• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.25)
the lobster - yorgos lanthimos
çok da uzak olmayan bir gelecekten ilginç bir distopya öyküsü anlatıyor bize the lobster. yalnız kalmış, ilişkisi olmaya insanların tutuklandığı, alternatif bir gelecekte geçen öyküde, bekar insanlar korkunç bir otele yerleştirildikten 45 gün sonra, kendileriyle eşleşen kişiyle ilişkiye başlamak zorunda kalıyorlar. eğer ki ilişkilerinde başarıyı yakalayamazlarsa, ölümün kol gezdiği bir ormana sürgüne gönderiliyorlar.

dogtooth ile dikkatle üzerine çeken yetenekli yunan asıllı yönetmen yorgos lanthimos'un kamera arkasına geçtiği film, alışılmışın oldukça dışında, ilginç bir distopya öyküsü sunuyor izleyiciye. başrollerini colin farrell, ben whishaw, rachel weisz ve lea seydoux gibisi isimlerin paylaştığı film; distopya meraklılarının ilgisini çekecek gibi görünüyor!
  1. 2015 yapımı film, 2015 cannes film festivalinde jury prize, palm dog - jury prize, queer palm - special mention olmak üzere 3 ödül kazanmıştır.

    benim bu filmi yorumlamaya dilim yetmeyecek!

    otoriteye mutlak boyun eğen, kişisel düşünce, duygu ve güdülerini yitirmiş birey dünyası, yönetenlerin insanlığı getirebileceği son nokta, insan doğası ve iktidar konusunu en çarpıcı ve sarsıcı şekilde işleyen müthiş senaryo ve kurgu yetmemiş, bol simgelerle süslenmiş çekimleri, kostümleri ve sahnelere uyumlu müziği ile adeta insana sinemasal sarhoşluk yaşatmıştır.

    yorgos müthiş yaratıcılığı ve dehasını kullanmaktan çekinmemiş, içinden 3-5 film doğuracak bir senaryoyu bir filmde harcayarak konu sıkıntısı çeken sinema dünyasına da tokat gibi cevap vermiştir.

    yorgos’un bugüne kadar yaptığı filmlerin hiçbirinin birbirine benzemeyişi ve hepsinin en uç konularda dolanışı onun benzersiz bir yetenek olduğunu göstermektedir.

    filmin absürdlüğü ile colin farrell’in ses tonu ve donuk bakışları mükemmel bir uyum sağlamış.

    bu kara komedide de cinsellik yine tepkisiz, yine hissiz, yine hayvani.

    espriler ince işlenmiş.

    özellikle yavaş çekim av sahnesi ve müziği büyüleyici.

    !---- spoiler ----!

    ‘’- hayvan olmadan önce son dileğiniz nedir? yalnız öyle bir dilekte bulunun ki bu hayvan olduğunuzda yapamayacaklarınızdan olsun.
    - stand by me filmini izlemek istiyorum.’’

    !---- spoiler ----!

    diyerek de rob reiner’a selam çakmıştır.
  2. !---- spoiler ----!

    filmin geçtiği zaman bilinmemekte fakat yakın gelecek diyenler çoğunlukta.film, yanlız olmanın yasak olduğu bir ütopik evrende geçiyor. bir eş bulmaya yarayan bir otel var burada, 45 gün içerisinde bir eş bulamazlar ise, otele girerken kendi seçtikleri bir hayvana dönüşüyor insanlar. ki insanların seçtikleri hayvanlar ve seçme nedenleri oldukça kilit noktalar.

    45 gün içinde eş bulmak zorundasın dedik ama ormanda yaşayan yerlileri avlayarak da gün kazanabiliyor, bu sayede daha uzun süre otelde kalabiliyorsun. collin farrel'in hayat verdiği david her insan gibi duyguları olan ve yalnız kalmamak zorunda olan bir insan. david'in otel serüveni pek iyi geçmez, birisinin intiharına sebep olur, tam 45 gün dolacakken kendisine uygun olmayan birini "benim ruh eşim" diye tanıtarak otelden çıkar ki bu evrende çok büyük bir suçtur. seçeceğin kişinin kusurları da özellikleri de seninle aynı olmalı. hatta filmde burnu kanayan bir kız vardı sürekli, sırf o kızla birlikte olmak için burnunu masaya vurup kanatan birisi vardı, o mantık. neyse david'de dönelim biz;

    david'i otelden kurtaran yeni eşi kalpsiz, soğuk nemrut asla ama asla ağlamayan bir insandır. içinde herhangi bir şeye karşı sevgi barındırmayan, kimseyi umursamayan biridir. ilk başlarda david buna alışmaya çalışmaktadır. yoksa döneceği yer belli. bir gün david uyanır ve eşini kanlar içinde görür. işin aslı bu nemrut eşi bunun yıllardır can yoldaşı olan köpeğini öldürmüştür. david haberi ilk aldığında bozuntuya vermez ama tuvalette köpeğinin cesedini görünce ağlamaya başlar. david'in ağladığını gören eşi onun numara yaptığını, aslında hiç benzemediklerini anlar ve david'i zorla otele götürür, otelde kısa bir kovalamacadan sonra david bu suratsız eşini öldürür ve oteldekilerin avladıkları orman'da ki insanların arasına karışır. david bir nevi kendi çıkarları için bir insanın hayatını mahvetmiştir.

    bu orman yerlilerini ilk başta daha yaşanabilir bulur. daha kuralsız gelmiştir burası david'de. ama tek bir katı kuralları vardır. otelin aksine aşık olmak veya herhangi bir ikili ilişki, flört v.b konular kesinlikle yasaktır. e tabi ki hayatın cilvesi bir kere daha kendini gösteriyor ve aşık olması gereken yerde olmayan david, orada aşık oluyor. bir süre sonra bu kız da david'e aşık olur ve ilişkilerini kabile liderinden(lea seydoux) gizli bir şekilde yaşarlar.

    tabi bu çok uzun sürmez. kabilenin en kesin kuralını yıkan çift cezasını çekecektir. bu cezayı çeken david değil onun sevgilisi olur. kabile şefi bir gün david'in sevgilisi ve kabileden birini daha alıp giyinip şehire inerler. david'in sevgilisini göz muayenesi bahanesi ile bir göz doktoruna sokar* kendisin odaya girip gözlerini lazer ile kör eder, dönerken yolun ortasında bırakır. ilk başlarda david'e kör olduğunu çaktırmamaya çalışır daha sonra ise pes edip söyler. david ise bunun üzerine bir kaçma planı yapar. bir gün çaktırmadan kabileden kaçıp bir kafeye otururlar. biraz oturduktan sonra david masadan bir bıçak alıp tuvalete gider. aynaya derin derin bakıp gözlüklerini çıkartır ve bıçağı sol gözüne doğru yaklaştırır.

    film burada bitmektedir. ucu açık, seyirciye bırakılmış bir son. şimdi olası sonları değerlendirelim;

    senaryo 1: david otelde öğrendiği "kendine uygun eş" kuralına uyar ve iki gözünü de kör eder, böylece "bir elmanın ikinci yarısı olur"
    senaryo 2: david hiç bir şey yapmadan geri gelir ve eşine "kendimi kör ettim" der. bunun nedeni eşini daha az rahatsız hissettirmektir.
    senaryo 3: david tuvaletten çıkar, masaya dahi bakmadan restoranın kapısını açıp çeker gider. eşini orada öylece bırakmış, çünkü korkmuşur, bu toplum baskısından yılmış ve yalnızlığı seçmiştir. hatta belki de ona o şekilde katlanayamacağını düşünmüştür. kör bir insanlar bir ömür harcayacak kadar fedakar olmadığını anlamıştır.
    --spoiler--

    tabi filmin sonunu nasıl istersek öyle bitirebiliriz. filmde herkesin "kendine uygun birisini arama yavşaklığını" eleştirmiş. aylak adam'da dediği gibi hatta, aylaklığı eleştirmiş biraz da. yani ilişkiler hakkında ki kalıplaşmış sözlerden bıkan bizlerin yüzünü güldüren, yer yer hüzünlendiren kimi zaman hassiktir dedirten leziz bir film olmuş. ki bana göre bu yılın en iyi filmidir kendileri. aslında günümüz ilişkileri , bu kadar olmasa da bunlara çok benzemekte. filmi izleyenler anlar ne demek istediğimi.

    filmi aslında filmdeki şu replik de özetliyor;

    "bir şey hissetmediğin halde bir şey hissediyor gibi yapmak bir şey hissettiğin halde bir şey hissetmiyor gibi yapmaktan daha zor."
    !---- spoiler ----!
    sonuç olarak tavsiyemdir efendim 9/10

    iyi seyirler.
  3. muhteşem uyumu yakaladığını düşünüp evlilliklerini senesine sonlandıran tüm (ayrık) çiftlerin izlemesi gereken;
    hislerin davranışı ne kadar biçimlendirdiğini ya da davranışların hisleri nasıl yansıttığını gösteren, eleştirisel distopik yorgos filmi.

    #izleyinsorgulayın
  4. yorgos lanthimos'un daha önce (bkz: dogtooth) filmini izlemiştim. toplumdan izole oluşmuş farklı bir bilinci anlatıyordu. kişisel bir distopya gibi. bu filminde biraz daha genişleterek en büyük korkularımızdan birinin bizi getirebileceği toplumsal bir distopyayı işlemiş. yine kendi dilini oluşturarak!

    yalnızlık korkusuyla oluştuğunu düşündüğüm faşizan bir sistem, buna karşın özgürlük isteyen ama kendi içinde özgür kalamayan faşizan bir gerillavari yapılanma... toplumun geneli nasıl etkilediğini etkileyici bir şekilde vurgulamış, sırf yalnız kalmamak için kendi kişiliğinden feragat eden ya da fiziksel acıya katlanmayı tercih eden insanları gözler önüne sermiş. yabancısı olduğumuz durumlar değil, belki de sanal ortam ilişkilerini gerçek dünyaya taşımak istedi.

    toplumun yargılamalarını yasal yaptırımlara dönüştürmüş, bunu yaparken de -çok anlamamakla beraber- yönetmenlik açısından çok hoş işler çıkardığını düşündüğüm bir filme imza atmış. sinema ve çekim tekniklerinden çok anlamasam da görselliği çok hoşuma gitti. sabit kamera ve hareketli görüntüler, slow-mo kullanımları, renkler ve simetri... wes anderson'dan da biraz etkilenmiş olduğunu hissettiğimi de söylemeden geçemeyeceğim.

    kısacası toplumu, bireyi ve korkularımızın bizi götürdüğü noktaları bizi sıkmadan anlatabilmiş yorucu ama bir o kadar da sorgulatıcı distopik bir film. izleyin, izlettirin efendim.
  5. pek ipucu yok ama filmde bekârlığın suç olmasını, evliliğin zor taraflarından dolayı artan yalnızlık nedeniyle oluşan insan neslinin tükenme tehlikesine karşı önlem olarak açıklayabiliyorum ben.

    onun dışında, süper kahraman, uzay vs. haricinde hâlâ güzel filmler yapılabiliyor olması gayet güzel. hollywood'un zirveyi yaşadığı 90'lardan sonraki can çekişmesini gayet iyi gözlemleyebiliyoruz zira.

    colin farell'ın senaryoları bilinçli ve özellikle seçtiğini düşünüyor ve geçirdiğim iki saate değdiğini düşünüyorum.

    !---- spoiler ----!

    heratlı üstadlara selam olsun.

    !---- spoiler ----!
  6. !---- spoiler ----!

    aşkın ideoloji haline gelmesi, aşkın ideoloji haline gelmesine başkaldırmanın ideoloji haline gelmesi ve aşk

    !---- spoiler ----!
  7. kadin erkek iliskilerini bu ciddiyette ele alan turden filmlerden haz etmiyorum. konusuna bakmadan izledim malesef.

    haz etmedigim bir konunun bir de gerceklerden kopuk, distopik, kurgusal ve sembolik duzenlemelerle verilmesi beni daha cok yordu. irite oldum.

    görsellik iyi. kamera acilari, resimler şık. okulda derslerine calisan her sinemacinin yapabilecegi turden.

    geciniz.

    not: en cok hosuma giden tespit şu: baskalasmis toplumu ozgurlestirme amaciyla yola cikan gerilla tarzi yapilanmanin paradoksal sekilde sempatizanlarinin ozgurluklerini katiyetle sinirlamasi. bu cumleyi okusaydim ve izlemeseydim yine yeterdi bana.
    halit
  8. filmi bir kelimeye özetlemek gerekirse özgün derdim. konusunu okur okumaz hemen kendisini merak ettiriyor. ne hayal kırıklığına uğratıyor ne de tamamen tatmin ediyor.
    filmin müzikleri ve donuk bakışlı, adeta kurmalı oyuncak gibi duygusuz ve robotik hareketleri olan oyuncular bu korku ütopyasını beslemiş.
    eğer insanların onları özetleyen ve karşı cinsle ilişkisinin uyum içinde olabilmesini sağlayan tek bir baskın özelliği olsaydı, insanlara insan olmaktan çok baskın özellik olarak bakılsaydı ortaya neler çıkacağını görüyoruz.
    !---- spoiler ----!

    ancak kişi bu evlilik mecburiyetini reddedip kaçsa bile karşısına yine idealist görünümlü baskıcı bir topluluk çıkıyor. yani nereye kaçarsanız kaçın her zaman omlet uğruna kırılması gereken yumurta oluyorsunuz.

    !---- spoiler ----!
    jole
  9. spoiler içerebilir.

    muazzam bir senaryosu var açık bulamadım. sadece yalnız olmanın yasak olduğu bir evrende eğitim sırasında yalnız yaşasanız, sokakta peşinize erkekler takılır teması çelişkiliydi, sonuçta yalnız gezince polis gelip tutukluyor en fazla bunun mantıksal doğrulanması olabilir ama bu da rejim ilk değiştiğinde belki yapılır. oradaki insanların evreninde bu imge yok bence eğitim yersizdi.

    film çok özgün bir yapımdı, değişik bir şeyler izlerken eh saçma sapan demeye meyilli olduğumuzu düşünürsek bunu dedirtmemesi büyük başarıydı. evliliği kurtaran çocuk, ortak yönlere odaklanma vs eleştirileri de eğlenceliydi. kısacası vakit ayırıp izlenmeli.
    abi
  10. !---- spoiler ----!

    filmin sonunu illa bi yere baglamak sart degil, acik birakilsa da olur, ama bazen yonetmen/senarist nasil bitirecegini bilememis, hikayeyi eline yuzune bulastirmis, sonra da "ha ben seyirciye biraktim sonunu" diye isin icin siyrilmaya calismis hissi uyandirabiliyyor...

    bu film sanki biraz oyle gibiydi, ama biraz dusununce karar verdim, degil... sadece sonu epey ustu ortulu verilmis. ipuclari:

    - anlatici, rachel weisz.in karakteri, yani restoranda bekleyen hatun
    - filmin ismi, yani "the lobster/iskakoz" tekrar karsimiza cikiyor
    - deniz/okyanus sesi geliyor arka plandan

    yani bence sonu belli... david dememis miydi zaten onceden "pretending to love is more difficult when you don't love than pretending not to love when you actually love someone... "
    !---- spoiler ----!