1. kişinin sanat eserlerinin bolluğu veya ihtişamı ve güzelliği karşısında kendinden geçme hali.

    bana göre mübalağalı bir durumdan ortaya çıkan zorlama sendromdur. zirâ sanat eseri denen şey'in ne'liği ne? her kişi bir başkasının bir sanat eseri karşısında ayılıp bayılmasını öteleyebilir, saçma bulabilir.
    mesela `michelangelo`'nun `the last judgement` freskine bakıp kendinden geçen bir insan `ibrahim tatlıses`'in `ne faydası var` şarkısında kendinden geçen bir insanı aşağılayabilir, ya da tam tersi. ama ikisinin de bu 'sanat eserleri' karşısında neden kendinden geçtiklerine dair subjektivitel bir savunuları vardır. bu esrikleşme gibi gösterilen 'sendrom' içeriğine nail olabilecekse subjektivitel olamaz. esrikleşme yasa'dan çeker muhtevasını. bu yasa'dan gelen tür;
    'sendrom' değildir. zirâ bu sendrom lafı hastalığı legalize eden bir merdiven görevi görüyor. gerçek bir esrikleşme hali hastalık değildir. 'sendromda' olduğu gibi yalandan da değildir.
    mesela stendhal'ın kendi yaşadığı esrikleşmeler yasa'dan çekiyordu içeriğini.
    hangi yasadan? bir şey'i sanat eserine evirebilecek yasa'dan.
    stendhal'de goethe'nin doğuya duyduğu ilginin aynısı mevcut idi. goethe doğu'ya duyduğu özlemi hafız-ı şirazi ile belli eder, `west östlicher diwan` eserinde.
    stendhal ise arap kültürünü önemser ve şöyle der;

    ' gerçek aşk bir arap bedevisinin çadırında aranmalıdır. burada metres ile aşık arasında en mümkün şekilde eşitlik tezahür eder. bu eşitlik, mutsuz batıda yoktur. arap çadırında ihanetin ardından aşağılanma ve ölüm gelir. bu tehlike her yerde mümkündür ama burada açıkcadır.
    muhammed ise bu topluma islamı getirerek bir püritenlik öznesi olmuştur. hiç kimseye kötülüğü olmayan zevkleri yasaklamak istedi ve islamiyeti kabul eden her ülkede gerçek aşk'ı öldürdü '

    şimdi, stendhal ve goethe'nin ortaklaşalıkları nedir? doğu'nun sistemsizliği, manzumesiz dionysosçalığı. goethe, batıdaki şairlerde hafız'daki duygudurumlarına ve bundan doğan kelâmlara rast gelmemiştir. çünkü insan, kendisine dair en yakın şeyleri kendisine en yakın iken, en ilkel duruma yakın iken söyleyebilir.
    yine stendhal, bu ilkel durumu ulularken bu durumdadır.

    yani, sanat eseri karşısında esrikleşme durumu, primitif zamanlara tahassürden neşet olur. bu değişmez yasa'dır. sanat denilen, trajedi ile muazzeb edilemez. ondan öncesi ile ilişkisiyle var olur.