1. tarkovsky'nin filmlerinde her kadın karakter sinirli bir yapıya sahiptir. peki bunun sebebi nedir?

    irena brenza ile 1984 yılında yaptığı bir söyleşiye bakarak incelersek anlayabiliriz.

    i.b. : filmleriniz beni derinden etkiledi; şeylere bakışınız çok tanıdık, bir kadın olarak kendimi o filmlerde görememem dışında. kadınlar filmlerinizde kesinlikle geleneksel bir rol oynuyorlar. erkek dünyası egemen, daha doğrusu yalnızca erkek dünyası var. erkeklerin bakış açısından kadın gizemli. sevgi dolu; erkeği seviyor, bütün varoluşu erkekle olan ilşkisi etrafında dönüyor. kadının kendine ait bir hayatı yok.
    a.t. : buna pek kafa yormadım; demek istediğim, kadının için dünyasını hiç düşünmedim. kadının kendine ait bir dünyası olduğunu inkar etmek zor olur, ama bana öyle geliyor ki bu dünya kadının ilgili olduğu erkeğin dünyasına kuvvetle bağlı. bu bakış açısına göre, tek başına kadın anormalliktir.
    - peki tek başına bir adam, bu normal midir?
    - tek başına olmayan bir adama göre daha normaldir. işte bu yüzden kadın filmlerimde ya hiç yok ya da erkeğin gücü üzerinden yaratılıyor. kadın yalnızca iki filmimde var, ayna ile solaris’te. o filmlerde de erkeğe bağlı olduğu belirgin. kadının böyle bir rolü olduğuna itiraz mı ediyorsunuz?
    - söylediğiniz şeyi nasıl kabul edebilirim ki? ben, kendi adıma, kendimi o rolde göremiyorum.
    - birlikte yaşadığınız erkeğin dünyasının, sizin dünyanıza bağlı olması gerektiği sonucuna mı vardınız peki?
    - hayır, öyle de değil. ben kendi dünyamı korurum, o kendi dünyasını korur.
    bu imkânsız. siz kendi dünyanızı, o kendi dünyasını korursa ortak hiçbir şeyiniz olmaz. iç dünyanın ortak bir dünya haline gelmesi gerekir. gelmezse eğer, ilişkinin bir geleceği olmaz, umutsuzdur, uyumsuzdur, ölmeye mâhkumdur. bir kadının eş değiştirmesini tuhaf bulmaya meyilliyim. mesele kaç eşi olduğu değil, ben ilkeyi düşünüyorum. mesele şu ki, kadın bu evlilikleri bir hastalık gibi yaşar. yani önce bir hastalığa düşer, sonra bir başka hastalığa, sonra bir başkasına, vs. aşk öyle bütün bir duygudur ki, aldığı biçim ne olursa olsun tekrarlanamaz; bütünlüğü yüzünden tekrarlanamaz. kadın bu duyguyu tekrarlayabilirse ona tümüyle anlamsız gelir. bu kadın şanssız olmuş olabilir ya da kendi dünyasını korumaya çalışmış, kendi dünyasını daha önemli bulmuş, yabancı bir dünya içinde erimekten korkmuş olabilir. bu durumda da ciddiye alınmayı bekleyemez ki. anlıyor musunuz?
    - daha önce kendine ait bir dünyası olan bir kadınla tanışmadınız mı hiç?
    - böyle bir kadınla ilşki kuramam ki.
    - doğru anladıysam eğer, siz bir kadında erimezsiniz, öyle mi?
    - hayır, erimem. buna ihtiyacım yok. ben bir erkeğim.
    - ama sizin içinizde eriyen bir kadına ihtiyacınız var?
    - doğal olarak. kadın kendini korumaya çalışırsa, ilişki soğuk olur.
    - ama bu sevgi içinde siz kendinizi koruyorsunuz.
    - ben erkeğim. benim farklı bir doğam var.
    - kadın doğasını bildiğiniz gibi bir izlenime mi sahipsiniz?
    - sizin gibi, benim de kadın doğası hakkında bir fikrim var.
    - ama ben kendimi içerden, bir kadın olarak tanıyorum, çünkü bir kadınım.
    - insanlar kendilerine toz kondurmazlar. kendi dünyasını korumak isteyen bir kadın beni şaşırtıyor. bana öyle geliyor ki kadının anlamı, kendini feda etmektir. kadının büyüklüğü buradadır. böyle bir kadının önünde saygı ile eğilirim. böyle vakalar biliyorum.
    - karşınızda dilim tutuldu. yani kadın yalnızca erkeğe duyduğu aşkla var olma hakkına sahip, öyle mi?
    - ben öyle mi dedim? kadın-erkek ilişkisi üzerine konuştuk yalnızca. lafım ağzıma tıkılmadan bir şey ifade etmem de pek mümkün olmadı.
    - epey bir şey söylediniz, gayet iyi biliyorsunuz.
    - ben sadece, erkek ya da kadın, bir insanın, sevdiğinde kendine ait kapalı bir dünyası olmasının imkânsız olduğunu, bu dünyanın ötekinin dünyası ile karışıp tümüyle farklı bir şeye dönüştüğünü söyledim. kadını bu ilişkiden azat ederseniz, ilişkiyi bozarsınız. kadın ayağa kalkamaz, şöyle bir silkinip beş dakika sonra yeni bir hayata başlayamaz. kadının iç dünyası tümüyle erkeğe karşı beslediği duygulara dayanır.

    görüldüğü üzere tarkovsky, kadın'ı olması gerektiği gibi gördüğü için filmlerinde onlara hep bu mizaçlarını aks ettiren roller veriyordu.
    yani erkek üzerinden(daha doğrusu penis erkinin üzerinden) yaşamı tam anlamıyla varolabilecek kadınların, buna, modernitenin kendilerini yüzeysel yaşam koşullarına entegre etmesiyle kendilerini buldukları illüzyoni uzamda anti-fallusist bir ivme ile karşı çıkmaları dolayısıyla eksikleşmelerini yansıtıyor tarkovsky kadınlarının asabiyeti.
    kadının bu eksik varoluşu daha doğrusu varolamayışındaki sinirlerinin dinamiği penise özlemlerinden dolayıdır.