1. birden "yaa iyi sünnet ettirdiler de neden ettirdiler ki yani?" diye aklıma gelmesiyle soluğu google'da aldım ve "sünnetin bilimsel açıklması" gibi uyduruk bir şey yazınca da karşıma evrim ağacı'nın bu makalesi geldi: sünnetin bilimsel açıdan incelemesi ve evrimsel bakış açısı

    makalenin evrim ağacı'nın kendi sitesinde olan halini bulamadım. taşınmış sanırım. ama facebook'ta evrim ağacı'nın kendi sayfasında paylaştığını buldum.

    yani insan hayret ediyor. "tüh!" dedim.
    cehalete kurban gitmişiz. ne garip. geri dönüş için yapabileceğim bir şeyin olmaması da cabası.

    uzun yazı okuyamama hastalığı olanlar için özet:

    !---- spoiler ----!

    sünnet olmanın hiv virüsüne yakalanma ihtimalini düşürme gibi bir olumlu tarafı var. fakat bunun haricinde olumsuz birçok duruma kapı aralıyor. "birçok" derken hakikaten çok.

    !---- spoiler ----!

    düzeltme: yazım-noktalama

    ek: the godfather, iki defa, metni buraya kopyalamamı istedi. uzun zamanlı facebook linklerinin uçabileceğini belirtti. yani çok uzun olacak ama yolluyorum.

    direkt alıntı:

    merhaba arkadaşlar,

    sayfamız kurulduğundan bu yana okurlarımız sürekli olarak sünnet ile ilgili açıklamalar yapmamızı istiyorlar. bu konuda herkesin kafasının çok karışık olduğu belli. biz de artık daha fazla sizleri bekletmemek adına, bu konuda mümkün olduğunca detaylı bir açıklama yapmak istedik. umarız herkese faydalı olacaktır.

    tanımsal olarak sünnet (circumcision), sadece erkekler için tanımlanmaktadır ve penisin ucunda bulunan prepucium (ön deri) olarak adlandırılan deri parçasının cerrahi olarak kesilerek alınması anlamına gelmektedir. aslında "sünnet" kelimesi islami literatür sayesinde türkçeye kazandırılmış bir kelimedir. bu deri parçasının alınması, ingilizcede (yukarıda da verdiğimiz gibi) "sirkümzasyon" olarak anılmaktadır. ancak biz yazı boyunca "sünnet" olarak adlandıracağız.

    sünnetin yapılabilmesi için öncelikle operasyonun 60-90 dakika öncesinde yerel anestezik madde uygulanır. kimi zamansa bu kadar beklememek adına doğrudan damardan enjekte edilen lokal anestezik madde aracılığıyla dorsal penis siniri'nin çalışması engellenir. bu anestezik madde çoğu zaman penisin deri altı bloğu denen orta kısmına enjekte edilir. isteğe ve şartlara bağlı olarak genel anestezi yöntemiyle, kişi tamamen uyutularak da operasyon gerçekleştirilebilir, ancak bu çoğu zaman tercih edilmeyen bir yöntemdir.

    sünnet için birçok farklı yöntem bulunmaktadır; bunların cerrahi açıklamalarına burada girme gereği görmüyoruz. fakat basitçe, tüm operasyonların öncesinde kesilecek derinin miktarı bir mengene (küçük, halka şeklinde bir alet) sayesinde tespit edilir. daha sonrasında birkaç ara basamak sonrası deri ile penisin ana kısmı birbirinden ayrılır. eğer ki bu noktaya kadar herhangi bir engel tespit edilmediyse, ayrılan deri kesilir (ampüte edilir) ve işlem biter. bu işlem sırasında cerrahın yetenekleri çok önemlidir, çünkü en ufak bir hata idrar kanallarına hasar verebilir. bu derinin alınması, penis başı olarak bilinen glans bölgesinin erekte olmayan halde de görünür olmasını sağlar. yapılan araştırmalarda cinsel aktivite üzerinde herhangi bir etkisi olduğu tespit edilememiştir.

    kimi zaman dişilerin de sünnet edildiği görülmektedir. buna, tıbbi terminolojide dişi genital mutilasyonu (hasarlanması) denmektedir. erkeklerden farklı olarak, kadınların "sünnet"inde cinsel faaliyet ciddi miktarda etkilenmektedir. temel olarak 3 tip dişi sünneti bulunmaktadır. bunlardan birinde klitoral zırh (clitoral hood) olarak bilinen ve cinsel faaliyetlerde çok önemli rolü bulunan klitoris yapısını koruyan deri grubu kesilir. ikinci bir tipte sadece deri değil, aynı zamanda klitorisin tamamı ve hatta iç yanaklar (labia minora) olarak bilinen yapının tamamı kesilir. üçüncü bir tipte ise ikinci tipteki tüm yapılarla birlikte dış yanaklar (labia majora) olarak bilinen parçalar da alınır ve sadece adet döneminde kanın ve normal zamanlarda idrarın çıkabilmesi için küçük bir delik bırakılır. tüm bunların temel amacı, dişinin cinsel faaliyetlerini sınırlandırmaktır. belirttiğimiz gibi, erkekten farklı olarak bu yapılardan herhangi birinin alınması, cinsel faaliyetin başarısını ve zevkini çok ciddi oranda kısıtlamaktadır. burada önemli olan, dişilerin bu yapılarının alınmasının tıbbi bir amacı olmamasıdır. yani kimi durumda bu bölgelerin alınması tıbbi olarak gerekebilir, ancak "sünnet" kavramı dahilinde böyle bir zorunluluğun bulunmaması ve keyfen ya da şahsi inançlardan ötürü alınması önemlidir. aynı durum erkekler için de geçerlidir.

    günümüzde birçok ülkede dişilerin sünnet edilmesi yasalarca yasaklanmıştır. örneğin amerika birleşik devletleri'nde 1996 yılında dişilerin hastalık durumları haricinde sünnet edilmesi uygulaması ortadan tamamen kaldırılmış, 1997 yılında ise çocuklarının keyfi olarak sünnet edilmesi önerisini yapan ebeveynlere ceza uygulaması getirilmiştir. ancak halen birçok ülkede erkeklerin sünnet edilmesine, öylesinin "daha temiz" olacağı iddia edilerek, herhangi bir bilimsel tabana dayandırılmadan izin verilmektedir.

    bu teknik bilgileri verdikten sonra, şimdi biraz daha derinlemesine konuya bakalım. ilk olarak, sünnet kavramı çok eski zamanlara kadar gitmektedir, öyle ki antik mısır mezarlarından çıkan bedenlerin bazılarının sünnet edildiği görülmektedir. hatta duvar resimlerinde bile sünnet ritüeline ait çizimler görülmektedir. günümüzde, sünnetin uygulanmasının ana sebebi dini inançlardır. musevilikte erkeklerin sünnet edilmesinin bir yasa olduğuna inanılmaktadır. islam'da, kuran'da bahsedilmiyor olsa bile erkek sünnetinin yapılması bir "sünnet" olarak görülmektedir (bu yüzden "sünnet" kelimesi bilimsel bir terim değildir, kuran içerisinde bulunmayan ancak islam peygamberinin doğru bulduğu ve yapılmasını tembihlediği davranışların genel adıdır). afrika'da bulunan bazı hıristiyan kiliseleri de sünneti bir gelenek olarak uygulamaktadırlar.

    dünya sağlık örgütü'nün yaptığı araştırmalara göre dünya'daki erkeklerin %30'u sünnetlidir. bu %30'un da %68'ini müslümanlar oluşturmaktadır. bu %30'un içerisindeki herkes dini sebeplerle sünnet olmamaktadır. yapılan araştırmalar, dini olmayan geleneklerden ötürü sünnet olan birçok toplum ve kabileyi de ortaya çıkarmıştır.



    sünnetin faydaları

    normalde sünnet, tıbbi olarak bazı hastalıkların tedavisi olarak uygulanmaktadır. balanit kserotika obliterans (erkek penisi ve bölgesindeki deride meydana gelen bir hastalık), fimoz (penisin ereksiyon sonrası tamamen deri içerisine çekilememe hastalığı), balanit (penis iltihabı), postit (ön deri iltihabı) ve bazı idrar yolu iltihapları bu hastalıklara örnek olarak gösterilebilir. yani bu ve benzeri hastalıklar ortaya çıktığında, tedavi olarak kimi zaman penis ucundaki derinin kesilmesi gerekebilmektedir. ancak burada dikkat edilmesi gereken, bu hastalıkların oluşması sonrasında bu derinin alınmasıdır. bu tıpkı kangren olmuş bir kolun kesilmesine benzer. bu hastalıkları önlemek amacıyla sünnet olunması, ileride kangren olabilir diye kol kesmeye benzemektedir.

    fakat sünnetin bazı önleyici etkileri olduğuna dair, göz ardı edilemeyecek kadar güçlü veriler de bulunmaktadır. bunların başında da dünya sağlık örgütü tarafından tespit edilip onaylanmış olan bir araştırma bulunmaktadır: afrika'da yapılan araştırmada sünnetli erkeklerin sünnetsizlere göre %38-66 arası daha az hiv (aids virüsü) kaptığı tespit edilmiştir. bu tespitin ardından dünya sağlık örgütü sünnetin özellikle hiv geçişinin yoğun olduğu bölgelerde bir önlem aracı olarak uygulanması önerisini ileri sürmüştür. fakat dünya sağlık örgütü, aynı raporunda sünnetin hiv'i önlemede sadece kısmi bir etkisi olduğunu, dolayısıyla diğer mücadele yöntemlerinin önüne asla geçemeyeceğini de belirtmektedir.

    bir diğer çalışma, sünnetli erkeklerin penis kanserine yakalanma riskini azalttığını ileri sürmektedir. yapılan istatistiki araştırmaya dünya çapında birçok tepki gelmiştir. bunların en önemlisi, araştırmayı tekrar eden bilim insanlarının aynı sonuca ulaşamaması olmuştur. bir pediyatrist olan dr. van howe, "zaten bir erkeğin üzerine yıldırım düşme ihtimali, penis kanserine yakalanma ihtimalinden çok daha yüksektir." zaten istatistiki olarak baktığımızda, neredeyse hiçbir erkeğin sünnet olmadığı japonya, norveç, finlandiya ve danimarka'nın toplamındaki penis kanseri vakası sayısı, içerisinde büyük miktarda sünnetli barındıran, sadece amerika birleşik devletleri'ndeki penis kanseri vakası sayısından daha azdır.

    2010 yılında yapılan bir araştırma itibariyle net bir şekilde söyleyebiliriz ki hiçbir profesyonel bilim örgütü sünnet uygulamasını önermemektedir. bunun nedenlerine bakacağız, ancak öncelikle bu ön deri nedir, neden evrimleşmiştir, buna bir bakmak gerekir.




    ön derinin evrimi

    artık modern bilimde bütün canlıların ortak atalardan evrimleşerek var oldukları net bir şekilde bilinmektedir. bu gerçeği bizlere gösteren evrimsel biyoloji içerisindeki bazı araştırmalar, bu bilimin gücünü tekrar tekrar görmemizi sağlamaktadır. bunlardan biri de ön deri üzerinde yapılan evrimsel analizlerin sonuçları olarak karşımıza çıkmaktadır. evrimsel biyoloji açısından baktığımızda, organ ve yapıların genel olarak 3 kategoride bulunduklarını görmekteyiz:

    - tam işlevsel organlar/yapılar: adından da anlaşılacağı üzere bu organlar, bilindiği kadarıyla tam olarak işlevlerini görmektedirler. tam olarak işlev görmek, daha fazla evrimleşemeyeceği anlamına gelmemektedir. ancak bu organların, evrimleştikleri kadarıyla işlevlerini tam olarak yerine getirdikleri söylenebilir.

    - körelmiş organlar/yapılar: evrimsel biyoloji olarak varlıkları açıklanabilmiş olan bu yapılar, atasal türlerde işlevsel olup da evrim sürecinde görevlerini yitirmiş yapılar ve organlardır.

    - sürüklenmiş yapılar: şimdiye kadar tamamen sürüklenerek var olmuş bir organ tespit edilememiştir; ancak bazı yapıların herhangi bir işleve sahip olmamalarına rağmen evrimsel süreçte diğer özelliklerle birlikte sürüklenerek günümüze kadar taşındıklarını görmekteyiz. bu yapıları, körelen organların son dönemleri olarak düşünebiliriz. muhtemelen, gelecekte tamamen yok olacaklar ve arkalarında herhangi bir iz bırakmayacaklardır.

    yapılan araştırmalar ön derinin hangi kategoriye girdiğini tespit etmeyi hedeflemektedir. yapılan araştırmaların çok büyük bir kısmı bu yapının tamamen işlevsel olduğunu ortaya koymaktadır. çok nadir de olsa yapılan bazı araştırmalar körelme durumu tespit etmekte, günümüze kadar sürüklenerek taşındığını söylemektedir. ancak şimdiye kadar yapılan keşiflerin hepsi alt alta konulacak olursa, ön derinin tam olarak işlevsel bir yapı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

    ön derinin evrimsel süreçte genital organların korunması açısından çok önemli bir rolü olduğu görülmektedir. çünkü bu deri ve içerisinde bulunan hücreler sayesinde koruma, uyaranlara tepki verme ve çok amaçlı bir yapı sağlanabilmektedir. dişilerde birinci tip sünnet ile alınan yapı klitorisi korurken, erkeklerde bu yapı penis başını korumaktadır. sadece bu özellikleriyle bir ön deri insan cinsel anatomisinin başlıca unsurlarından biridir.

    ön deri temel olarak bir "dokunma organı" olarak karşımıza çıkmaktadır. vücutta hiçbir diğer deri parçası bu kadar yüksek hassasiyete sahip değildir. evrimsel süreçte, penisin "şaft derisi" olarak adlandırılan, penis gövdesini saran derinin uç bölgesinin özelleşmesiyle ortaya çıkmıştır. normal olarak ereksiyon haricinde penis başını tamamen kapatarak dış etkenlerden korunmasını sağlar. ereksiyon sırasında ise gerilerek penis başının ortaya çıkmasını sağlar. aslında görüldüğü gibi tek yüzeyli bir deri değildir. dış kısmı, uç kısımda içe kıvrılır ve tekrar vücuda doğru ilerler. böylece iki katlı bir yapı oluşturur. yapılan istatistiki araştırmalarda ön derinin, penisteki tüm derinin %80'ini kapladığı tespit edilmiştir.

    ön deri içerisinde besin konusunda son derece zengin kan damarları ve uyarı konusunda oldukça hassaslaşmış sinir uçları bulunmaktadır. bunların hepsi düz kasların (peripenik kas örtüsü) içerisine gömülü olarak bulunmaktadır ve bu kasın lifleri penis boyunca uzanmaktadır. tıpkı göz kapaklarının içi ya da yanak içleri gibi, ön deri altında da mukoza tabakası bulunmaktadır. kanadalı hastalıklar uzmanı john taylor'ın anlattığına göre, ön deride uç uca eklendiğinde tam 73 metre uzunluğa ulaşacak kadar sinir ucu bulunmaktadır. bu sinirlerin sayısı 1.000'i geçebilmektedir. bu sinirlerin sayısı hemen hemen dudaklardaki ve parmak uçlarındaki ile aynıdır. sünnet sırasında bu sinirlerin tamamı kesilerek işlevsiz hale getirilmektedir. zaten aşağıda da açıklayacağımız üzere, sünnet öncesi ve sonrasında cinsel aktiviteden alınan haz ciddi oranda düşmektedir. 26 yaşında sünnet olan rick thomas, bunu esprili bir dille şu şekilde aktarmaktadır:

    "10 üzerinden puan verecek olursam, sünnetsiz halimle cinsel aktiviteden aldığım zevk 11 veya 12 puan alırdı. sünnetli penisim ise 3 puan alırsa şanslıdır. doğuştan sünnetli erkekler neler kaçırdıklarını bilebilselerdi hastanelerin altını üstüne getirir ve oğullarının bu saçmalığa kurban gitmesine izin vermezlerdi."

    yapılan araştırmalar, sünnet olma yaşının ilerledikçe, cinsel aktiviteden alınan hazdaki düşüşün de arttığını ortaya koymaktadır. 55 yaşında sünnet olan douglas macarthur, deneyimini şöyle aktarmaktadır:

    "sünnetten önce cinsel ilişkiye girmek otomatik vitesli, lüks bir araba sürmek gibiydi. istediğim yere kolaylıkla gidebiliyordum. sünnetten sonra ise küçük, güçsüz, sıkışık ve düz vitesli bir araba kullanıyor gibiyim. herhangi bir yere ulaşmak oldukça zaman alıyor. rahatlıkla söyleyebilirim ki penisim hassasiyetinin %90'ını kaybetti."

    ön deri içerisinde iki tip mukoza tabakası bulunmaktadır. ilki yumuşak mukoza olarak bilinen tabakadır. bu mukoza yumuşatıcı, kayganlaştırıcı, koruyucu kimyasalları salgılamaktadır. ikinci yapı olan çıkıntılı mukoza ise ince ve elaksit şeritlerden oluşmaktadır. bu şeritler genişleyip daralarak ön derinin kanatlarının açılmasını ve kapanmasını, böylece penisin görünür ya da görünmez olmasını sağlamaktadır.

    ön derinin penis gövdesine tutunduğu yer ise frenulum denen, ince şeritli bir yapıdır. bu yapı, dilin çeneye tutunduğu yapıyla özdeştir. frenulum sayesinde ön derinin hareketleri daha kontrollü ve yumuşak olmaktadır.

    tüm bu özellikleri açısından bakıldığında, ön derinin bulunmasının nedenleri net bir şekilde anlaşılabilmektedir. evrimsel sürece baktığımızda ön derinin şempanzeler, goriller, orangutanlar gibi bütün primat penislerinde bulunduğu görülmektedir. zaten artık evrimsel biyoloji sayesinde de biliyoruz ki, eğer ki bu yapının gerçekten bir zararı olacak olsaydı, evrimsel süreçte elenecek ve yok olacaktı. ne var ki bütün primatlarda bu yapının korunmuş olması ve kökenlerinin muhtemel olarak çok daha gerilere gitmesi, bu yapının işlevsel olduğunu net bir şekilde göstermektedir.

    evrimsel köken konusunda yapılan araştırmalar, ön derinin körelmek bir yana dursun, evrimsel süreçte daha da uzadığı ve damarlarca zengin hale geldiğini göstermektedir. bu da çevresel ve muhtemelen cinsel etmenlerin evrimsel süreçte ön derinin gelişiminden yana seçilim baskısı uyguladıklarını göstermektedir. dolayısıyla ön derinin gereksiz olduğunu bir argüman olarak sürmek, en başından hatalı olacaktır.

    günümüzde sünnetin normal bir prosedür olarak uygulanması gereken insanları, yani sünnet savunucularını 3 ana gruba bölebiliriz:

    1) dini inançlar / geleneklerden ötürü destekleyenler: bu insanlar dini inançlarından ötürü bu işlemi bir zorunluluk olarak yapmaktadırlar. benzer şekilde bazı diğer gruplar ise sünneti dedelerinden böyle öğrendikleri için, herhangi bir dine dayandırmadan, tamamen kültürel bir olgu olarak görmektedirler. bu gruptaki bireylerin işin bilimsel tarafıyla herhangi bir alakaları yoktur. zira bu kişiler genellikle uygulamayı sorgulamadan gerçekleştirmektedirler. bir kısmı işin biliminden haberdar edildiğinde kararlarını değiştirebilmektedir.

    2) bilim düşmanları: bu kişiler genellikle masturbasyon ve eşcinselliği bir "hastalık" veya "sapıklık" olarak gören, ayrımcı, dar zihinli ve geri kafalı insanlardır. bu kişiler kimi zaman tıp doktorları arasından çıkabildiği gibi, çoğu zaman halkın çeşitli kitlelerinden, sağdan soldan duyma bilgilerle işin profesörüymüşçesine konuşan insanlardan oluşmaktadır. bu kişiler sünnet olmanın eşcinselliğe engel olacağı veya masturbasyon yapma miktarını azaltacağı gibi sahte bilimsel fikirlerle sünneti desteklemektedirler.

    3) bilim insanları: bu insanlar çok küçük bir gruptur ve en yukarıda bahsettiğimiz gibi, dünya sağlık örgütü gibi kurumlarda çalışan, insan sağlığı endişesiyle alınabilecek her önlemin peşinden giden insanlardır. bu kişiler sünnetin risklerini bilmekle birlikte, hiv'in yoğun olarak bulunduğu bölgelerde, kimi zaman zor kararlar alınması gerektiğini savunarak bu görüşü desteklemektedirler. yoksa bu insanlar da, normal bir şekilde, evrimsel süreçte edinilmiş bu yapının kesilmesinden yana değillerdir.



    sünnetin zararları

    peki, sünnetin zararları nelerdir? şimdiye kadar bilinen tek faydası, bir önlem olarak hiv'e karşı direnç kazandırmasıdır. bunun haricinde saydığımız bazı hastalıkları tedavi amacıyla kullanılabilir; fakat bu bir tedavidir, bir önlem değil. dolayısıyla, yukarıda dediğimiz gibi, kangrenin önüne geçmek için bir kolu kesmezsiniz, kesmemelisiniz. benzer şekilde, evrimsel süreçte -tıpkı bir kol, bacak, burun, diş gibi- kendi hastalıklarıyla evrimleşmiş bir organı doğuştan kesmek son derece tehlikeli ve yanlıştır. bu tehlikelere bakacak olursak...

    özellikle bilimin ilerlemesi ve evrimsel biyoloji sayesinde insanların bilim anlayışındaki gelişme sonrasında, geleneklerin ve inançların dayattığı, bilim dışı uygulamalara karşı daha ciddi cepheler doğmaya başlamıştır. bu organizasyonların doğması 1990'ların ortalarına rastlamaktadır. haziran 1999 yılında bju international dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, sünnetli insanlarda, sünnetsiz insanlara göre:

    - penis yaralanmasının %33 daha fazla,
    - ereksiyon için gerekli penis derisinin olmaması şikayetinin %27 daha fazla,
    - eşit olmayan deriden ötürü penis kıvrımlanması sorununun %16 daha fazla,
    - ereksiyon sonrası kanamanın %17 daha fazla,

    olduğu tespit edilmiştir. aynı araştırma, psikolojik durumu da içermektedir. yapılan bu araştırmada, sünnetli erkeklerin sünntesizlere göre:

    - yaralı gibi hissetme oranlarının %60 daha fazla,
    - kendine güvensizlik ve aşağılık kompleksinin %50 daha fazla,
    - genital güvensizliğin %55 daha fazla,
    - öfkenin %52 daha fazla,
    - depresyonun %59 daha fazla,
    - saldırganlığın %46 daha fazla,
    - aileye ihanetin %30 daha fazla,

    olduğu görülmüştür. çünkü olay sadece bir deri parçasının alınması değildir. hayvanların tamamı hayatta kalmaya ve üremeye odaklanmıştır ve bütün sistemleri bu ikiliyi gerçekleştirmeye yönelik olarak evrimleşmiştir. insanda da kültürel evrim buna paralel olarak gelişmiştir. bu evrimsel süreç içerisindeki her yapay müdahale, olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. sünnet, bunların başında gelen unsurlardan biridir. elbette burada cerrahi müdahale gerektiren durumlardan değil, keyfi uygulamalardan bahsetmekteyiz. gerçi cerrahi müdahale sonrası da güvensizliğin arttığı bilinen bir gerçektir.

    özellikle,

    - avusturalasyalı (avusturalya ve asyalı) kraliyet fizisyenleri koleji,
    - kanada pediyatri cemiyeti,
    - hollanda kraliyet tıp birliği,
    - ingiliz tıp birliği,
    - amerikan pediyatri akademisi,
    - amerikan tıp birliği,
    - amerikan aile fizisyenleri akademisi,
    - amerikan üroloji birliği,

    gibi kurumlar sünnet konusunda çok kapsamlı literatür incelemeleri ve pratik araştırmalar yapmışlardır. bu araştırmaların sonucunda sünnetin herhangi bir gerekliliğine rastlamadıklarını farklı raporlarda net bir şekilde açıklamışlardır. bu birliklerin, cemiyetlerin ve akademilerin (ve çok daha fazlasının) hiçbiri sünneti, gereklilik durumu doğmadıkça uygulamayı desteklememektedirler.

    bu kadar ciddi karşıtlığın sebeplerini farklı şekillerde verdik. ancak sünnetin daha teknik bazı olumsuzlukları da bulunmaktadır. bunların başında hypovolemik şok gelmektedir. sünnet hakkında araştırmalar yapan tıp birliklerinden birinin yaptığı araştırmaya göre 4.000 gram (4 kilogram) doğan bir erkek çocuğunda 340 mililitre kan bulunmaktadır. yani kilogram başına 85 mililitre kan düşmektedir. sünnet sırasında, en başarılı doktor bile, 68 mililitreye kadar kan kaybına sebep olabilmektedir (çoğu zaman bundan daha azdır) ve bu konuda vakaya rastlanmaktadır. bu da doğum sırasında bebeğin %20 oranına kadar kan kaybetmesine sebep olmaktadır. bu da bebeklerin hipovolemik şoka girerek ölmelerine sebep olacak kadar ciddi bir kan kaybıdır. sünnetin herhangi bir faydası, bu riski almaya kesinlikle değmemektedir.

    öte yandan bir diğer önemli sıkıntısı metisilin dirençli staphylococcus aureus bakterisine yakalanma riskidir. yapılan araştırmalarda, son dönemlerde sünnet vakalarında bu bakteriden kaynaklı hastalıkların oranında çok ciddi bir artış olduğu ortaya çıkarılmıştır. üstelik sünnet olan çocuklarda, sünnet yaralarından bu hastalığın kapılma ihtimali ömür boyunca sürmektedir. çünkü ön derinin salgıladığı bazı kimyasalların, cinsel bir hastalık olan bu bakteriyel enfeksiyona engel olduğu düşünülmektedir. bu derinin kesilmesi, hastalık riskini arttırmaktadır.

    bunlar haricinde sünnetli erkeklerde ilerleyen dönemlerde bazı hastalıkların görülme ihtimali artmaktadır. bunlar arasında:

    - meatal stenoz: idrar kanalının daralıp kapanması hastalığıdır. normalde erkeklerin %0.9'unda görülmekteyken, sünnetlilerde bu oran %9-10'a kadar çıkmaktadır.
    - üriner retensiyon (isküri): idrar yapamama hastalığıdır.
    - venöz stasis: penis damarlarında kan akışının yavaşlaması hastalığıdır. ön derinin kesilmesiyle damarların ortadan kaldırılması, bu hastalığa yakalanma riskini arttırmaktadır.
    - gömülü penis: penisin ereksiyon sırasında bile dışarıya çıkamamasına sebep olan hastalıktır. ön derinin kesilmesiyle penis başının hareketi "özgürleştirilmiş" sanılmaktadır, ancak alt derinin iltihabı veya hasarı, penis hareketine engel olmaktadır.
    - adhezyonlar: penis etrafındaki deri, ön derinin kesilmesine cevaben genişleyebilir ve penis başını kapatacak şekilde kaynaşabilir.
    - deri köprüleri: ön derinin kesilmesiyle birlikte salgıların azalması derinin penis başına veya penis şaftına yapışmasına ve köprüler oluşturmasına sebep olabilir. bu da ağrıya ve acıya sebep olabilir.
    - acılı ereksiyon: genellikle köprü oluşumu ve ön derinin salgılarının kesilmesinden ötürü katılaşma-kuruma durumlarından ötürü erekte olurken acı duyulması durumu gerçekleşebilir. sünnetli erkeklerde ereksiyon sonrası ağrıların da daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

    sünnetle ilgili sorunlardan bir diğeri ise etik problemlerdir. sünnet, cinsel organların gelişimsel uyumu ve psikolojik gelişimin etkilenmemesi adına küçük yaşlarda yapılmaktadır. ancak bu, etik bir problem doğurmaktadır: bir birey, ebeveyn dahi olsa, çocuğunun ömrünü etkileyecek, geri döndürülemez ya da değiştirilemez fiziksel bir karar almaktadır. bu karar, basitçe çocuğun sırtına bebekken koca bir kartal dövmesi yaptırmaya benzemektedir. hoş, bir dövme sildirilebilir; ancak evrimsel süreçte, milyonlarca yılda evrimleşip de bir makas darbesiyle koparılan bir deri geri getirilememektedir. bunun kararı, yetişkin bireyin kendisi tarafından alınmak durumundadır. muhtemelen hiçbir insan, eğer ki büyüyüp hiv'e yakalanacak olursa ebeveynlerini "sen neden beni küçükken sünnet ettirip hiv'e yakalanma şansımı düşürmedin!" diye sitem etmeyecektir. dolayısıyla burada etik, geleneklerin önüne geçmek durumundadır.

    tüm bu bilgiler göz önüne alındığında, şu sonuca varmak mümkündür: sünnetin bazı yararları bulunmaktadır, bunlar göz ardı edilemez. ancak çok ciddi zararları da bulunmaktadır. bu zararlar sadece fiziksel ve morfolojik değil, aynı zamanda psikolojiktir de. bu durum tıpkı sigara içmek gibidir. sigaranın da bazı ufak tefek yararları bulunmaktadır. örneğin mide ülseri üzerinde olumlu etkileri olduğuna dair araştırmalar bulunmaktadır. ancak sigara içmenin zararları bir tarafta toplandığında, bırakın mide ülserini, mide kanserini bile %100 önlese bu yine de göz ardı edilebilecek kadar küçük bir etki olacaktır. sünnet de aynen bu şekildedir.

    canlılar, nesiller boyunca evrimleşerek günümüze gelmişlerdir ve bu süreçte birçok organ edinilmiş ve kaybedilmiştir. günümüze, kimi zaman körelmiş organlar (20 yaş dişleri, apandiks, vb.) sorun yaratabilmektedir; bunlar sorun yarattıkları zaman alınırlar. ancak ön derinin körelmiş bir organ olmadığı net bir şekilde ortadadır, hem filogenetik verilerden, hem fizyolojik verilerden, hem de psikolojik verilerden bunu anlamamız mümkündür. eğer ki bu yapıda bir hasar/hastalık oluşacak olursa elbette alınması gerekmektedir. ancak bir önlem olarak bu yapının kesilmesi, tartışmasız bir şekilde cehaletten kaynaklanmaktadır.

    bu yüzden mümkünse, dünya çapındaki tüm profesyonel bilim kurumlarının önerdiği gibi, sünnetin yapılmaması gerekmektedir. eğer yapılırsa, bir karaciğerin alınması kadar ciddi bir etki elbette yaratmayacaktır, ancak birçok olumsuz etkinin oluşacağı öngörülmelidir. bu sebeple de, eğer ölüm-kalım meselesi değilse, sünnete yanaşılmaması akılcı ve yerinde bir davranış olacaktır. elbette, insanların dini inançları ve şahsi görüşleri çoğu zaman bilimin önüne geçmektedir. ancak ironiktir ki aynı kişiler, bu tip sorunlardan muzdarip olduklarında yine bilimin kanatları altına sığınmaktadırlar. bu sebeple, iki yüzlülük yapmamak ve tükürdüğümüzü yalamamak adına en baştan bilimsel olan tercihe gitmekte fayda görüyoruz.

    umarız ki açıklayıcı olmuştur.

    en içten saygılarımızla.
    çmb (evrim ağacı)
  2. evrim ağacı çalışma grubu yazıyı sitesinden kaldırmış. bunu bilerek mi yaptılar bilmiyorum. ama yazının kaldırılmasına sevindim. doğrusunu yapmışlar.

    öncelikle yazıda hiç referans ve dipnot yok. eğer sen* çok güvenilir bir bilimsel kaynak sitesi değilsen, en azından yazdığın yazının altına kullandığın bilgilere dair bir kaç kaynak vermen gerekiyor. bunu yapmadığın taktirde, "sünnetin faydaları" adı altında yayınlanan bir islami referanslı yazı ile aynı kategoride değerlendirilirsin.

    yazıya dönecek olursak; bu konuda hiçbir uzmanlığım yok. konuyu çok fazla araştırmış da değilim. ortalama zekalı bir insan olarak, bir yazının güvenilir olup olmadığını anlayabilmemin sadece bir kaç yolu var.

    bunlardan biri, yazı içerisinde verilen referanslardan herhangi birinde "çarpıtma" olup olmadığı. peki bu yazıda böyle bir çarpıtma var mı?

    maalesef var.

    yazıda bir çok kurum* ismi sayıldıktan sonra şöyle bir ifade geçiyor;

    " .. gibi kurumlar sünnet konusunda çok kapsamlı literatür incelemeleri ve pratik araştırmalar yapmışlardır. bu araştırmaların sonucunda sünnetin herhangi bir gerekliliğine rastlamadıklarını farklı raporlarda net bir şekilde açıklamışlardır. bu birliklerin, cemiyetlerin ve akademilerin (ve çok daha fazlasının) hiçbiri sünneti, gereklilik durumu doğmadıkça uygulamayı desteklememektedirler."

    bahsettiği kurumlardan biri olan amerikan pediyatri akademisi'nin konu ile ilgili açıklamasına şuradan ulaşabilirsiniz. açıklamada; sünnetin faydalarının zararından daha fazla olduğunu ancak "sünnet olmayı tavsiye edecek kadar"* önemli bir faydası bulunmadığı belirtiliyor. kararın aile tarafından verilmesi tavsiye edilmiş. burada sünnet olmaya bir karşı çıkış felan yok. yararı da zararı da önemli ölçüde olmadığı için karar ebeveynlere bırakılmış. bu bağlamda evrim ağacı sitesindeki paragrafın yanıltıcı olduğunu düşünüyorum.

    açıkçası akademinin bu tavsiyesi benim için yeterli. eğer amerika'da yaşasaydım, çocuğumu sünnet ettirmezdim. ama türkiye'de yaşıyorum. çocuğun psikolojik durumunu da düşünerek mutlaka sünnet ettiririm.

    sünnet bir gelenek. aynı zamanda bir "boşinanç" olduğu için "cehalet" olarak değerlendirilebilir elbette. ama bu cehalete "kurban" gittiğimizi pek sanmıyorum.
    ulgan