1. babanın öğretmen, polis, asker veyahut devlet memuru olduğu durumlarda yaşanır. pek çok insan, kültür, yer tanınır daha 15 yaşındayken 3 - 4 şehir gezmiş olunur. yaşıtlarınıza göre daha olgun olursunuz bunun sebebi ise sürekli olarak bir şeyleri geride bırakmak zorunda oluşunuzdur. ilk aşklar, ilk arkadaşlar, mahalleler, okullar, anılar liste uzar gider. 15 yaşında 19 hisseder insan, bir yerde en fazla 5 yıl kalacağını bilir bağlanmamaya çalışır hiçbir yere. üniversite çağı geldiğinde baba emekli olur ama siz üniversite için başka şehre gidersiniz kural yine bozulmaz yine geride kalır pek çok şey. bazen babanızın mesleğine küfürler savururken bulursunuz kendinizi, gidilen her yerde her şeyi sıfırdan kurmak yorar insanı, yıpratır. insanlar üniversite yıllarında ilk defa şehir dışında sıfırdan hayat kurmaya çalışırken siz bu konuda yüksek lisans yapmış olursunuz. yalnız kalmak başkaları için zorken sizin için sıradan bir şey gibi gelir. hiç mahalle arkadaşınız olmamıştır. her şehirden en fazla 4 arkadaş özel günlerde arar sorar sizi, gerisi unutur. insanlar eski arkadaşları ile kopmayacaklarını düşünürken siz çoktan kopmuş olursunuz zaten ileride ne olacağını çokça tecrübe etmişsinizdir.
  2. direkt aklıma dayımı getiren şey :) bence zordur. insan alıştığı yeri özler. bazen mutluluk da getirebilir ama sürekli olmayan versiyonu :) aslında doğa ile iç içe yaşanabilecek güzel yerler var fakat ilerisini düşünürsek her yerde de iş imkanı fazla olmayabilir. bilemedim. bazen aklımı çeliyor böyle düşünceler. bazı yerlerin meyvesi, sebzesi bile bizim buralarda yediklerimizden çok farklı ve kaliteli. hayat da inanılmaz ucuz. gerçi istanbul'da bahçeli, sakin bir yerde oturmak da mantıklı bir çözüm olabilir.
  3. berbattır. evde her zaman büyük boy valizlerin vardır, bir de büyük karton kutuların. bardak takımı fincan takımı kisaca takım olan hiç bir eşyan takım değildir. mutlaka bir ara bir yerlerde kırılmıştır. bir süre sonra umursamazsin zaten, yenisini de almazsin.

    bazı yerler erken soğur kar gelir yollar kapanır, bu devirde kardan yol kapalı kalir mı yok artık dersin ama kapanir hem de haftalar sürer. bazı yerlerde ise kasım ayı gelir ve sen hâlâ tişörtle gezersin. bir başka bölgede; büyükşehirde sana romantik gelen, korunakli evinde kahve eşliğinde! camdan izlediğin yağmura lanet edersin çünkü evini su basar sel olur araban çamura saplanir ve yağar sürekli yağar güneşi unutturana kadar yağar.

    5 kmlik iki köy arasındaki yola 5 ayda asfalt dökülür ama senden baska kimsenin garibine gitmez çünkü buralarda hep böyledir.

    yiyecek içecek işi ise tam bir komedi durumudur. en son yaşadığım yerde yeşil erik ve bal kabağı yoktu mesela. bir gün pazara gittim teyze kereviz var mı dedim. bana bir ot demeti uzattı. teyze dedim kereviz hani şu yamru yumru kahverengimsi şey, ha dedi biz onu yemeyiz sapından yemek yaparız, ondan yok dedi. turp da öyle sapını dogruyorlarmis ama hiç değilse onu kökü ile birlikte satiyorlardi.

    istedigin an kitap alabilmek, tiyatroya gitmek, sinemaya gitmek çok çok lüks, elektrik, su, doğalgaz, internet ise lüksmus diye düşünürsun.

    kısaca oturun oturduğunuz yerde, macera aramayın.