• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.00)
terra nostra - carlos fuentes
marslılar ve venüslüler işgal etmedi dünyamızı, on beşinci yüzyıldan gelen sapkınlar ve keşişler, on altıncı yüzyıldan gelen fatihler ve ressamlar, on yedinci yüzyıldan gelen şairler ve müteşebbisler, on sekizinci yüzyıldan gelen filozoflar ve devrimciler, on dokuzuncu yüzyıldan gelen fahişeler ve sınıf atlayanlar: geçmiş doldurdu bizim yerimizi… peki ya sen, senin olan bir devirde mi yaşıyorsun, yoksa başka bir zamandan gelen bir hayalet misin?carlos fuentes terra nostra'da akdeniz kültürünün binlerce senelik birikimi üzerinden latin amerika'nın köklerini yeniden yorumlar. eski dünyanın yeni dünyayla buluştuğu, öykü içinde öykülerle günümüz dünyasına ışık tutar.terra nostra, geçmişin kâbuslarından silkinerek geleceğin hayallerine kavuşmaya çabalayan iktidar sahiplerini imanla ve toplumla hesaplaştıran bir başyapıt.(tanıtım bülteninden) (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. latin amerika edebiyatının çok mühim eserleri vardır, yazım tarihlerine göz atarak gittiğimizde;

    1- alef - jorge luis borges

    2- pedro paramo - juan rulfo

    3- seksek - julio cortazar

    4- yüzyıllık yalnızlık - gabriel garcia marquez

    ve masaya inen son yumruk

    1975 yılında yayımlanan carlos fuentes'in terra nostrası olmaktadır. (kapanda üç kaplan, vahşi hafiyeler, 2666 gibi romanları bir süreliğine es geçtim)

    latin amerika boom kuşağının önderlerinden fuentes'in romanı, post modern romanın son 40 yılda üretilmiş en iyi metinlerden biri olduğunu iddia edebilirim. terra nostra 1999 yılının paris'inde, ortodoks hacıların, paris'in göbeğinde başlayan yürüyüşü ve yakarışlarıyla açılır. seine nehri kaynayıp fokurdamaktadır. beklentisiz bir paris sabahına gözlerini açan polo febo'nun bu yeni günde gördüğü, dehşetle sürgülenen bir paris şehridir. hacılar yürür, işkence ederler kendilerine. böylece kitap, ıngmar bergman'ın, seventh seal filminde oluşturduğu görsel etkinin sarsıcı boşluğuyla belleğimi yakaladı. 21. yüzyıla girmeden gerçekleşen bu kıyamet günü, kitabın ilk paris kısmında yaşanan şaşırtıcı karanlıktır ve o hal bin sayfayı geçen kitabın son bölümlerinde aydınlanıyor.

    ardından ortaçağ ispanyasının senyoru felipe'ye geçeriz. kilise düşmanı sapkınlara savaş açan, ortodoks hristiyanlığın din fatihidir felipe. haçlının kalan son mirasını üzerinde taşır. şovalyeliğin çözülmeyen son yenlerine gönülle sarılan felipe, karısı senyora isabel'e böylece ömrü boyunca hiç dokunmaz. o, gerçek aşkı ve şovalyelik düsturuyla kendine yasakladığı ebedi bir orucudur. tüm bunların yanında yaşamının son yıllarının geldiğinin farkında olan felipe, tüm soyuna son verecek olan sade bir saray yaptırmaya başlar. öncül neslinin son kalıntılarının sarayına taşınmasını emreder ve bu şekilde kendi soyunu bu sarayda kilit altında tutacaktır. tanrıya olan sadakatini süsten ve hırstan arınarak, savaşsız ve ölüme kucak açıp sessizce bekleyecektir. bununla beraber 'her zaman senyor'a borçlu olan' toplumsal yığınların saray yapımındaki işlevleri, çekiç gürültüleriyle kaynaşan iletişimleri, sonsuza dek açılmış yaralarını da yüksek sesli monologlar eşliğinde sunuyor fuentes. serfler, bitmeyen borçlarının üzerine hep kan çizeceklerdir, ölümdür tek kurtuluşları. senyor'un ailesi ve yardımcısı guzman'ın çevresinde yaşanan uzunca bir süreç anlatılırken açıktan açığa da bir iktidar savaşı vardır, senyor'un nihayete erdirmek istediği soy tohumuna yenilerini ekebilecek olan. sapkınlığın aslında bir tür reform olabileceğini savunur senyor.

    ortaçağ ispanyasının sapkınlaşan cinsellik arayışını ve yönetimsel biçimin hükümsüzleşmesi, yeryüzünün yuvarlak olup olmadığı soruları ekseriyetle sorulur. tabi bu yoğun metin okuru edebiyat diliyle olgunlaşan retorik bir karmaşaya sürükler. hristiyanlığın muammalarını, isa yaşamı geleneksel anlatının dışında sorgulanırken, pontus pilatus'un kararları da çeşitli yönlerden ele alınır, fuentes, bakire meryem figürüne de kaş çatar. bununla yetinmez; tiberius caesar'dan iskenderiye'ye, yeni dünyayı keşfeden masumiyetin yerini kana, kargaşaya ve tecavüze bırakması, burjuvazinin ilk kalp atışları ve sabit krallığın zenginliğinin bu şekilde azalmaya başlamasına kadar pek çok mühim tarihsel sürecin izdüşümüne yuvarlanırız. fuentes tarihsel dinamiğin bu süreciyle de yetinmeyecek ve edebiyata da vurgu yapacaktır. ispanyol dilinin sıcak ikliminde yetişen karakterleri de es geçmeden; cervantes'in don kişot'undan, yüzyıllık yalnızlık'ın albay buendiası, seksek'in sürgün arjantinlisi horacio oliveira'ya değin edebiyatın güçlü imgelerini de kitabına katar ve belki de bu metnin içine kuşağının devleri ile cervantes'in öncülüğündeki bağı ifade eder.

    fuentes, ispanya'nın çokkültürlülüğünü sıkla vurgular. yahudiler, ispanyollar ve mağripliler (endülüs emevileri)'i merkeze alır. ortaçağın, ortodoks hristiyanlığın lağımı olduğu ifade edilirken yahudi ve arapların bu lağımın dışında kalan kültüre olumlu etkileri es geçilmez.

    latin amerika'nın, ispanyol işgali öncesi köklerine gider fuentes daha sonra, yeni dünya'nın keşfedilmemiş toprakları huzurlu arayışlarıyla masumiyete inanan ilk kaşiflere kucak açar. bu eşsiz coğrafya diğer taraftan bilinmeyenin korkusunu da iletir zaman ilerledikçe. yerlilerle ilk karşılaşma her iki tarafında birbirlerini keşfinden ötesini taşımamaktadır. keşfe duyulan o merakın sunduğu haz yıkımla kurgulanacaktır, bu coğrafyanın gelenekleri irdelenir böylece. yeni dünya'ya ilk ayak basan pedro ve hacı'nın masumiyeti ve o dünyanın kuralları karşısındaki yetim kalışları, bir sal çevresinde toplanan beş kişinin meşruiyetini yitiren hayalleri, makyavelizmin ekini olan senyor'un bu hayalleri hiç edişi önemlidir. hiçlikten, yeni dünya'ya açılan pencereler, hacı'nın ispanya'ya dönüşüyle gerçekleşir. kendi kuralları olan yeni dünya'daki saf halkları soykırımla sona erdiren fetihte es geçilmez. aztekler, inkalar ve diğer tüm küçük yerli toplulukları arasındaki dogmatik hiyerarşi aslında her dünyanın acımasız bir oyun olmasıyla imlenirken, eski dünya'nın büyük lokması olan yeni dünya'nın da asla bir masumiyet yuvası ve hayallere açılan ütopik tiyatrodan öteye geçemeyeceği anlaşılır. neticede zenginliktir fetihlerin temel nedeni.

    tüm yoğunluğuna rağmen, bu bin sayfayı dünya tarihinin bir sorgulama metni olarak değerlendirebilir miyiz, evet; belki de foucault sarkacı'ndan daha çok hem de.

    * kitaptaki mucizeleri 'büyülü gerçekçilik' ekseninde düşünmemek gerekli. zira burada olağanüstü öğeler; büyü, kıyamet günü gibi olağandışının tercümesiyle karşılanmakta. fuentes ekseninde hala bir büyülü gerçekçilik görmedim ben bu eserde de.

    * fuentes kurgusu mudur, bilemiyorum belki de güney amerika'nın yerli halklarının bir yaratılış mitidir, kitapta yer alan toprak ana ve çirkin tanrının kendisini feda edip güneş olarak onurulandırılmasına dair anlatı. güzeldi, yaratılış mitleri hep güzel değil midir?

    * aztek mi maya inanışında mıydı, quaxolotl, ya da sadece basitçe xolotl mu idi en büyük yaratıcı, pek anımsamıyorum, terra nostra'da, yeni dünya'da yerli halklarının inanışına vurgu yapılırken bir kuş olarak bahsi geçiliyor.

    * eski dünya'nın bir temsilcisi olarak işaret ediliyor pedro. çünkü o eski dünyada kendisine ait olmayanların, yeni dünya'da kendisine ait olması gerektiğini düşünüyor. halbuki yeni dünya yerlileri arasında mülkiyet kavramı yok ve bu kavram yabancı bu insanlara. doyurulamamış bir açlığın, belki de geçmiş yıkımın çürüyüşü pedro'nun sonuna hüküm veriyor.

    ______

    "insanlığın ilk yürüdüğü sahildi özgürlük"

    "akıl sır ermez kendinden başka bir hayvan hayal eden ilk hayvana"

    "ama merak ediyordu: gençler mi geçiriyordu ölümü yaşlılara, yoksa yaşlılar mı devrediyordu ölümü gençlere"

    "normallik! sanki dünyanın kökeni, ışığın ve karanlığın yer değiştirmesi, buğdayın büyümesi için tohumun ölümü, argos'un bedeni ve medusa'nın bakışı, kelebeklerin ve tanrıların gebelik süreçleri, efendimiz isa'nın mucizeleri çok normalmiş gibi. normallik; gösterin bana şu normalliği ki ben de size onun evrendeki anormal düzenin istisnası olduğunu göstereyim; bana normal bir olay söyleyin ki ben de o normalliğinden ötürü mucizevidir, diyeyim."

    "yeryüzündeki cennet mi diyorsunuz, dostum keşiş? tanrı olmayan bir yeryüzü demek bu çünkü tanrı'nın gurur duyduğu gizli bahçesi, altında yeryüzü olmayan cennettir."

    "ölülerin hayalleri için konforlu mermer zindanlar var burada ama yaşayanların hayalleri için yeterince zincir yok."

    "tüm zamanlar tek bir ölü boşlukta yaşar." tarih orada sona erer."