1. tanrı'nın meydana getirdiklerinin, mükemmelliğinin son raddesinde olmadığını ve daha iyisini yapabilecek olduğunu düşünenlerin yanında tanrı'nın yüceliğine tamamen ters düşebilir. bir işi elinden geldiğince mükemmelen yapmamak, gayri-mükemmelen yapmaktır. bir mimarın eserini daha iyi yapabileceğini beyan etmek, onun eserinde kusur bulmaktır. bu tanrı'nın mükemmelliğine ters düşer. zira mükemmellikten yoksunluk sonsuz sayıdaki alt basamaklara indiğinden tanrı'nın eserini herhangi bir şekilde yapmış olması, daha az mükemmel olan halleriyle kıyaslandığında daha iyi olacaktır, ama bu yetmez bir şey ancak bu tarzda bir methe değerse pek methe değer değildir.

    tanrı'nın tutumunun saklı sebeplerine dair bizde bulunan bilginin ancak pek azı üzerinde temellenir. bir çok şeyin daha iyi kılınabileceğine cüretkarca hükmetmemize imkan veriyor.
    [bkz] monadoloji [/bkz]
  2. tanrım bir şey deniyor. acaba hangisinde karar kılacak. işine karışılmaz.
    kararsızlık mı? yok yahu öyle şey mi olur! sadece can sıkıntısı. yoksa en iyisini tek seferde yapar tanrım. o her şeyi bilen ve her şeye gücü yetendir zira.

    can sıkıntısı demişken, niye canı sıkılan bir tanrıya bağlıyız ki? denk gele gele bize de bu mu denk geldi acep? ayarlarla oynamayıp sınavımızı verebilecek en iyi şartları oluşturmak için uğraşmak varken, can sıkıntısından abidik gubidik işler peşinde koşuyor, olmuyor.

    not: içi boş bir avuç laftan ibaret bu yazıyı okuduktan sonra lütfen sövmeyin dostlar bana. nihayetinde sadece içi boş bir avuç laf...
  3. mükemmel derken kime göre, neye göre? belki mevcut vaziyet tanrı için tam istediği gibi, mükemmel bir düzendir. bir de böyle düşünmek lazım.
  4. tanrı konusunda insanların birbiriyle çelişen iki meseleyi aynı anda görmenin şaşkınlığını yaşıyorum her daim.
    öncelikle; tanrı asil beyazı, aşağı tabakadaki zenciyi yaratmamıştır ki, allah insanı yaratmıştır insan ayrımı. savaşı ya da barışı tanrı yaratmamıştır ki. tanrı özgür iradeyi, nefsi, vicdanı yaratmıştır insanlar bunlarla ne yöne gideceklerini kendileri tayin etmiştir. sınav dediğimiz olay da bu zaten, hangi dini seçeceğin ya da bir din seçip seçmeyeceğin sana bağlıdır, bu senin özgür iradendir, bu nedenle inananlar bu sınavın bir gün bitip hesap gününün geleceğini düşünür. şu dünya haritasını önünüze alıp bir düşünün bakalım, dünyada bir insanın açlıktan ölmesi gerçekten mümkün mü? afrikayı düşünün kakao gibi insanların temel besin ihtiyacını karşılamayan ürünler var neden avrupalı dostlarımız böyle olmasını istemiş çünkü. biz çok süpersonik olduğumuz için mi eğitimliyiz de bazı diğer ülkeler değil? özetle dünyanın güllük gülistanlık, insanların da birer sevgi pıtırcığı olmamalarını tanrının mükemmel olmamasına değil insanların sahip oldukları özelliklere bağlıyorum ben. herkes aynı noktadan başlamıyor bu "sınava." durduğunuz yerde neler yaptığınız etkili sanırım.

    ikinci nokta da konudan da çok uzaklaştım ama şu "madem kader diye bir şey var, ne yaşayacağımız belli o zaman neden bu bir sınav olsun ki?" bir kere kader dediğimiz olay bu değil, buraya da geleceğim ama şu çelişkiye bakınız dostlar. az önce neden tanrı müdahale etmiyor, neden dünya bu kadar kötü bir yer diye eleştiren bir dostunuzu sonradan ama kader varken sınav nasıl olsun dediğini duyabilirsiniz, ben duydum. müslüman inancına göre kader tanrının sizin ne yapacağını önceden bilmesidir. ama sadece bilmesidir, müdahale etmesi değil. yani ortada özgür iradeyle çelişen bir durum yok.

    özetle hayat zor be dostlar.
  5. becerememiş olmasıyla son bulmuş sorunsal.
  6. becerememiş olması kuvvetle ihtimal olup eger bilerek yaptıysa suan zulum cektiğim boyle bir hayatı neden bir yaratıcı yarattıgına layık görür bilemediğim durumdur...
  7. bende bel fıtığı, renk körlüğü ve basur var .bu mu mükemmel diyesim geliyor.
  8. tanrı ne yaratırsa yaratsın, her zaman daha iyisi olması gerektiğinden kelli -zira, tanrının kudreti sonsuzdur ve yaratılan herhangi bir şeyin bu sonsuz içersinde bir niteliğe sahip olması gerekir, - ciddi bir sorunsaldır. yaratılmış herhangi bir şeyi gösterin ve sorun tanrı'ya, "ey tanrı! daha iyisini yapamaz mısın?" cevap, "hayır" olabilir mi? o halde tanrı ister istemez, en iyi olanı yaratmamış olmaktadır, hatta ve hatta tanrı bu çelişkiye göre, ne yaparsa yapsın en iyiyi yaratmış olmaz, çünkü yarattığı an o en iyi olmaktan çıkar, daha iyisi hep var olacaktır.

    en azından mantık bunu söylüyor. ( bu parantezde şunu belirteyim, "yarattığı an" tabiri sıkıntılıdır, çünkü o 'an'ın varolabilmesi için öncesinde zaten zamanı yaratmış olması gerekir, ancak sözkonusu konuya çok etkin gibi gelmedi bana, yanılıyorsam uyandırın. )

    şimdi geleyim işbu konu hakkında youreads başlık sınırları içersinde yazılanları incelemeye.

    "tanrı, başlangıçtır; nedensiz nedendir. yaratma fiili, insan dünyasında var olan bir edim; mükemmellik, fani zekaya has bir nitelemedir. tanrı'yı dilin sınırları içerisinde tasavvur edişin her türlüsü antropomorfizm olacaktır. onun "varlık"ından bile bahsedilemez bu yüzden. tanrı, tıpkı ölüm gibi, bu dünyaya ait değildir; deneyimlenemez, varılır ancak."

    dilin sınırları içersinde bahsedilmesi beis olan bir şey varlığı veyahut yokluğu nasıl sözkonusu olabiliyor? böyle bir varlık ancak yoksayılabilir. yoksaymayarak yapacağın her şey seni mantıksal bir çıkmaza götürüyorsa eğer...

    dikkatimi çeken diğer bir yorum da, "concordea" kullanıcı adlı yazarımızın yorumu. şimdi yorumun tümünü buraya kopyalayıp bir kalabalık oluşturmak istemiyorum. o sebeple direkt yorumuma geçeyim;

    sözkonusu yorumun kilit noktası: özgür irade. şahsi olarak, bir insanın özgür iradenin varlığını savunmasına şaşarım. bugüne değin, mantığa böylesine bariz aykırı olup da böylesine büyük kitleler tarafınca, körcesine savunulan başka bir şey daha var mıdır? düşünüyorum, evet, çok fazla var hem de.

    neyse, bu onun mantıksızlığından bir şey kaybettirmiyor.

    öncelikle, özgür irade olayını mantıksal ve birazcık bilimsel olarak ele alacağım. ardından islam'ın buna yorumuna eğileceğim.

    şimdi, düşünen insan varolduğundan beri, varlık üzerine düşünüldüğünden beri ortada bir "nedensellik" mefhumu vardır. bu mefhum der ki, bugün, dün yapılanların sonucudur. yarın ise bugün yapılanların sonucudur. o halde her şey ama her şey ama her şey birbirini etkilemekte, birbirinin sebebi olmakta.

    şuanda zamanı durdursak, her atomun yerini, yönünü ve hızını bilen bir canlı olsa (bkz: laplace'ın şeytanı) o canlı yalnızca bu atomların şuanki verileriyle tüm geçmişi ve tüm geleceği görebilirdi.

    bu cümle, bir yaratıcı olsun veyahut olmasın tüm özgür iradenin reddi ve her şeyin belirli olduğu söylemidir. çünkü makroyu oluşturan mikro parçacıklar, atomlar, belirli bir şekilde hareket ediyor. bu hareket, insan örneğinde, atomların molekülleri, moleküllerin hücreleri, hücrelerin kasları, sinirleri, beyni, organları ve tüm bunların direkt olarak insanın tüm yaptıklarını etkilemesi şeklinde vuku buluyor. (çünkü insanın tüm hareketleri, düşünceleri, niyetleri, beyindeki kimyasal reaksiyonlar sonucu ortaya çıkmakta ve takdir edersiniz ki bu reaksiyonlar atomlara ve atomdan küçük parçacıklara doğrudan bağlı.)

    bu düşünce, kuantum mekaniğinin ortaya çıkışına kadar bilimsel olarak kabul edilmekteydi. determinizm ve nedensellik içiçe, beraberce bir bütün olarak varlığını koruyordu. kuantum mekaniği çıktı dedi ki, "kardeşim, en küçük yapıtaşı atom değildir, atomaltı parçacıklar var orada, onların hareketleri de tamamıyla belirsizdir, gelişigüzeldir. kestirilemez. ayrıca bir atomun aynı anda konumunu, yönünü ve hızını bilemezsiniz," (hoş, bir atomun aynı anda konumuu ve hızını bilememezin sebebi, insanın onu deneylerken kullandığı yöntemlerin kısır olması, yoksa üstün bir varlık olsa, halen bilebilir. eğer yanlış bilmiyorsam. yanlışsam düzeltelim.)

    bu determinizmin çöküşü oldu ancak nedensellik sapasağlam ayakta kalmaya devam etti. niçin? basit, parçacıkların gelişigüzel hareket ediyor olması, parçacıkların birbirlerini etkiliyor olduğu gerçeğini değiştirmiyor, o parçacıklar hala insan kontrolünün dışında hareket ediyor, hala birbirlerini etkiliyor. ve evet, hala uzaklarda kanat çırpan bir kelebeğin yanıbaşımızda bir fırtınaya yol açması muhtemel.

    özet geçecek olursam: her şey ama her şey, en başından beri birbirini etkilemekteyken nasıl olur da, bu etkilenimlere tabii olarak maruz kalan ve bunlara iradedışı tepki geliştiren insanoğlu "özgür" bir irade sahibi olur?

    açıkçası buraya bir özür iliştirme ihtiyacı hissediyorum. şu dakikalarda yorgunluğun ve uykunun azizliğine uğradığımdan ötürü yeterince iyi anlatamıyor olabilirim meramımı, ancak buralardaki herkesin okur, yazar ve düşünür olduğunu tahmin ediyorum. yazdıklarımın anlaşılmayan kısmını düşünerek çok rahatlıkla kapatabilirsiniz, yazdıklarımda bilmediğiniz bir şey varsa eğer, o halde onu da google aracılığıyla rahatlıkla öğrenebilirsiniz.

    neyse, nedenselliğe istediğim gibi olmasa da bir şekilde değindikten sorna islamın bu konuya bakışına geleyim. ayet numaralarıyla veremeyeceğim ancak kuran'ı okuyan herkesin bildiği bir takım söylemler vardır onda.

    mesela, allah dilemez, izin vermez ise bir yaprağın dahi kımıldayamayacağı, allahın, eğer isteseydi tüm insanlığı mümin kılabileceği, hayır geldiğinde şükredilmesi gibi şer geldiğinde de allahtan geldiğinin bilincinde olunup sabredilmesi gerektiği gibi...

    e allah, burada da çok açık ve net şekilde demiyor mu "tüm bunlar ben istediğim için oluyor." ? yoksa ben türkçe bilmiyorum da haberim mi yok?

    nedir yani, allah, her şeyin en başından nasıl olacağını bilmesine rağmen, yine de daha en başında ufacık bir müdahale ile bunları değiştirmeyip, (mesela, en basitinden insanı bu şekilde aciz ve yeri geldi mi son derece kötü - kuran açısından kötü - olabilen bir yaratık olarak yaratıyor, sonuçlarını bilmesine rağmen) tüm bu kötülüklerin olmasına sebep oluyor, ve birileri de kalkıp diyor ki bu olanların sorumlusu insan? enteresan, enteresan. peki soruyorum, "insan"ın sorumlusu kim?

    ben yoksul bir çalışanımı kovarsam, o adam/kadın piyasanın çok kötü olduğu şu dönemde maddi pek çok sıkıntı çeker, bunun bir sonucu olarak mesela adam hastalanan çocuğunu hastaneye götüremeyebilir, veyahut ilaçlarını alamayabilir, çocuklar zayıflayıp hastalanabilir ve hatta bu hastalıklardan bir tanesi ağırlaşıp ölüme sebep olabilir. eğer ben, o adamı / kadını kovduğumda çocuğunun öleceğini bilmeme rağmen adamı kovuyorsam, o çocuğun katili benim. bu iş bu kadar basit.

    true detective dizisinde duymuştum zamanında : "bazı etimologlar dinin beyindeki bazı patikaları düzenleyip eleştirel düşünmeye ket vurduğunu söylüyorlar." bazı etimologlar bunu söylüyor mu bilmiyorum ancak şu açık, herhangi bir inanç, ister dini ister günlük hayatımızdaki küçük, farkına varmadığımız bir tanesi - mesela topu bıraktığımızda yere düşeceğine dair olan kesin inancımız - bu işi yapıyor. çok iyi yapıyor.

    ayrıca konuyla ilgili daha önce de bir şeyler yazmıştım;

    http://youreads.net/yorum/115351