu saptırmadan gayet iyi özetlemiş, özellikle bizim tatlı su müslümanlarına seyrettirmek lazım.
  8. filmin buralarda bu kadar az elestirilmesini icinde "ask" olmamasina bagliyorum. aksine, inandigi degerler ugruna eslerine zaman bile ayiramayan insanlarin hikayesi var.

    durumun ciddiyetinden kaynakli olsa gerek, yonetmen ve senaristler isin kurgu kismini minimalize etmisler. olayi carpitmadan, asli neyse onu vermeye calismislar. uzerine dusunulmus ve bu sekilde karar alinmis filmden once, bu ortada.

    !---- spoiler ----!

    yine burada getirilen elestirilerden biri rahiplerin yargilandigi ve kucuk dusuruldugu sahnelerin filmin sonunda verilmemis olmasi. ben bu elestiriye katilmiyorum. din, insanlarin fazla hassas olduklari bir konu. durduk yere, kendi bunyelerini bile manipule etme olasiliklari var. islenen sucun kendisi bile yeterince irite edici zaten. sorgulamak isteyen insan icin yeterli arguman mevcut filmde. bu tur sovlara gerek yok. ayrica bu tarz sahnelerin ters tepmeme garantisi de yok. kisinin sorgulama olasiligi varken aksine savunma psikolojisi gelistirebilir.

    benim elestirim, filmin son sahnesinde, telefonlarin yogunlukla geldigi anda diger ulkelerdeki magdurlardan da telefonlar alindigini belirtmemis olmalari. telefonu kaldiran her gazeteci not alirken bir ulke ismi soylese, etkileyici bir son olurdu.

    basindan beri "sistem"in kendisini hedef alan film, tam da kuresel bir elestiri yapma sansini yakalamisken bunu elinin tersiyle itip lokalize etmis. oysa filmin sonunda beliren yazilarda da goruluyor ki, butun dunyaya yayilmis pis bir hastalik hali soz konusu.

    !---- spoiler ----!

    ek: spoiler eklim de küfür yemim :)
    halit
  9. !---- spoiler ----!

    -kim o?
    +canterbury'nin başpiskoposu.

    !---- spoiler ----!

    geyiğiyle yine kimsenin oralı olmadığı bir zamanda kendime kahkahayla güldüğüm bir sahnesi vardır. tamamıyla seyirciye oynayan bir sahne olsa da bir zümreye karşı korkuluk hatasına düştüğümüzde gülünç ve paranoyak durumlara eğilimimizi gösteriyor aslında. umberto eco etkisi olsa gerek.
    sde
  10. az evvel izlediğim ve çok sağlam bulduğum filmdir...
    dikkatim bir dakika bile dağılmadı ve çok beğendim...

    ekleme: aklıma ensar vakfı, bilimum kur'an kursları, yurtlar, ilim yayma cemiyetleri, cemaatler vb. oluşumları getirmiştir ve bu beni açıkçası korkutmaktadır... biri olur ya üzerine gitse ve kazsa bütün örtülenleri sonuçları çok ciddi ve korkutucu olabilir kanaatindeyim...