• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
the art of getting by - gavin wiesen
yalnız ve kendini fatalizm düşüncesine kaptırmış george'un lise sonda okulda boğuştuğu sorunları ve bu sorunlardan ve sorumluluklarından kaçışını anlatan bir film. esas oğlan esas kızla tanışır, olaylar gelişir.
  1. ilk on dakikası çok iyi, gerisi gençlik filmine göz kırpıyor. aslında bu haliyle hepimizin ergenlik dönemini anlattığını söyleyebiliriz. hepimiz için bir esas oğlan/kız olmuştur ve o olmadan önce kendi içimizde felsefe sorunlarla boğuşmuşuzdur, düşüncenin ve aşkın arasında sıkışmış gençliğimizi güzel anlatıyor ama çok beklentiye girmemek lazım.
  2. yukarıda yazan özetinden hiçbir şey anlamayacağınızın garanti olduğu (fatalizm ney la? kadercilik kelimesi ben farkına varamadan lügatımızdan mı silindi, yoksa fularını iki kat bağladığın için beynine oksijen mi gitmedi bunu yazarken?), senaristi ve yönetmeni olan gavin wiesen'in ilk uzun metraj tecrübesine imza attığı 2011 yapımı romantik film. romantik denilince aklına eat pray love gibi romantik komedi saçmalıkları gelenleri uyarayım: bu film romantik dram filmidir, komedi değildir.

    iki açıdan değerlendirmek lazım filmi bence: "lise öğrencisi buhranı nasıl anlatılmış?" ve "dram ögeleri ne kadar yetkin?". ilk açıdan baktığımda benden tam not aldı bu film. rocket science'ı bir kenara bıraktığımda, ergen bireyin iç dünyasını anlatan bu kadar dolu ve izleyiciyi ekran karşısında uyutmayı planlamayan daha iyi bir film izlemedim ben. izleyenler illa ki olmuştur, benim fikrim bu sadece. sanata, insanlığa, lise hayatına ve diploma sonrası oluşacak zorunluluk ortamına güzel değinmiş wiesen. bunu da, özette yazdığı gibi kadercilikle değil, hayatı çözümlemeyle başarıyor başroldeki george. özette yazanlar tam anlamıyla doğru değil bu noktada da. ikinci açı olan dram ögeleri yönünden ise film, bu tür lise buhranlarını anlatan filmlere karşı ön yargılı olan beni oldukça etkiledi, gözlerimi doldurdu. george'un hayatının merkezine hiçbir zaman girmeyen aşk duygusunu ve empati yapabilme yeteneğini "o uzvunu hiçbir zaman kullanmamış birinin ilk kez kullanması"na benzer bir gerçeklikle anlatmış weisen gene. bu yönüyle de çok başarılı bence.

    emma roberts'ın film seçimlerinde biraz daha aklı başında davranınca ekranda parıl parı parladığını da görmesi gerek artık. ona cuk oturan roller "sevimli komşu kızı" rolleri değil, "arzulanan, arzulayanın iç dünyasının değişmesine neden olan, çözümlenmesi zor kadın" rolleri. george'u canlandıran freddie highmore'u da bir kenara not etmek gerek. içe kapanık, duygusal ergen rolleri çok yakışıyor kendisine.

    siz de romantik komedilerden bunalmış, romantik adının geçtiği hiçbir filme ön yargısız olarak bakamayanlardansınız, bu filme bir şans verin. ön yargınızı kıramasa bile, o duvarda çatlak açabilir.

    son not: yönetmeni gavin wiesen'ın bu cuma (24 mart) amerika'da vizyona girecek bir filmi var. gişesi iyi olacak gibi duruyor. yönetmeni tanımak için de iyi bir fırsat olabilir bu film, aklınızda bulunsun.