1. binbir çeşit misafirperverlik gösterilerek ülkemizde ağırlanan mültecilerin, yemek yedikleri kaba sıçması ve bunun devam edeceğinin görülmesi üzerine, yavaş yavaş kabul etmemiz gereken acı gerçektir.

    savaş kötü, çocuklar ölmesin. buna kimse itiraz edemez fakat; biz bu insanları, hatay-kilis bölgesinde tampon bölge kuracağımızı, orada yaşayacaklarını düşünerek ülkemize getirdik. şu anda tavşan gibi sevişip, kucaklarında bebekler ile ortalarda geziyorlar.

    bu ülkenin şartlarını düşününce de , şu anda ortalama olarak savaş bitse ve ülke yeniden yapılansa, minimum 5-10 yıllık süreci var.

    büyük bir kriz bizi bekliyor ve amatör siyaset yüzünden ülkemizin burnu boktan bir türlü çıkmayacak gibi gözüküyor.
  2. multeci sorunu nedir bunu bilenler daha ilk suriyeli akinlarinda birkac yil once dahi bu gercegin farkindaydilar. nufusumuz artik 3 milyon kisi daha fazla, tabi bu sadece resmi rakamlar. calisma iznini aldilar sirada vatandaslik izni var.
  3. bir de gettolaşma sorunu doğuracak olan gerçektir. türkiye'de bugün de geçmişte de etnik kimliğini öne çıkaran mafyatik oluşumlar kendilerine alan buldular. türk mafyası, kürt mafyası, laz mafyası.. nurtopu gibi suriyeli mafyamız da doğacaktır. işid eğitimli, ülkenin her yerinde örgütlenme imkanı bulabilecek 3 milyona yakın mülteci ile türkiye'nin hali hazırda var olan iç savaş ortamının derinleşmemesi sürpriz olur.

    büyükşehirlerde yavaştan başladı bile. hemşericiliğin zaten yaygın olduğu topraklarda yaşıyoruz. her yerimizden terör örgütleri fışkırıyor. sen kendi fırınını, bakkalını, mevsimlik işçisini, hafif palazlanmış patronunu, insan kaçakçısını, mafyasını oluşturmuş bir ülkeyi -resmen 3 milyon adam- iç ülke haline getirdin. şimdi kendi ülkende paryasın, nasıl sızabilirsin 3 milyon insanın arasına, askerliğini komando olarak yapmış devletçi mahalle muhtarı yok ki karşında istihbarat alacaksın, yazık.
  4. anadolu alışıktır muhacire, büyük göç hareketlerine. bunun da üstesinden gelir. su akar yatağını bulur.
  5. ülkesindeki savaştan kaçan korkak (bilerek yazdım) suriyelilerin ilk grubu 11-04-11'de giriş yapmış. yasal süre doldu. 5 yıl ikamet eden her yabancı gibi vatandaşlık almaya hak kazandılar, dolayısıyla bizler gibi bu topraklarda doğup büyüyen her insan gibi artık oy kullanabilecek ve her türlü imkana resmen kavuşacaklar. fatura abonelikleri, banka hesapları vs...

    2015 yılında ülkemiz sınırları içerisinde 55.000 suriyeli bebek dünyaya gelmiş. hayvanlar bile strese girdiklerinde çiftleşemezken, bu suriyelilerin üreme performans ve arzularını düşünelim. bu hızla giderler ve evlilik yoluyla da her sene çoğalacaklarını da hesaba katarsak 2030 yılında nüfus dağılımını istatikçi arkadaşlar hesaplasınlar.

    ilk parti araplar kaçtıkları zaman bazıları kapalıçarşı civarına düştü, zengin olup, servetlerini kaçıranlar. bir süre oyalanıp, hepsi dubaiye kaçırdılar paralarını. arap, ermeni, süryani sarraflar... o paralara da buradaki bazı simsarlar bekçilik yaptılar.

    buradakilerin okuma yazma oranları %10. kalifiyeler zaten gittiler buralardan. tramvaya bedava biniyorlar, sağlık ve üniversiteler de hep bedelsiz. bir ispanyol arkadaş bana dedi ki: başınıza bela aldınız. hayatları boyunca deniz görmemiş, medeniyet görmemiş bu insanların tamamını almamalıydınız, dağıtmalıydınız diye. elin ispanyolu bunları görüyor, bunlar göremediler.

    şu anda devletin açıklaığı resmi olarak 3.100.000 suriyeli var. en az 2.000.000 milyon avrupadan geri gelecek. afganlılar, ıraklılar, nijeryalılar hariç. çok az miktarda da ermeni kaçak var.

    toplumun dokusu bozulacak. yarın büyüyen bu suriyeli çocukların suç makinesi olmalarını engellemek için hıza asimile edilmeleri gerekiyor. suriyeli aynı bölge gruplarının birbirlerinden koparılarak farklı bölgelere dağıtılmaları ve izlerini kaybettirmeleri gerekiyor. gerekirse ailelerin parçalanmasılazım ülke bekaası için.

    çok faşistçe ve acımasızca gelebilir. hümanizmi elimin tersiyle bir kenara aldım. bunları zamanında stalin ahıska türklerine uyguladı ve sscb bu tehdidi bertaraf etti.

    coğrafyamız berbat bir yerde ve gelen mültecilerin masrafları dayanılır gibi değil. bunlar yarın ayklanıp, talana başlayacaklar. tıpkı fransa'daki afrikalılar gibi. fransa onları gettolara kapattı ve imtiyazlar verdi. bazı suçları ve ufaktan uyuşturucu işlerini görmezden geldiklerini istediğiniz tanıdığınıza sorabilirsiniz.

    5 milyon (şimdilik) suriyeli kucağımıza kaldı. sorumlusu ben değilim. hakkımı da helal etmiyorum.
  6. ilerleyen yıllarda maalesef daha büyük sorunları ortaya çıkaracaktır.
    no
  7. akılları varsa gitmezler zaten. bulmuşlar bu kadar imkanı sadece oy kullanacakları düşünülerek her türlü ihtiyaçları ülkedeki çoğu vatandaştan daha iyi karşılanıyor. aç sınırlarını kardeşim bırak nereye istiyosa gitsinler sana ne bırak avrupa düşünsün sınırı açmıyosan da tekneyle tırla gitsinler yakalama.
    wtf
  8. ismi lazım değil var ya işte. onun bu ülkeye bulaştırdıgı mikroplardan sadece bir türü bu suriyeler. fakirler, kültürsüzler, cahiller vs. demiyorum. gelip burda asalaklık yapıp zaten bok götüren memleketin üstüne bi de bunlar sıçıyo.

    olan gene bize oluyor. vergiler artiyor, evlerimize hirsizlar giriyor. annesiz-babasiz cocuklar ilerde birer katil-gaspci olma adayi. sonumuz iyi olsun diyelim ne olsun..

    not: tabiri caizse uyuryazarim şuan. cumleler arasinda ahmet mithat efendiyi bile kiskandiracak sekilde alakasiz seyler yazmis olabilirim, affola.
  9. yukarda yazılanlara baktıkça memleketin günah keçileri olacaklarını şimdiden gördüm suriyelilerin. islamcı mısın, istikrarsızlık mı oldu, vur suriyelilere; kürtçü müsün, üç kuruşun elinden mi alındı, vur suriyelilere; kemalist misin, bahçedeki gülün dibine işendiği için solmuş mu, vur suriyelilere; milliyetçi misin, ''kimliğimi kaybettim hükümsüzdür'' ilanı mı vereceksin, vur suriyelilere...

    el insaf, cidden ellerimiz vicdan diye nereye konuluyor merak ediyorum. realizm adına insanlığımızı kiralığa mı çıkarıyoruz? bu memleketin kendi öz milli yüzde yüz öz hakiki yerli insanları tarafından yapılan taciz, tecavüz, hırsızlık, yolsuzluk, cinayet, katliam ve bilumum kötülük sıradanlaşıyor; herkes sabah 8 akşam 4 mesaisine devam ediyor ve buna rağmen 5-10 yıl sonra, yıllarca sokakta yaşamış bir suriyeli çocuğun işleneyeceği bir gasbın (mağdurun direnmesi sonucu işlenen bir cinayetin belki) peşine düşüyor ve tüm suriyeli göçmenler hakkında hüküm veriyorsunuz, öyle mi? toplumun bütün yozlaşmışlıklarına yozlaşma zamanında sessiz kalınırken faturayı öteki kimliğine sahip insanlara kesmek hiç adil değil. (bunu söylemek de komik oldu, adaletin intikamla özdeşleştiği bir zamanda, bir mekanda, bir insan topluluğunda).

    sosyal dayanışma çağrıları filan yapmayacağım: yapan zaten yapar, yapmayan zaten yapmaz; her ikisi de makuldür, zira reflekstir, bilmediğinden korkmak; anlarım (doğasıdır demiyorum bakın rica ederim; çünkü bir insan doğasından bahsetmek 19.yy öncesi düşünce geleneğinin bataklığıdır. reflekstir; çünkü kendinizi korumak için yaptığınız bilinçsiz bir edimdir). fakat refleksle insanlar yargılanmaz, yargılanamaz. yargılamak için düşünün. ancak düşünülürse yargı vermenin ağırlığı kavranabilir çünkü.

    düşünün, realist olmak için düşünmeyin; düşünmek için realist olun. realistlerin kaygısının realist olmaktan daha öte şeyler olduğunu aklınıza getirerek düşünün.

    yapamıyor musunuz, yapılamıyor mu? o zaman toplumca en iyi yapılan şeyi yapın, susun! kimse sizden kahin olmanızı beklemiyor; oysa bir insan olma hayali vardır insanca, pek insanca. bu konuda konuşurken söyleyecekler yukarıdakiler gibiyse eğer, insan olmak susmaktan geçiyordur belki de.