• youreads puanı (9.25)
  1. ''
    şarkıyla ilgili bilgiler:

    “the greatest show on earth”, fin senfonik metal grubu nightwish’in 8 mayıs 2015’te yayımladığı 8. stüdyo albümü olan "endless forms most beautifu" albümünün 24 dakika süren son ve en uzun şarkısıdır. şarkı “doğal seçilimle hayat ve evrim”den bahseder. şarkının ismi richard dawkins’in “the greatest show on earth (yeryüzündeki en büyük gösteri)” kitabından alınmıştır. nightwish grubunun kurucusu, klavyecisi, fikir babası, bestecisi ve söz yazarı olan tuomas bu şarkıyı “yaptığımız en iddialı şarkı” olarak tanımlar ve şarkının orijinalinin 30 dakikadan da uzun olduğunu belirtir. şarkının ismi kutup ışıklarına göndermedir. (bkz: aurora borealis)


    sözler:

    ingilizce – türkçe çeviri:

    [1.four point six]
    ([1. dört nokta altı]*)
    archaean horizon
    (arkeyan ufku(nda)**)
    the first sunrise
    (ilk gün doğumu)
    on a pristine gaea
    (el değmemiş gaia'da***)
    opus perfectum
    (muazzam bir çalışma)
    somewhere there, us sleeping
    (oralarda bir yerlerde, uyuyor olan biz)

    "after sleeping through a hundred million centuries, we have finally opened our eyes on a sumptuous planet sparkling with color, bountiful with life within decades we must close our eyes again. isn't it a noble, an enlightened way of spending our brief time in the sun, to work at understanding the universe. and how we have come to wake up in it?"

    (“yüz milyon asırlık uykunun ardından gözlerimizi renklerle parıldayan, hayat dolu, muhteşem bir gezegene açtık sonunda. yıllar içerisinde tekrar yummak zorundayız gözlerimizi. evreni ve başlangıcımızı anlamak için olan çabalarımız, kısacık ömrümüzü güneşin altında harcamanın ne de asil ve münevver bir yoludur değil mi?")

    * şarkı dünya'nın başlangıcından ve kutup ışıklarından esinlenilmiştir. dünya'nın başlangıcının yaklaşık olarak 4.6 milyar yıl öncesine dayandığı tahmin edilmektedir.
    ** arkeyan döneminde ilk kayaçlar katmanları oluşur ve bu süreçte tek hücreli olan atalarımız ortaya çıkar.
    *** gaea ya da gaia yunan mitolojisi'ne toprak tanrısı ya da doğa ana olarak bilinir.


    [2. life]
    ([2. yaşam]*)
    the cosmic law of gravity
    (yer çekiminin evrensel yasası)
    pulled the newborns around a fire
    (çekti yeni doğanları ateşin etrafına*)
    a careless, cold infinity
    (umursamaz soğuk bir boşluk)
    in every vast direction
    (uçsuz bucaksız her yönde)
    lonely farer in the goldilocks zone
    (yaşanabilir bölgede bir yolcu**)
    she has a tale to tell
    (bir masalı var anlatacak)
    from the stellar nursery into a carbon feast
    (yıldız oluşumundan karbon ziyafetine)
    enter luca
    (gir seos'a)***

    the tapestry of chemistry
    (kimyanın gobleni****)
    there's a writing in the garden
    (bir yazı var bostanda)
    leading us to the mother of all
    (bizi her şeyin anasına götüren)

    we are one
    (biz biriz)
    we are the universe
    (biz bir evreniz)
    forbears of what will be scions of the devonian sea
    (çocukları devonyan denizinin, olacakların ataları)
    aeons pass, writing the tale of us all
    (geçer hepimizin hikayesini yazan devirler)
    a day-to-day new opening
    her gün yeni bir açılış)
    for the greatest show on earth
    (yeryüzündeki en büyük gösteriye)

    ion channels
    (iyon kanalları*****)
    welcoming the outside world to the stuff of stars
    (karşılar dış dünyayı yıldız maddelerine)
    bedding the tree of a biological holy
    (diker bir biyolojik mucize ağacını)
    enter life
    (gir hayata)
    we are here to care for the garden
    (bostana bakmak için buradayız bizler)
    the wonder of, birth of, every form most beautiful
    (doğum mucizesinin en güzel oluşumlarına)

    * yeni doğanlar: toz bulutu halindeki gezegenler, ateş: güneş
    ** yaşanabilir bölge, suyun buharlaşamayacak kadar soğuk ve donamayacak kadar sıcak olduğu, güneş ışınlarını ve ısısını yaşamak için uygun alabilen yere denir. dünya ve mars buna örnek olarak verilebilir.
    *** luca: last universal common ancestor, seos: son evrensel ortak soy, dünya'daki ilk organizma.
    **** goblen ya da diğer adı ile gobelin; genellikle resmin baskı yolu ile kumaşa aktarılarak ve noktaları sayılabilir bir kumaş üzerine tek yönlü işleme tekniği uygulanarak yapıldığı bir işleme sanatıdır. goblende işlemenin tek yönlü yapılması, ürüne üç boyutlu bir izlenim vermektedir.
    ***** iyon kanalları, hücre zarında bulunan; iç kısmı su ile dolu integral protein yapısında; hidrofilik yapıda olduğu için hücre zarının lipid kısmından geçiş yapamayan iyonların taşınması ile görevli kanallardır.

    [3. the toolmaker]
    ([3. alet yapıcısı])
    after a billion years
    (bir milyar yıl sonra)
    the show is still here
    (gösteri hala burada)
    not a single one of your fathers died young
    (genç yaşta ölen babalarınızın biri bile değil)
    the handy travelers out of africa
    (afrika’nın dışında yararlı gezginler)
    little lucy of the afar
    (afar'ın küçük lucy'si*)

    gave birth to fantasy
    (hayat verdi düşleme)
    to idolatry
    (putperestlik'e)
    to self destructive weaponry
    (öz imhalı silahlanmaya)

    enter the god of gaps
    (gir boşlukların tanrısına**)
    deep within the past
    (geçmiş boyunca derin)
    atavistic dread of the hunted
    (atavistik korkusu avlanmışın***)

    enter ionia
    (gir iyonya'ya)
    the cradle of thought
    (ana vatanına düşüncenin)
    the architecture of understanding
    (mimarına anlayışın)
    the human lust to feel so exceptional
    (şehvetle ister insan kendini müstesna hissetmeyi)
    to rule the earth
    (dünya'yı yönetmek için)

    hunger for shiny rocks
    (parlak taşlara olan açlık)
    for giant mushroom clouds
    (dev mantar bulutları için*****)
    the will to do just as you'd be done by
    (kendine yapılması istenmeyen bir şeyi başkasına yapma arzusu)

    enter history
    (gir tarihe)
    the grand finale
    (büyük finale)
    enter ratkind
    (fare türüne)

    man, he took his time in the sun
    (insanoğlu, vaktini güneşte harcadı)
    had a dream to understand
    (anlamak için bir hayali vardı)

    a single grain of sand
    (tek bir kum tanesini)
    he gave birth to poetry
    (hayat verdi şiirselliğe)
    but one day'll cease to be
    (lakin dinecek bir gün)
    greet the last light of the library
    (selamla kitaplığın son ışığını)

    we were here!
    (buradaydık biz!)

    * afar diye bilinen bir bölgedeki kazıda eski iskeletlerle karşılaşılmıştır ve bunlardan birine de küçük lucy adı verilmiştir.
    ** boşlukların tanrısı: "bu argüman ingilizce’de “god of the gaps” (boşlukların tanrısı) diye bilinir. argümana göre, insanlar bilim yoluyla açıklayamadıkları, yani “boşlukta” kalan doğa olayları için “tanrı’nın işi” demekte, ancak bilim ilerledikçe boşluklar dolmaktadır.
    *** "atavistik" sözcüğü "ataya çekmiş, atasal" demektir. (bkz. http://www.evrimagaci.org/makale/514)
    **** mantar bulutundan kastı nükleer bombanın akabinde çıkan dumanın şeklidir.

    [4. understanding]
    ([4. anlayış])
    "we are going to die, and that makes us the lucky ones. most people are never going to die because they are never going to be born. the potential people who could have been here in my place but who will in fact never see the light of day outnumber the sand grains of sahara. certainly those unborn ghosts include greater poets than keats, scientists greater than newton. we know this because the set of possible people allowed by our dna so massively exceeds the set of actual people. in the teeth of these stupefying odds it is you and i, in our ordinariness, that are here. we privileged few, who won the lottery of birth against all odds, how dare we whine at our inevitable return to that prior state from which the vast majority have never stirred?"

    ("bizler bir gün öleceğiz; bizi şanslı yapan şey de bu. bir çok kişi ölmeyecek,çünkü asla doğmuş olmayacak. şimdi benim yerimde olmuş olabilecek fakat aslında bir daha gün yüzü göremeyecek insanlar, sahra çölündeki kum tanelerinden fazladırlar. muhakkak bu daha doğmamış ruhlar keats'den daha büyük şairler, newton'dan daha büyük bilim insanları içeriyorlardır. bunu şu yüzden biliriz ki dna'larımızın doğmasına müsaade edeceği muhtemel kişi sayısı, gerçekteki asıl kişi sayısından fazladır. bu kafa yorucu ihtimallere rağmen sen ben gibiler tüm sıradanlığımızla buradayız. tüm ihtimallere rağmen, bu doğma yolundaki piyangoyu kazanan azınlıklar olan biz, ne cüretle gelip de büyük çoğunluğun bile sahip olamadığı bu ayrıcalıklı durumumuzdan yakınıyoruz?")

    "there is grandeur in this view of life, with its several powers, having been originally breathed into a few forms or into one. and that whilst this planet has gone cycling on according to the fixed law of gravity, from so simple a beginning endless forms most beautiful and most wonderful have been, and are being, evolved."

    ("bu yaşamın görünümünde bir müthişlik var; birbirinden farklı güçleriyle bir ya da birkaç biçime yaşam verilmekte ve bu gezegen, sabit yer çekimi yasasına göre devir yapmaktayken çok da basit olan bir başlangıçtan en güzel ve en harika sonsuz biçimlerde evrilerek var oluyorlar."*)

    * charles darwin türlerin kökeni isimli kitabının ilk baskısını (yayınlanma tarihi 24 kasım 1859) bu paragrafla tamamlamıştır.


    [5. sea-worn driftwood]
    ([5. dalgaların aşındırdığı odunlar])
    (şarkının enstrümental kısmıdır.)
    ''
    alıntıdır