1. pink flody'un 1979 yılında çıkardığı albümü. konsept bir albümdür. gençlik marşına dönüşen, sözler ve müziğin mükemmel olduğu, zamanın eskitemediği albümdür. albüm öylesine güzeldir ki birkaç yıl sonra filmi yapılır.

    (bkz: the wall - alan parker)

    müzik dinleme alışkanlığım çalma listeleri değil albüm dinlemek şeklinde olduğu için yapısı itibariyle de benim nazarımda ayrı bir yerde durmaktadır. albümü baştan sona dinlediğinizde bir kitap okuyor ya da film izliyormuş gibi kendinizi bir hikayenin, bir anlatının içinde buluyorsunuz.
  2. dünyanın en büyük rock gruplarından pink floyd’un 1979da çıkarttığı 23 milyonun üzerine satışla dünyanın en çok satılan albümlerinden biri.
    albümün kayıtları beklenmedik şekilde grubun yoğun iç çatışmalar yaşadığı bir dönemde başlamış. öyle ki grup üyeleri önceki albümleri olan ‘’wish you were here’’ için girdikleri stüdyoda sırtları birbirine dönük şekilde çalmaya başlamışlar. albümün ortaya çıkışında en etkin üye olan roger waters tamda grup içi çatışmaların yaşandığı bu dönemde duvarına tuğlalarını dizmeye başlayarak kendini grup üyelerinden soyutlamış ve albümünn ana fikri ortaya çıkmış.
    the wall’un kaydı süresince waters grup içinde adeta terör estirmiş, wrigt’ı gruptan göndermiş gilmour ile geri dönülmez tartışmalar yaşamış. albüm provaları waters’ın direktifleri ile geçiyor, tüm kayıtlar onun istekleri doğrultusunda yapılıyordu. sonuçta waters’ın bu baskısı müzikal anlamda ortaya çok iyi bir iş çıkartmışsa da kayıtlar sırasında büyüyen kavgalar neticede waters’ın grubu terk etmesine neden olmuş.

    albüm’ün içeriğine gelirsek, albüm boyunca pink karakterinin hayatı ve kendini toplumdan soyutlaması anlatılıyor. pink karakteri albümün başlangıcında ikinci dünya savaşı sırasında doğmuş, babasını savaşta kaybetmiş ve aşırı korumacı bir anne ile büyüyen bir çocuk. şarkılar ilerledikçe hayatın duygusal sorunlarından kaçmak için dünyanın geriye kalanıyla kendisi arasında bir duvar örüyor, onu inciten her olay sürekli büyüyen duvarına yeni bir tuğla koyuyor. şarkılarda sırasıyla babasız geçen çocukluk, baskıcı bir anne, sosyal çarkın içine yeni dişliler eklemeye odaklı eğitim sistemi, vatandaşlarına satranç taşı gibi davranan bir devlet, yabancılaşılmış evlilik ve pink’in bütün bunlardan kaçmak için sığındığı uyuşturucular anlatılıyor. albümün sonunda ise pink duvarındaki tuğlalardan oluşan bir jüri karşısında kendisini yargılıyor. albümde ilerleyip şarkıları dinledikçe varoluşçu sancıların albüme ve beklide waters’ın o dönemdeki hayatına egemen olduğunu anlamak mümkün..

    bu ünlü albüm ile ilgili çekilmiş birde film var. alan parker tarafından yönetilen film albümün uzun metraj bir klibi niteliğinde:
    http://www.imdb.com/title/tt0084503/