• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.00)
sputnik sevgilim - haruki murakami
sen benim bir parçamsın... ben âşık oldum. şüphe yok. buz soğuktur, gül kırmızı. ve bu aşk beni sürükleyip bir yerlere götürmeye çalışıyor; öyle güçlü bir akıntı ki ondan kendimi korumam neredeyse olanaksız. ama artık dönüş yok. kendimi bu akıntıya bırakmak dışında bir şey yapamam. yanıp kül olsam da, yok olup gitsem de. japonya'dan bir yunan adasına uzanan, üç kişiyi birbirine kenetleyen büyüleyici bir aşkın hikâyesi. haruki murakami'den düşlerinize sızacak bir roman...
(tanıtım bülteninden)
  1. haruki murakaminin yeni eseri.

    en başta çok güzel bir isme sahip olduğunu belirtmek gerek. her murakami kitabı gibi.
  2. kitap yarısına kadar güzel, sürükleyici bir aşk hikayesi ama murakami'nin tarzından biraz uzak gelmişti bana. o tuhaf, rüyamsı, fantastik denebilecek öğeler olmasına rağmen tamamen olağan hissettiren, sınırların geçişken hale geldiği tarzı ikinci yarısında görülüyor. içinde kaybolunacak kadar sembolizme de kaymadan ama gözle görünenin ötesinde bir şeyler olduğunu hissettiren akıcı bir murakami kitabı.
  3. not: yazı içinde bazen belli-belirsiz, bazen açıkça kitap içindeki olaylardan hatta kitabın sonundan bahsedeceğim. bunları özellikle ayıklayıp spoiler butonu koyamayacağımdan hepsini spoiler çerçevesine almaktansa yorumun başına, böyle bir not koymayı uygun gördüm.

    okuduğum ilk haruki kitabı olan 'uyku'dan sonra "kitabın sonu yok?!" serzenişlerimi buraya aktarmıştım hatırlayanlar olursa. dergi kapaklarında reklamı sürekli gözüme çarpan bu romanı, tesadüfen kütüphane masasında başıboş bir halde görmeden önce okuma niyetinde olduğum söylenemezdi. 'methinizi çok duymuştum efendim' diyerek yüz yüze görüştükten sonra bana anlatacaklarını merakla dinlemeye başldım. ancak bu sefer temkinliydim, biliyorum hikayeniz çok akıcı ve ilgi çekici olsa da sonunu yine kendinize saklayacaksınız. bu yüzden kızmayacağım demiştim lakin kitabın sonunda, iyi ki bütün soruların cevabını alamadım diyeceğim aklımın ucuna bile gelmezdi. 'uyku'dan sonra ne değişti de artık yarım bırakılmış kitapları daha gerçekçi bulmaya başladım bilmiyorum. sanırım ben de bir şeyleri yarım bıraktım, sorduğum sorulara cevaplar bulamadığım gibi iz sürmekten yoruldum ve bilinmezliğe teslim oldum. zaten hangimiz bir polisiye romanın son 5 sayfasındaki gibi bütün soruların cevabını açığa çıkartıp bütün merakımızı gideriyoruz yaşadığımız olaylar karşısında? katilin uşak olduğunu öğrensek de cinayetin gerçek nedeni çoğu zaman gizli kalıyor değil mi? en nihayetinde her ölüm bir yarım bırakıştır ve böylece hayat da yarım bırakılmadan sonlandırılamaz. hatta yarım olarak nitelendirilebilecek kadar bile yaşayabildiysek çok şükür... yani o kadar çok şey yarım ki, bittiğinde kafanızda soru işareti bırakmayan bir kitap ancak günlük hayatta deneyimleyemediğimiz tamamlanmışlık hazzını okuyucuya yaşatmak için basılmış bir meditasyon seansı olabilir. kitapta havucun anahtarı neden çaldığını, myu'nun gördüğü şeylerin gerçek olup olmadığını, sumire'nin neden gittiğini ve niçin geri geldiğini bilmiyoruz. hatta kitabın sonunda döndüğüne inanmakta bile zorlanıyoruz, en azından beni çok tereddütte bırakmıştı. velhasıl kelam, konu kitap değildi sanırım, biz değiştikçe kitaplar da değişiyormuş.


    not: işbu girdi, aylardır taslak halinde duruyormuş. yollamama nedenimse büyük ihtimalle uzun cümlelerde anlatım bozuklukları olup olmadığını denetlerken sıkılmış olmamdır. o yüzden ilk taşı yanlışsız olanınız atsın.