1. ihtimal dahilinde diye yanıtlayacağım soru.
  2. insanların inanma içgüdüsüyle yarattığı kitlesel tanrılar ve o tanrıların insanlar üzerindeki yaptırımlarına dayanarak sorgulanması veya yorumlanması insanın aklına gelebilecek en basit sorudur aslında.
    bence çoğu insan, içinde kendi tanrısını yaratır.amaç iyiliği daha haz alarak yaşamak ve iyiliğin getirdiği mutluluğu ve huzuru kendince hissetmektir.kötülüğü ise tanrı olgusunu kullanarak kendi çıkarları doğrultusunda temellendirip vicdanen rahat olmak için olabilir.
    aslında aklımıza gelebilecek ikinci soruda "tanrıya ihtiyacımız var mı?" olabilir.
    tabi şuan ki dünyada bu soruların cevaplarının kesin yargılarla verilmesi imkansızdır ama teknolojinin getirileriyle modernleşen gelecekteki dünyada tanrının ve onun getirisi olan dinlerin insanlar üzerindeki etkisinin azalacağını düşünüyorum.
    belki bir kuyruklu yıldızdan doğdu ilk hücre.belki uzaylılardan, belki de sagan'ın dediği doğrudur "hepimiz yıldız tozuyuz."belki bir tanrı vardır ve bizi o yaratmıştır.
    bu yüzden şuan için "olamaz mı, olabilir."
  3. varlığına yönelik mevzu eski çağlardan beri insanoğlunun kafasında olan bir sorudur. geçmişteki insanların arafta kalma korkusu, ölüm sonrasını anlamlandırma isteği ödül-ceza sistemine sahip bir tanrıya inanmasına sebep olmuştur. günümüzde ise insanoğlunun bilinmeyeni anlamlandırmaya çalışması, bilgiye olan açlığı konuyu felsefe ve bilimde de popüler bir soru haline getirmiştir. evrim inkar eder, fizik bigbang i çözünce konunun anlamlandırılacağını söyler, bir kesim insan aklının tanrıyı kavrayacak boyutta olmadığını söyler... garip bir şekilde soruya cevap arayan çoğu çevrenin tanrının varlığı ya da yokluğuna yönelik düşünceleri mantıklıdır. tartışma yıllarca da devam edecek gibi.

    her ne kadar evrim üzerine kitaplar okusam, belgeseller izlesem, kuran ı anlamaya çalışsam da şahsi görüşüm tanrının varlığına inanıyorum daha doğrusu inanmak istiyorum. bu istek varoluşumu sürdürmek, ölümün sonrasını anlamlandırmak ya da yaptıklarımdan dolayı ödüllendirip cennete gitmek gibi bir şey değil. açıkçası cennet-cehennem veya yok olmak da çok umurumda değil. ihtiyacım olan mutlak adaleti sağlayacak bir varlık( ve ben de ihtiyaç duyduğumdan bir tanrı yarattım). hırsızın, katilin, zülmedenin kısacası yapanın yanına kalsın istemiyorum. bu düşünceme kinci denilebilir, intikamcı denilebilir ama tanrıya inanmamın tek sebebi mutlak adaleti sağlayacak bir varlığın olduğuna yönelik duyduğum ihtiyaç.tabii inanmam onu var eder mi?
  4. yatağımın karşısında görünmeyen, duyulmayan, herhangi bir şekilde ispat edilemeyen bir kitaplığın olmasıyla aynı şeydir tanrının olması. bilemezsin, sadece inanabilirsin. sen var dersen vardır, yok dersen yoktur. tamamen sana bağlı.
  5. çok kadim bir soru.yaşamımda kontrol edemediğim her ne varsa, yaşamımda kendi mütevazi ve samimi çabalarım yetersiz kaldığında yukarı gayri ihtiyari olarak bakmaya başladım yıllar geçtikçe. farkındalığım korkularımla bütün bunlar da tanrı ve kaderle birlikte büyüdü. bir yandan rasyonelleşirken, bir yandan dogmatikleştiğimi fark ettim. inancı korku besler biraz da içten gelen safkan bir inanma dürtüsü belkide.
    ilk insanlar da kontrol edemedikleri, o zamanki şartlar için olağanüstü gelen her şeye tanrı sıfatını bahşetmeyi uygun görüyorlardı.bu karşıtlıklar, iyi kötü dengesizlikleri, insanı kendini ifade etmeye yöneltti, sosyal alışkanlıkların dışında derinliği olan ifade ve üretim biçimleri hayatın koyduğu zor mücadele kulvarları, sanat ve edebiyatın doğup gelişmesine vesile oldu.

    modern dünyadaysa tanrı para bence. bununla korkutuluyoruz. artık ahlaki kavramların pek bir önemi kalmadı toplumda. ölüm korkusu bile olmayacak kadar cani ve gözü dönmüş teröre dahil olan sağlıksız bir dünyada yaşarken, herkes sermaye sahibi olmak adına her yolu mübah görüyor.

    birileri uyuşturucu aleminden birileri açlıktan ölürken, kimisinin de garip bir şekilde başına bir şeyler düşerken,
    kader var mı diyorum.
    insanlar bu kadar çok yalan söylerken, kötülük yaparken bir tanrı varsa bile onun da bu yarattığı dünya ve buna benzer başka dünyalar varsa eğer bu yaşayışların sonucu olarak kendisine gerçekten sevgi dolu bir şekilde inanmasını değil, bu kaos ve karmaşada korku ve kontrolsüzlükten dolayı inanç anlayışı getirmesine ve kendisini sorgulayacak kadar zeki olacağına şaşıracağını sanmıyorum.

    bruno, galileo inançları vicdanlarıyla rahat bırakılamadığı için yakıldı ve asıldılar mesela. inancın zorla korkutularak değil, içtenlikle sevgiyle geldiği bir dünya görebilecek miyiz bilmiyorum.
  6. tanrı inanılan şeye bağlıdır
    kastedilen yüce mevla allah sa ,
    allah vardır
  7. var ya da yok olması bir şey ifade etmiyor aslına bakarsanız. çünkü arada bir temas yoktur. kilit soru insan hayatının amacıdır.

    tanrı varsa insan hayatının amacı ne olmalıdır sorunun cevabı net şekilde verilebiliyor. tanrı yoksa insan hayatının amacı ne olmalıdır sorunun cevabı net şekilde verilmiyor. çünkü verilirse ortalık karışır, ekonomik sınıflar arasında savaş çıkar.

    o yüzden de tanrının var olması fikri daha benimsenmiştir. aksi halde yüzdeleri eşittir, ya vardır ya yoktur. bilimsel olarak da böyle bir noktaya ulaşılıyor. big bangi tanrı başlatmıştır ve olaylar gelişmiştir. ya da big bang diye bir başlangıç yoktur zincirin bir halkasıdır, öncesi sonrası diye bir vakit yoktur, zamanın başı da sonu da yoktur.

    fakat gel gör ki bugün bir tanrı vardır ve sizden şöyle şöyle olmanızı istiyor fakat zenginlik içinde amaçsızca zevkü sefa içinde yaşamalısınız diye bir şey söylemiyor. o yüzden de ekonomik ya da sosyal olarak başına ne gelirse gelsin sana şansın nasıl bir hayat sunarsa sunsun senin yaşam amacınla ilgisi yok çünkü tanrının kıstası bunlar değil. sen ibadet etmelisin dua etmelisin iyi biri olmalısın bunları yaparken jakuzili eve ihtiyacın da yoktur.
    şimdi bir de evet tanrı yoktur diyelim. başlangıç diye de bir şey yoktur. zamanın başı yoktur. insanın amacı nedir? tabi ki en iyi şekilde yaşamını değerlendirmek. en pozitfi bakış açısına göre yaşam bir fırsattır ve değerlendirmek gerekirç fakat ben yaşamımı değerlendiremiyorum çünkü maddi ve sosyal yetersizliklerim var. örneğin şansım yaver gitmemiş ve suriyede savaş ortamında doğmuşum. yapabileceğim en iyi şey sistemin çarkına girip iyi bir köle olarak karın tokluğuna çalışmaktır. o halde çalışmamak benim hayrıma mı olacaktır. hayır çünkü evim olmaz kimse bana yemek vermez. peki ne hakla dünyanın varlıkları zenginlerin çocuklarına miras kalıyor? hayır ben açıkça gidip savaşmalıyım ve dünyaya adaleti getirmek uğruna savaşmalıyım ki bana verilmiş bu fırsat başkalarına hizmet etmekle heba olmasın.

    gördüğüm kadarıyla eşit ihtimalli tanrı var-yok düşüncesinde var olduğu ihtşimali insanlara daha cazip gelmektedir. çünkü insanın doğası korkaktır, insanların korkak olduklarını tanrıya inanmadıkları halde sistemin çarkına girip çalışmalarından anlayabiliriz. arada sadece bir fark vardır tanrıya inanıyorum diyenler kendilerini pozitif manipüle edebilmektedirler. dolayısyla gizli korkaklardır.

    özeet geçeyim: evrimsel olarak potansiyelimizi açığa çıkarmakla, tanrısal olarak ibadet etmekle, bireysel olarak mutlu olmakla yükümlüyüz. inançsız olmak son şıkka yöneltir sizi. buyrun yapabiliyorsanız mutlu olun o halde diyorum.

    toplum olarak yıllarca birbirimize hayatın bulunmaz fırsat olduğunu, bir daha elde.edilemeyeceğini, çocuklarımızın bu fırsatı en iyi şekilde en.mutlu şekilde degerlendirmesi gerektiğini, başka bir hayat.olmadığını söyleyelim çok merak ediyorum ne.olacağını. ama bunu ağrı dağının dibinde yaşayana da, güneydoğuya da kuzeye de herkese yıllarca ilkokullarda liselerde öğretelim aşılayalım ve seyredelim bakalım tekstil atölyesinde asgari ücretle 12 saat çalışacak kimse çıkacak mı? insanlik bunu yaptığında kendini aşmış olacak diye düşünüyorum.
    abi
  8. tarihsel-sosyal olarak vardır, doğa üstüdür ancak sonsuz değildir. bilinmeyen yere verilen isimdir.

    insanda ilk dini davranışlar doğa tapınımı, animizmvari görüşler ve tıp alanında canlanmış sayılabilir. yani bulunduğu doğanın işleyişini anlamayan insan o işleyişi sağlayan idrak edemediği üstün kurgusal yapıya saygı duyar ve tapınım başlatır. dağ, gezegenler, nehir v.b. oğelere tapınım başlar. sonuçta dağdan su çıkar, yaratıcı-canlandırıcıdır dağ.

    hızlı geçelim, ilkçağ medeniyetleri döneminde tapınım spesifikleşmiştir. somut unsurlara anlam vermeye başlamış, doğa filozoflarını görmüş homo sapiens bu sefer anlamadığı yeni şeyler görebilmeye başlamıştır. örnekse dionysos, üzümü kapalı bırakınca şarap haline dönüştürür. mikrobiyolojiye kadar da isa'nın kanı olarak değerlendirilir. ancak şimşek/zeus, deprem/poseidon'un atları v.b. sembolik ilişkiler kurabilir insanlar. yapılacak en makul şeydir zaten ortaya herhangi bir hipotez atmak.

    pozitivizm sonrası dinleri bilen bizler ise tanrıyı hesaplanamayacak ihtimaller arasına ve ölümden sonraya itmişizdir. keza hiçbir fikrimiz olmayan yerler buralardır. sembollerle doldurmazsak psikolojimiz rahat etmez, kendisini madde-üstü sanan bilinç için kaybolmak duygusuyla yüzleşmek kolay değildir.

    metafizik var oldukça tanrı da var olacak bir doğaüstü boşluk bulacaktır a dostlar. her şeyin teorisi* meseleyi sonuçlandırır mı bilmiyorum ancak tanrının sıradaki evrimi için en azından bilinç-madde ilişkisinin tamamen kurulup bizlere kavratılması gerekmektedir. yavaş yavaş başladı da bu ilerleme. bilincin madde tarafından belirlendiği ve özgür iradenin aslında olmadığı sonuçlarını gösteren araştırmalar yayınlanıyor 8-10 senedir.

    ilerideki tanrı herhalde sadece doğa kanunlarını koyan, maddenin maddeyi çekmesi, termodinamik v.b. dengeleri belirleyen bir bilinçten ibaret olacaktır. sosyal kuralları belirlemekten uzaklaşıp felsefi bir varlık olarak etkisi gözlemlenemeyen bir evrensel hammurabi olabilir belki de.
  9. başlangıcı olan her şeyin bir başlatanı var ise o başlatanında bir başlatanı olması gerekir. tanrı'ya indirgersek bu mantığı, tanrı'nın tanrısı gibi bir şey oluyor. yani yaratıcının da bir yaratıcısı oluyor.

    bu elbette düz mantıktır. mantıksız demiyorum bak, düz mantıktır.

    bu kısır döngü sonsuza kadar sürüyor. buraya da çare olarak metafizik giriyor. e çürütülmediğine göre bu metafizik, insanoğlu var oldukça bu tartışma süregelecektir.

    işte bu yüzden tanrı yoktur diyemeyiz ama tanrı vardır da diyemeyiz.

    ***

    tanrıdan ziyade bunu herhangi sizin uydurduğunuz bir şey içinde geçerli.

    mesela ben diyorum ki evrenin yasalarını ve işleyişini düzenleyen uçan bir mavi yaratık var.

    e hadi gel de çürüt beni?

    ***

    (bkz: agnostisizm)
  10. ortada bir sanat olduğu kesin.

    bir ormanda yürürken, harika bir tablo bulduğunuzda ilk aklınıza gelecek soru ne olurdu?
    "kim atmış la bunu buraya?"
    "la burada ne işi var bunun?"
    "buraya nasıl gelmiş?"
    "burada birileri mi var?"

    muhtemelen bu sorular gelirdi...

    aklına bu sorular gelenler, bu "tablo" ile zaman geçirdikçe varlığına alışır... varlığına alıştığı şeyin kökenine ilişkin soruları da niteliğini kaybeder. günün birinde aklına "kim yaptı bunu" sorusu gelince, ilk gördüğü andan bu zamana kadar onunla oluşan anıları, bu soruya cevabın niteliğini kendi belirler ve bunun üzerine düşünmeyi sevdiği için niteliksizleşen cevaplar artık merak edeni yorar. sonrasında, "biri yapmadan da burada oluşmuş olma ihtimali nedir?" soruna eğilim gösterir. çünkü, tabloyu kimin yaptığı içten içe merak edilse de, biri çıkıp "ben yaptım" diyene kadar gerçek bir cevap ile sonuçlanmayacak. bu sebeple, merak eden, psikolojik olarak daha ulaşılabilir bir yolu seçer. "müdehale olmadan oluşmuş olma ihtimali" yönlenmesi ile belki yıllarca sürecek bir araştırma sonucu olarak yanlışlanabilir olacaktır. işte buna bilim denir.

    insanların bilimselliği, dogma olarak nitelenen oluşumlardan korkusundan değildir. yanlışlanabilir teorilerle, doğrulanabilir ve ihtimali hesaplanabilir veya yanlışa ulaşmak adına verileri bulabileceği bir yoldur. ne bilim yaratıcıya karşıdır, ne de yaratıcı bilime. bilimselliği kendi tek elinde tutan, tutmak isteyen veya onu inanç sisteminden ayıran insanın kahrolası tutumudur, kibirli yaklaşımıdır.

    belki bir gün, yaratıcının varlığını inkar ederek yola çıkan bilimsellik adına yapılan bütün çabalar, onun varlığını kanıtlayacaktır... kim bilir.

    dediğim gibi, ortada bir sanat olduğu kesin.