1. dumanlıdır. hüzünlüdür. kırıcıdır.

    yaprak benzetmesiyle rahatlıkla hayatını anlatabildiğimiz insan bazen isteyerek bazense istemeyerek bir şehirden başkasına taşınmak zorunda kalır. taşınma yanında ayrılık da getirdiği için kişiyi hüzne gark eyler.

    insanlar şehirlerle bağ kursa da anlamlandırmak için şehrin her noktasına ve her anına bir veya birkaç insan yerleştirir. şehri insanlarla bütünleştirir. yeni gideceği şehirde de köşe başına aynı insanı, öğle arasına başka bir aynı insanı yerleştirmek ister ama olmaz tabi. insanlar hakları olan yaratıklar oldukları için kutulanamazlar veya kargolanamazlar, bu yüzden de insan sevdiklerini yeni şehrine götüremez. en fazla bu insanlarla olan anılarını ve onların anılarını götürür.

    yeni şehre yerleştikçe köşe başlarına veya öğle aralarına başka insanlar yerleşmeye başlar, fark etmeden, sinsice ama rahatsız edici olmadan. güzel insanların yerine zamanla güzelleşen başka insanlar dolmaya başlar. hayat döner değişir de taşınan zerre farkına varmaz.

    insanın hayatı yaprak gibi midir bilmem ama kendisi fidan gibidir, bir yerde çok güzel boy verirken yeni bir yere taşıdığınızda ilk başta bir yadırgar, boynunu büker, fazladan sevgi ve ilgi ister, eğer yeterli sevgi ve ilgiyi görürse yeni yerine de hızlıca alışır. bir bakarsınız önceki yerine göre daha hızlı daha güzel büyümektedir.

    velhasıl kelam tebdili mekanda ferahlık vardır.
  2. eğer taşınılan yer başka bir ülke ise baya sancılı bir sürece dönüşür.

    eşyalarınızın çoğunu yanınızda götürmeyeceğiniz için satmanız gerekir ama sorun şu ki; eğer erken satarsanız o eşyalar olmadan çok zorluk çekersiniz, geç satmaya çalışırsanız da alıcı bulana kadar baya stres olursunuz. eşyayı satın alacağını söyleyip son anda vazgeçenler, fırsattan faydalanmaya çalışanlar falan da ekstrası. aynı sorun elektrik aboneliği, telefon aboneliği, banka işlemleri gibi şeylerde de olur. mesela elektriksiz günlerce oturmamak için aboneliği kapatmayı son güne bırakırsınız ama bir sorun çıkma ihtimali bile insanı feci strese sokar. bunlarla uğraşmaktan insan hüzünlenmeye bile vakit bulamaz.

    taşınmak zorsa, başka bir ülkeye taşınmak 3 katı zordur kısaca.
  3. artık gerçekten bıktıran şey. 1.5 ay önce ev sahibinin "evi sattım gençler 2 ayınız var hadi dağılın" demesiyle başlayan bu süreçte, tüm ailem hem fiziksel(ev bakarken) hem de mental çok zor bir süreçten geçtik. nedeni de yaşadığımız yerdeki kiraların kentsel dönüşümden dolayı bizim kiramızın 2 katına çıkması oldu. 27 yıllık hayatımın geçtiği, sokaklarında top oynadığım, ilk arabanın altından topu çıkardığım, ilk bisiklet zincirimin attığı ve eve siyah yağ içinde gidip azarı işittiğim, ilk dizimi kanattığım, ilk aşık olduğum ve eve zıplayarak geldiğim bu sokaklardan para gibi bir kağıt parçası yüzünden taşınmak insana ağır gelse de, hayat tabii ki böyle. yapacak bir şey yok. son on gündür nispeten daha ucuz diye, avrupa yakasında ev bakıyorum. sonunda da kurtuluş civarında bulma noktasına geldim. ama bu yazının konusu o değil.

    geçen gün göztepe parkının bağdat caddesine bakan kısmında chp gençlik kollarının bir pankartı vardı boydan boya. "ev kira, ama kadıköy bizim" diye. işte öyle sevdim seni kadıköy, işte öyle sevdim seni hatboyu, işte öyle sevdim seni bağdat caddesi, işte öyle sevdim seni minibüs yolu, şu anda annesiyle ilişkiye girilip bırakılan 12-13 yaşında korka korka bindiğim banliyö treni, dolmuşlar, kaykaycı cocuklar, dilenci teyzeler, çingene çiçekçiler. hepiniz benim çok büyük bir parçamsınız.

    bir çoğunuz insan o avrupa yakası denen sikko yere, anadolunun dört bir tarafından gelirken 10lu yaşlarının sonunda veya 20lerinin başında, sonra tatillerde memleketine, anadoluya geri dönüyor ve "oh be memleketim bee" diyorsunuz ya. işte o memleketim benim kadıköy. çünkü kadıköy benim. çünkü o memleketim ya benim! ve ne kadar şu an atıyorum izmire, ankaraya, antalyaya, adanaya döndüğünüzde aile evinizde anneniz çay yapıyor ve balkonda "oh be" diyorsunuz ya, artık o evin kentsel dönüşümden dolayı olmadığını düşünün. o hakkı bile bizim elimizden almış olabilirler belki ama onu kimse benim kalbimden asla ve asla alamayacak.

    bu bir ayrılık değil canım benim, en kısa zamanda tekrar görüşene kadar, elveda!

    ps: arada tabii ki ziyaretine geleceğim ve hasret gidereceğiz.
  4. benim için detoks gibi. aslında değişikliği pek seven biri değilim. standartlarımı korumayı tercih ederim.
    bazen mecburiyetten hayatımı değiştirebiliyorum işte. üç yılda ikinci ev değişikliğim oldu bu.
    önce gözümde çok büyüyor, o kadar eşyayı toparla, yeni baştan yerleştir... bu arada nakliye firması çok önemli. geçen sefer, elimi sıcak sudan soğuk suya sokmadı sağolsun arkadaşlar. çok düzenli ve özenli taşıdılar. bu taşınmamda neredeyse ben taşıdım evi. iş beğendiremedim arkadaşlara.

    bu arada taşınırken geçmişin de gözünün önünden film şeridi gibi geçiyor. her eşya bir şey hatırlatıyor. unutmak için bilinçaltına ittiğin gerçekler gibi evin muhtelif köşelerine sakladığın anılar ortaya çıkıyor. bazen güzel anılar olsa da genelde seni üzenler "ben burdaydım, hep seninleydim" diye kendini hatırlatıyor.

    işte bu yüzden detoksa benzetiyorum. tdk sözlükler de karşılığı yok ama kısaca "detoks, vücudumuza çeşitli yollarla giren ve atık madde olarak dışarı atılmayı bekleyen zararlı toksinlerden kurtulmaktır."
    işte taşınırken, evime ve hayatıma çeşitli yollarla giren ve dışarı atılmayı bekleyen zararlı şeylerden kurtuluyorum.
    bu defa her sabah uyanıp, camdan bakınca onun evini görmekten kurtuldum.
    yeni evim bana iyi gelecek eminim.
  5. bir yıl içinde hem işini hem evini taşımış biri olarak gelecek yıllarda asla yapmak istemediğim eylemdir. öncesi bir kaos yarattığı gibi sonrası da sancılı geçiyor. bir türlü o düzen sağlanmış olamıyor nedense. gerçi bir şekilde toparlanma gerçekleşiyor ama bedensel ve zihinsel olarak çok yorulduğunuzu hissediyorsunuz.

    gerçi her iki taşınma durumundan sonra da mutlu olduğumu söylemem gerek. birinde hem farklı bir ortam hem farklı bir güzergah hem farklı insanlar-komşularım olmuş oldu. çok değişik duyguları katmasının yanında, insanın zaman zaman kendi içinde de taşınması gerektiğini bir başka şekilde göstermiş oldu bana.

    kendi içinde taşınmak? evet kendi içinde taşınmak.. sürekli aynı düzendeyiz; bir çoğumuz farkında değil belki ama benzer duygulara saplanmış gidiyoruz. o duyguyu oradan almak zor geliyor, belkide imkansız. alışılmış olana öyle koşulsuz şartsız bağlıyız ki.. arada bir taşları oynatmanın üzerimizdeki tesirini göremeyecek kadar yılgınız üstelik. sıradanlığa kaptırıp gitmişiz kendimizi. göze alamayacak kararlar gibi geliyor her biri ama harekete geçmek gerektiği hissinin farkında olmak gerek.

    söz konusu bu iç taşınmanın da bir yerden başlaması gerekiyor. kendi adıma o günleri yaşıyorum; hiç de fena gelmiyor bana bu düşünce.
  6. eşyaları toparlayacak enerjiyi, isteği, motivasyonu bulamadıkça strese giriyorum.
    tanrım! ışınlanma ne zaman icat edilecek?