• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.29)
the fault in our stars - josh boone
hazel ve gus isimli iki kanserli gencin terapi grubunda tanışmasıyla aralarında başlayan aşkın hikayesini anlatan romantik film.
  1. son zamanlarda izlediğim en güzel drama-romantik konulu filmdi. hikaye izleyicileri sıkmayan biçimde tasarlanmış ve izleyiciyi de içine çeken bir film.

    imdb link: http://www.imdb.com/title/tt2582846/
  2. guzeldi.izlenilebilir.sanirim cabuk unutuluyor sonunu hatirlamiyorum.
  3. oyunculuk açısından eksikleri olan bir film olmasına rağmen, hikaye ve akıcılık bakımından izlenebilir.

    7/10

    !---- spoiler ----!

    gus aslında hastalığının farkında olan fakat hayat devam ederken ve hastalık ilerleme göstermemişken; yaşamaya ve çevresinde ki insanlara mutluluk vermeye çabalıyor.çünkü zamanında hastalığından dolayı bir ayağını kaybetmiş, futbolculuk yıllarını geride bırakmış ama ne olursa olsun normal bir insana yakın hayat sürdürbiliyor. fakat benzinlikte ki sahnede artık hayatın gerçeğinin kendisi ne kadar görmezden gelirse gelsin orada onunla birlikte olduğunu fark ettiği ve daha fazla iyimser olmanın bu işin çözümünde yardımcı olmadığını anlamış oluyor. bu sahneden sonra karakterin hayata alaycı ve pozitif bakışı yok oluyor ve mutlak düşünce olan ölüm korkusu içini ve bütün bedenini sarıyor.

    hazel hastalığa 13 yaşında, çocuk yaşta yakalanıyor. 17 yaşında kadar hayatta kalması doktorlar tarafondan mucize olarak görülmesine rağmen, kendisi bu hastlaığa yakalanmanın mucize dışı olduğunu öngörüyor. karakter karamsal bir ruh haliyle bize yansıtılıyor, bunun nedenlerinden biri; toplumun 'farklı görünen' insanlara karşı tutumu ve yaklaşımı, çünkü karakterimizin arkadaşı yok ve toplumda kabul gören bir yere de sahip değil. bunu son defa gittikleri barkta gus a söylediklerinden anlamamız mümkün çünkü, hayatında sahip olduğu kişileri sıralamasına şahit oluyoruz. bir diğer neden ise hayatının geri kalanında yanında onun artık bir parçası olmuş ve olacak oksijen tüpüyle geçirmesi. çünkü ona her baktığında hasta olduğunu, normal bir insan gibi hayatını devam ettiremeyeceğini anlamasıdan kaynaklanıyor.

    basit bir hikaye olarak adlandırılabilir fakat hayatın ne kadar basit olduğunu unutmamalıyız. sevdiği bir kitabın yazıryla tanışmak ve kitabın sonunu öğrenmek onun için pahabiçilemez bir olgu.hayatta da bizi bu küçük ayrıntılar mutlu etmez mi? zaten hastalığından dolayı sosyal çevresi olmayan bir kişi için 'özel olgular' ne kadar farklı labilir.

    yan karakterler hikaye de çok geride kalıyorlar, siyah gözlüklü arkadaş biraz daha öne çıkabilir. gus babasını törende ki hali hiç gerçekçi değil, çünkü adam üzülmüyor. hazelin babasının ruh hali daha hüzünlü bir şekilde yansımış. törende siyah takım elbiseler tamam, giyinip gelinebilir, ama arabaların hepsi mi siyah olur. evet hazel arabası değişik ama annesine yürümek istediğini söylediği sahende bulunan arabaların hepsi siyah ve bu da kurgu olgusunu ön plana çıkarıp, gerçekliği öteliyor.

    dialoglar konusunda zayıf ama anlatımda vurucu cümleler var. acıya 1-10 arası sayı vermek gibi. dileklerin gerçekleşmediği dünya fabrikası gibi. anlatıcımız hazel olduğu için olacak olan kaçınılmaz sonun hazele değil gus u vuracağı çok gizemli bir son değil. ama sonuçta gizem türünde bir film izlemiyoruz ve gerçek hayatta
    insanlar ölür.

    film bolca hastane, ilaç ve ya tedavi sahneleri gösterip izleyiciye acıtasyon yapmaya çalışmıyor, ama bu durumu yaşayan ve ya tanık olan kişilerin hissettiklerini canlandırmaya yetiyor. diğer kitleyi ise bu olgularla sıkmadan sevginin hayatı nasıl değiştirebileceğini anlatıyor.

    yazarla tanışmaya gitmeleri ve aldıkları tepki filmin fikriyle birebir örtüşüyor ve karakterlerimiz bunu bize açık açık söylüyor. dünya dilekleri gerçekleştiren bir fabrika değil!!!gerçek hayatta hasta olsanız dahi size kaba ve acımasız davranacak insalrın varlığını yüzümüze vuruyor.

    !---- spoiler ----!