1. tarım devrimi ya da insanların tarımı icat etmesidir. adına bile devrim demişler ama insanlığın en saçma sapan hareketidir. şimdi avcı toplayıcı insan neler yapıyordu bir bakalım yaşantısına. sürekli dolaşıyor bulduğu bitkileri yiyor avlayacağı hayvanların peşinden koşuyordu. günde beş saat kadar yemek arayıp geri kalan zamanda sosyalleşip sevişiyor geri kalan zamanda da düşünüyorlardı. bir bölgedeki besin kaynağı azaldığında başka bölgelerde farklı besinler bulmaya çabalıyordu. çocuklarını dört yaşına kadar emziren anneler sık doğum yapmıyordu. süt veren annelerin gebelik şansı çok düşüktür. bu sayede çocuklarını daha iyi yetiştirebiliyordu. ayrıca uzun süre anne sütü alan çocuklarda bağışıklık çok daha güçlü oluyordu. küçük gruplar halinde takıldıklarından bulaşıcı hastalıklar pek görülen bir şey değildi. en önemlisi de bir avcı toplayıcı hayatta kalmak istiyorsa dünyadaki her şeyi bilmeliydi hangi bitki yenilebilir hangisi zehirli hangi hayvanla karşılaşınca kaçacaksın hangisini kovalayacaksın. hangi mevsimde hangi vadide hangi yiyecekler vardı bunların hepsini bilmeyen insanlar doğal seleksiyonla eleniyor beynini kullananlar hayatta kalıyordu.

    sonrasında bir insan tarımı keşfetti. aslında farklı tarihlerde farklı yerlerde tarımı keşfettiler. çin'de pirinç yetiştirmeyi öğrenirken ortadoğu'da buğday amerika'da mısır yetiştirmeye başladılar. bu yaşam tarzı değişikliği demekti. yiyecek miktarı artmıştı o yüzden hızlı çoğalmaya başladılar. hızlı çoğalınca çocuklarına anneler daha az ilgi ve daha az süt vermeye başladı. yiyecek evet vardı ama çeşit çok kısıtlıydı. sadece buğdayla beslenenlerin beyinleri küçülmeye başladı. sayıları çok hızlı artınca tarlaların genişlemesi gerekti. buda çok daha fazla iş demekti. insanlar artık günde 12 saat çalışıp sadece tek besinle beslenmeye başladılar. sonrasında iş bölümünü keşfettiler. herkes bir konuda uzmanlaştı. biri tarla sürmeyi öğrenirken diğeri tavuk yemlemeyi öğrendi. sadece tavuk yemleyerek yaşayan birinin beynini kullanmasına gerek kalmamıştı. kullanılan organlar evrimsel olarak gelişiyorsa insanlar aptallaşmaya başlamıştı. bu cep telefonları yokken yüzlerce telefon numarasını ezbere bilen insanların şimdi beş telefon numarasını ezbere bilmemeleri gibi bir şey. sonrasında tarlalar arasında toprak kavgaları ve yağma olayları başladı. ve gerçek savaşların tohumları atıldı. eskiden avcı toplayıcılar kavga eder kazanan bölgenin hakimi olur kaybeden kaçardı. ama tarım yapıp yerleşik düzene geçenin kaçma şansı yoktu ya ölecek ya da tarlalarını savunacaktı. insanlar acımasızca savaşa tutuştular. günümüze kadar geldik ve şunu biliyorum ki avcı toplayıcılar günde beş saat yemek peşinde koşup bizden çok daha sağlıklı beslenip beyinlerini bizden çok kullanıyorlardı.

    insanlık tarihinde insanlığın beyini en fazla kullandığı dönem avcı toplayıcı olduğu dönemdir. hala şu an ki besinlerimiz onların yetiştirdiği buğday pirinç mısır. yeni ekleye bildiğimiz çok az şey var eklesek de toplamda yüzde onu geçmez insanların beslenmesinde. o dönemden sonra insan hiçbir hayvanı evcilleştiremedi. yani uzun lafın kısası insanların aptallaşmaya başlaması tarımı bulup iş bölümü yapmasıyla başlamış hala devam etmektedir.

    bence bunu da oku derim. http://youreads.net/yorum/143263
  2. türkiye'de istihdam 26 milyon civarı. demek ki yaklaşık 50 milyon kişi çalışmıyor. bunların bir kısmı 23-24 yaşına kadar okuyor. bu süre boyunca ailesi ve devlet tarafından besleniyor ve eğitiliyor. üniversite okumayan çocuk da zorunlu ilköğretime gidiyor sonrasında liseye gidiyor para vermiyor. bu bakımdan komplike sosyal yapı yeni nesiller için belli avantajlar yaratıyor. bir de gelişmiş ekonomileri ele alırsak sosyal haklarla birlikte avcı toplayıcılara göre birçok açıdan daha avantajlı nesiller geliyor demek daha doğru olur.

    insanlık genel olarak doğada rolüne düşeni yapıyor. etrafta olan biteni anlayabilen bir beyine sahip ve bunu sonuna kadar kullanıyor. diğer tüm canlılara hükmediyor, dünyayı yönetiyor, tüketiyor ve kendi soyunu mümkün olduğunca çoğaltıyor, mümkün olduğunca yaşatıyor. buna gerek var mı yok mu sorusu bambaşka alana çeker bizi. çünkü doğada hayatta kalmak ve üremek bağlamının dışında var olan hiçbir canlı yoktur hatta cansız olanlar da her şey bir devinim halinde, yok etmek, hayatta kalmak, üremek ekseninde yaşanıyor.

    insanın gelişmiş beyninin kurduğu sistemin dışına çıkmak mümkün değildir. çünkü beyin ve düşünce zaten ahlaksal ve toplumsaldır. yani siz birey olarak her ne yaparsanız yapın insanlığın bir şekilde yararına olacaktır. bu döngüyü kırmak mümkün değil.

    tüm bu olanlar ilk günden itibaren sömürüye alet edilmiş olmasına rağmen oldular. yani bir dönem ilk ambarlar kurulduğunda firavun ortaya çıktı. tiranlıklar yerleşik hayata geçişten itibaren başladı ve hala devam ediyor. bunun sebebi ise konuyu masaya yatırınca bir şekilde hayatta kalmak ve üremek açısından daha avantajlı olduğunu fark etmesidir.

    yani benim söylemek istediğim şey şu; dünyada zaten şöyle bir bakınca hunharca bir katliam yaşanıyor. biz insanlar doğanın en güçlü varlıkları birlik olup diğer canlılardan alabildiğimiz tüm faydayı almaya çalışıyoruz. ayrıca birbirimizden de sistemler yoluyla en aktif şekilde faydalanıyoruz. bunu yapan kendi türümüz olduğu için en kötü ihtimalde bile sistemsiz olmaktan daha karlı çıkıyoruz. bu kadar iğrenç bir şeyi sürdürmeye gerek var mı yok mu sorusu ise yaşamın değil edebiyatın konusu.
    abi
  3. tarımın keşfedilmesi, ihtiyaçlar hiyerarşisindeki kendini güvende hissetme ihtiyacının yerinin doldurulmasına ve tarımın alternatifi olan bir yaşam kaynağı olmasına sebep olmuştur.

    insanlık, garantisi olmayan bir yaşam kaynağı (avcılık) yerine, avcılığa göre görece daha garantili olan tarımı seçmiştir. tarımın getirdiği yerleşik hayatla birlikte, hiyerarşideki bir yere ait olma basamağına geçmiştir.
  4. avcı toplayıcıların günde 5 saat çalışıp geri kalan zamanda yatıp eğlendiği doğru değildir. eğer öyle olsaydı, yani bir kişi günde 10 saat çalışarak kendinden başka birini daha besleyebilseydi kölelik sistemi ta o zamandan kurulmuş olurdu. öyle olmadığını biliyoruz.