• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.45)
tembellik hakkı - paul lafargue
paul lafargue, ne çalışmanın yadsınması ne de kendi içinde boş zamanın kutsanması olarak kaleme aldığı tembellik hakkı'nda, yaşamın bir tür kutsanmasını gerçekleştiriyor. sadece "sermaye dinini" ifşa etmekle kalmıyor, teker teker bireylerin üzerinde karar kıldıkları bir toplumsal değer olarak çalışmaya dayalı tüm toplumsal sistemlerin geçersizliğini savunuyor. aynı zamanda hem gülünç hem ciddi, hem esprili hem de derinlikli bir metin olarak 19. yy'ın klasikleri arasındaki yerini almış tembellik hakkı, sekiz saatlik iş günü ve cinsiyet ayrımcılığı olmadan eşit işe eşit ücret gibi taleplerin de sistematik bir biçimde ilk defa dile getirmiş olmasıyla önem kazanıyor."ah tembellik! merhamet et bizim bu bitmek bilmeyen sefaletimize! ah tembellik! sanatın, soylu erdemlerin anası, insanoğlunun sıkıntılarına bir teselli ol!" (tanıtım bülteninden) (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. Dört bölüm ve bir de ek bölüm olmak üzere beş bölümden oluşan yaklaşık 50 sayfalık bir manifesto. kitap 74 sayfa ama bunun üçte biri yazarın hayatı, önsöz, sonsöz(çevirmenin yazdığı), sonnot(dipnot yerine sonnot tercih edilmiş çevirmen tarafından), Lenin' in söyleviyle oluşmuş. Kitabın kapağı, bu zamana kadarki baskılar içerisinde gördüğüm en iyi iki kapaktan biri. Dİğeri de Modern Times filminin kullanıldığı kapaktı. Şekile ilişkin diyeceklerim bunlardan ibaret.

    Kitabın adından ne anlattığı belli sanırım. Ancak ben okumadan önce yazarı da tanımadığımdan -ki kendisi Karl Marx' ın damadıymış- daha basit, daha minimal, daha kişisel bir meselenin mizahi bir anlatımla deşileceğini bekliyordum. Ama sosyal ve iktisadi içerikli son derece ciddi bir kitapla karşılaştım. Kişisel bir sorunun isyanı sonucu bir boşalma değil de toplumsal bir sorunun çözümü üzerine bir değerlendirme var kitapta. İlk iki bölümü okumak çok keyifliydi. O iki bölümde çok çalışmanın zararlarından bahsediliyordu. Üçüncü bölümden itibaren ise insanların az çalışmaya nasıl ikna edilebileceğine ilişkin düşüncelere yer verilmiş. Evet günümüzde de hala devam eden hatta büyüyerek devam eden sorunlara değiniyor kitap ama ben bunu bir yazar başarısı olarak değil de bir sistem başarısı olarak görüyorum. Kapitalizm üstelik daha da güçlenerek sürdürüyor varlığını ve kitapta anlatılanların varlığını koruması yazarın ileri görüşlülüğünün bir sonucu değil, zira zaten yazarın böyle bir öngörüsü yok gelecekle ilgili, varsa da bu gerçekleşmiyor zaten çünkü her şey daha kötüye gidiyor.

    Dediğim gibi ilk iki bölüm enfesti, okuması çok keyifliydi. Din(kilise) dahil olmak üzere pek çok şeyin insanları köleleştirmek ve sisteme hizmet etmek üzerine nasıl kullanıldığını, 15-20 sayfanın içerisinde bazen tek bir cümle ile son derece ikna edici bir şekilde anlatıyor yazar. Ama 3. bölümle birlikte anlatılanlar fazla zorlama ve kuramsal geldi bana. Bir arkadaşımın yazdığı ve yazarken bu kitaba da değindiği bir tembellik övgüsünün linkini de paylaşıyorum;

    http://www.fenayazarim.com/2014/04/tembellik-hakki/
  2. kitabın temelini şu sözlerle açıklayabiliriz: "çalışın işçiler, çalışın. toplumsal serveti ve kendi yoksulluğunuzu arttırmak için çalışın. çalışın ki daha da yoksullaşıp daha çok çalışmak ve tekrar yoksullaşmak için bazı nedenleriniz olsun." öyle ki 1831'deki lyon işçilerinin "ya bizi kurşuna dizin ya da bize iş verin" diye ayaklanması, yaratılan bağımlılığın en önemli örneği olmuştur. çünkü "kırsal toplulukların yaşadığı yere fabrika kurmaktansa oraya veba tohumları ekmek, kaynakları zehirlemek daha iyidir."

    kapitalizmin aah pardon! serbest piyasa ekonomisinin halini ise " ürettiğimiz tüm mallar, sürümleri kolay olsun ve az ömürlü olsun diye bilerek gelişigüzel yapılıyor. bizim çağımıza sahtecilik çağı denilecektir" diyerek göze göz diyor.

    dernek, vakıf, yardım kuruluşu gibi "yüce" emellere hizmet eden, sadaka dağıtıcıların halini bir paragrafta bir çırpıda özetliyor. gözünüze hemen magazinlerde, dizilerde, haberlerde karşılaştıklarınız aklınıza gelecek.

    "sosyete kadınları acınacak bir hayat sürüyorlar. terzi kadıncağızların çırpınarak diktikleri o perilere yakışır tuvaletleri görüp denemek için sabah akşam oradan oraya gidip geliyorlar; o boş kafalarındaki saçlarını, enselerinde topuz yaptırma tutkularını her şee rağmen doyurmaya çalışan kuaförlere, kendilerini saatlerce teslim ediyorlar. korselerinin içine sıkışıp kalmış bedenleriyle, ayakkabılarının içinde çarpılmış ayaklarıyla, bir kazmacının yüzünü kızartacak kadar derin göğüs dekolteleriyle, yoksullar için birkaç kuruş toplama amacıyla geceler boyu balolara gidip geliyorlar. ne kadar da yücesiniz!"

    bu kitaptan sonra işsizlik hakkı'nı okuyarak kombo yapmanız tavsiye edilmez*. sakin bir koyda kitapçı veya kafe açma hayaliniz depreşebilir ki sonra bir bakmışınız işe gitmek için servis bekliyorsunuz.
  3. kitap kadar yazarın hayatı da oldukça etkileyicidir, bende şu köşede paul lafargue'ın intihar mektubunu paylaşmak isterim; "bedence ve ruhça sapasağlamken, yaşama zevk ve sevinçlerini birer birer elimden alan, beden ve kafa güçlerimi koparıp götüren acımasız yaşlılık, enerjimi felce uğratıp istemimi söndürmeden ve beni gerek kendime gerek başkalarına yük olacak duruma düşürmeden, canıma kıyıyorum. yıllardır, 70 yaşımı aşmamaya söz verdim kendime. yaşamdan ayrılmanın yılı olarak bu dönemi seçtim ve kararımı uygulama yolunu tasarladım: deri altına siyanür enjekte etmek. 45 yıldan beri kendimi adadığım davanın yakın bir gelecekte başarıya ulaşacağından emin olmanın büyük sevinciyle ölüyorum." paul lafargue
  4. kitap esasen yazi dizisi şeklinde yayimlanan makalelerin derlemesidir. okurken biraz sıkar ancak bitirdikten sonra, bu dünyada "kilisede bir ateist papaz" misali yaşamaya başlarsınız.