1. demokrasi kültürüne sahip olmayan üçüncü dünya ülkelerinde, yarı diktatörlük ile eşdeğer durum. avrupa ülkelerinde demokrasi yerleşik bir siyasal kültürü önceleyen, belli deneyimlerle ortaya çıkmış bir değer iken; bizim gibi ortadoğu ülkelerinde "deneyimden" ziyade "deneysel" nitelik taşır. türkiye 1945'ten bu yana kendine özgü olmayan bir siyasal pratiği yaşıyor. bunun doğal sonucu ise birbirini denetlemekle yükümlü olan kurumların yoksunluğu ve uzlaşı kültürünün olmaması.

    böyle bir tabloda muhalefetin yeri de mecliste figüran olmaktan öteye geçemiyor elbette. tek yasa koyucu olan iktidarın, bazen muhalefetten geldiğini sanarak kendi teklif ettiği yasa tasarılarını dahi reddetmesi işin trajikomik yanı.

    demokrasi kavramı çoğunlukçu sandık fetişizminden ziyade çoğulcu ve katılımcı bir değerdir. koalisyon hükümetleri bunu az da olsa, bir nebze gerçekleştirebilir. sermaye gruplarının istikrar sürsün diye dayattığı "koalisyon hükümetlerinin işlevsel olmadığı, ekonomik büyümenin önünde engel teşkil ettiği" yönündeki görüş, bizim gibi demokrasi ithal etmiş ülkelerde siyasal kültürün köküne kibrit suyu dökmekten öte bir anlam taşımıyor.
    ulgan
  2. gruplu cinsel cimaların uzun adamı olmayı gerektirir.