• izledim
    • izliyorum
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (9.44)
the wire
the wire, amerikan hbo kanalında yayınlanmış bir polisiye, suç ve dram dizisidir. dizi, 2002 yılında başlamış ve 2008 yılında toplam 60 bölüm, 5 sezonla sona ermiştir.
dizi amerika'nın maryland eyaletinde, baltimore şehrinde geçer. the wire dizisi ile baltimore'un arka sokaklarında geçen amansız uyuşturucu ve polis savaşına şahit oluyoruz.
dizide her sezon baltimore'un ayrı bir yüzünü görüyoruz. polis, siyaset, mafya üçgeninde geçen the wire, senaryo ekibindeki emekli polislerden ötürü uyuşturucu ticareti ile ilgili gerçek ve epey enteresan bilgiler içeriyor.
the wire dizisi, gerçekçiliği ve derin anlatımı nedeniyle time, the guardian, entertainment weekly gibi dergiler tarafından değişik zamanlarda "en iyi dizi" olarak seçilmiştir.
  1. televizyon tarihinin gelmiş geçmiş en iyi dizilerinden biridir.
    hope
  2. müthiş dizi, ama çok sürükleyici değil. övgülere binaen başlayanlar tez zamanda bırakıyor.
  3. ghetto gerçeğini mükemmel işleyen, aynı zamanda siyaset, emniyet ve medyanın içyüzünü de gösteren, eşi benzeri olmayan aşmış dizi.
    kahve
  4. çok iyi (hatta kimilerine göre en iyi) olmasına rağmen düşük tempolu olan ve sürükleyici senaryolara alışık bünyeleri sıkacak olan bir dizi. benim yaptığım gibi 2-3 günde 1 sezonu bitirmeye kalkarsanız hemen sıkılıp bırakırsınız. ben bile 2. sezonun ortalarına kadar dayanabildim. haftada en fazla 3 4 bölüm izleyin, gerekirse 1 sezonu bir ayda bitirin ama sindire sindire izleyin.
  5. 2002-2008 arası çekilen beş sezonuyla izlediğim diziler arasında six feet under, the sopranos ve hatta oz gibi yapımları geride bırakarak birinciliğe yerleşti. yani bu öyle bir dizi ki amerikalılar bile anlamak için altyazılı izliyorlarmış desem abartmış olmam sanırım.

    omar little ve stringer bell gibi iki süper karakter barındırır.

    yapımcılar, latin vatandaşların uyuşturucu pazarındaki yerini anlatacak bir altıncı sezon çekmeyi de düşünmüşler ama ellerinde yeterince bilgi olmadığı için vazgeçmişler.
  6. dizinin son bölümlerini uzun aralıklar vererek izledim bitmemesi için ve bir yandan da korkuyordum ya ölürsem de sonunu göremezsem diye. ölmeden bitirdim allahıma bin şükür. öyle güzel bitti ki arkadaş be, yine sade yine yalın. sadece akılma gelen şeyleri yazıcam şimdi karakterler hakkında...



    !---- spoiler ----!

    bunk: adamım lan. hastasıyım dansının, hantal yapısının. beni öldürürlerse davama sen bak la. meknalti piçini bulaştırma sakın, başka cinayet çözmek için götüme bi şey falan sokar o yavşak. kravatımı kes, eşşek şakası yap bi tek içip içip başıma kalma. boz ayı gibi herifsin taşıyamam, fıtık var bende.

    mcnulty: hem sevdim hem sevmedim lan seni. o kırılmaz inadını sevmedim, geri kalanlarını sevdim. küçükken izleseydim bu diziyi idolüm olurdun ama küçük değilim. sen olamayacağımı bildiğim için idolüm değilsin. sürülmekle, atılmakla tehdit edilsem senin kadar dik duramazdım ben. boyun eğerdim. için için istedim ki senin kadar sağlam bi adam olmasın bu dünyada. benim olamadığım biri olmasın. çok sevdiğim biri demişti ''kayıp kuşak biziz çünkü ne eskiler gibi idealist ne de yeniler gibi bencil olabiliyoruz'' sen eskisin mcnulty, ben hiçbiri.

    lester reyiz: gözlüğünün ardından bakışına kurban reyiz. sürgünde olduğu zamanı 13 yıl ve bilmem kaçay diye hınçla söylerdin ama döndüğünde `police work` yapmayı hiç bırakmadın. geri oraya yollanırım diye hiç geri adım atmadın, sonunda polislikten oldun ama sen hep natural poo-liice kalacaksın. adın üstünde ''lester reyiz''.

    kima: sen de ayrı bi hastasın anasını satiim. mcnulty'nin dişisi gibi ama kadınlığın getirdiği bi naiflik var. bizim hacıları sen okudun amirlere ama gık demediler. neden? çünkü sen iyisin kima. senin doğru bildiğin bizim için de doğrudur dediler, yansalar bile.

    savcı rhonda: tek başına dizinin erotiklik yükünü taşıdı bana göre. mahkeme salonuna çok yakışıyordu. elini taşın altına koymaktan çekinmeyen çok taşaklı bir hatundu. hakim oldu, mutluluklar dilerim.

    cedric daniels: nası bi anatomi var la sende? vücut brad pitt'in fayt club'daki hali, kafa arap bacı vol.2. dürüst adamsın, düz adamsın, savıcıyı da götürdün oooohhhhhhh. çaktın istifayı gittin koçum benim.

    carver ilen hörk: herc bildiimiz eşşek polis, çapsız ayı polis. karvır ile beraber çıktılar yola karvır işi kıvırdı bu herc kıvıramadı. sevmiyodum zaten ipneyi ben. çapsızın tekiydi, anca çene. carver tam baltimore polisi oldu, arada vicdan yapsa da olmuyor işte. herc, marlo'yu hem yaktın hem kurtardın. çok yarrak kafalısın lan sen, başka ne denir sana bilmiyorum.

    prezbo: büyük cenabet bi herifti bu prezbo. on numara iyi niyet ve yüz numara talihsizlik. kayın pedere çaktığı yumrukla gönüllere taht kurmuştur kendisi ayrıca. öptüm prezbocuğum.

    avukat levy: evet büyük orospu çocuğusun ama başım belaya girse avukatım sen ol ister miyim? tabi isterim lan. büyük tereci olduğun için her kumpasın kokusunu aldın ve hep lehine kullandın.

    başgan carcetti: amuğa goruk tommy başgaaaaaan. her şekilde oyum senin lan. baltimor seninle gurur duyuyor!! senin adamların pijlik yaptı bence senin için. ben sana inandım başkan. yes you can!!

    rıhtımcı abiler: ziggy çekilecek dert değildin, evlat olsan sevilmezdin ama hapise girmemeliydin lan. üzüldüm piç. frank dayı, tam bildiin dayıydı lan herif. allah huzur versin öte tarafta. genç oğlan, çok hevesliydin ama zor yırttın. sıradan adam nasıl suçlu olur dersi gibiydin yemin ederim. kral sezondu sizin sezon. bi daha olsa bi daha yapılır lan ama aynı ekip olacak.

    babıls: lan bubbles, içimi ezdin babıls. vicdanımı yaktın bubbles. yıktın geçtin eyledin viran bubbles. lan seni dombili müdür saldı ya hani kendini öldürmeyi beceremediğinde. o sahnede aştın lan sen babıls. çok sevdim lan seni ben. sofraya alınana kadar ses etmedin, isyan etmedin. biliyordun ne kadar kötü olduğunu, ne acılar verdiğini. gık demeden sebat ettin ve sofraya oturdun. afiyet olsun babıls, gerçekten hakettin.

    dombili müdür: ben kaypak, iş bilir bir orospu çocuğuyum ve bunu kabul ediyorum. bununla yaşıyorum diyen dizinin en belki de en dürüst adamı. ara sıra ettiğin laflarla sevdirdin kendini götoş.

    yunan dayılar: yunan mısınız nesiniz orası da bi meçhul. almışınız arkanıza hökümeti at koşturuyonuz skikler. çok da bi şey diyemiyorum, o kasketli kelden çekiniyorum lan :/

    clay deyvis: yavşaklığın, şerefsizliğin, utanmazlığın vücut bulmuş hali. kokuşmuş sistem denen şeyin temel taşı, o sistemin her tuğlasında bunun gibi amcıkların suratları işli işte.

    bodie: o arkadaşını vurduğundan beri seni sevmiyodum ama öldüğüne üzüldüm lan. dizinin bana en büyük kazığıdır ölümün. seni hiç ölmeyecek sanmıştım. bi şekilde yaşayacaktın sen sanki. oyuna girdiğinde ne olacağı hiç belli değildi, bunu hiç tam olarak kavrayamadım ben. en güçlü de, en silik de, en alakasız da tak diye ölebilirdi. öyle de öldün bodi, üzgünüm ''it is a part of the game''

    araba kaçırıp duran eşşek sıpası: sempatiklikte sınır tanımayan bebe. arabanı çalsa kızamazssın bebeye, öyle bi it.

    diyancelo barksdale: madem avon'un yeğenisin suçlunun hası olmalısın anlayışının kurbanıydı. olamayacak bir adamdı, tıpkı wee bay'in evladı gibin. seni kurtaracak bir bunny yoktu çünkü sen ulaşılamayacak kadar içerdeydin. yavşak stringer bırakmadı seni, huzur içinde yat.

    avon ve stringer: bu iki adamı ayrı ayrı yazmamak gerek diye düşündüm. avon gangsterin hasıydı, muscle'a inanırdı. stringer iş adamı olmak istiyordu, saygı görmek istiyordu artık. işletme okudu, gözlüğüylen karizma yaptı. bıraksan ''ucla'' svetşörtüyle karum'da piyasa yapacaktı götoş neredeyse. clay davis bunu ayaküstü sikiverince delirdi. eyvon'da lafı koyunca ipler koptu. ''artık gangster olacak kadar cesur olmayan ama iş adamı olacak kadar zeki olmayan biri''.

    o son gece dizinin en baba sahnelerinden biriydi. balkonda, yan yana eski günlerden konuştunuz. ikiniz de diğerini harcamıştı. ertesi gün yalnız kalacaktınız. zeka kaba kuvvetten hala çekiniyordu, bakışlarından belliydi. kaba kuvvet ise zekasını kullanıp alt ettiğini düşünmenin kibriyle bakıyordu stringer'a. sarıldınız ve ayrıldınız. son saniyeye kadar öleceğini düşünmedim stringer'ın, yine yırtacak sandım. omar'dan kaçış zaten olamazdı bi de brother muzon olunca işin içinde, bir kez daha ''it's a part of the game''

    stringer çok karizmatiktin lan kabul ama ben hep avon'u tuttum.

    cutty reyiz: bubbles'tan sonra tipiyle rolü bu kadar uyuşan biri olabilir mi lan? ağır abiliğin, adamlığın en güzeliydin sen cutty reyiz. oyundan çıktın ve avon hiç ses etmedi sana. nerede o eski soldierlar denen adam tipiydin sen. yürekse yürek bilekse bilek, her muhite bir dennis wise gerek.

    cris ile snoop: korkunçikili, ikilinin böylesi. hele o snoop kadın mıdır erkek midir bilemem töbe estafırılla. manyak aksanıyla dehşet saçıyodu zaten. cris denen yavşağı ailesine uzaktan bakarken görsen yılın babası sanarsın amk. hiç sempati duymadım la size, iyi oldu ikinize de.

    prop joe: akil adamdın, kral adamdın gözümde. hiç hak etmedin ölümü abi. yeğenin olacak yavşağı long man haşırt diye indirdi ya içim soğudu yemin ederim. huzur içinde yat. ayrıca bi tanıdık bulup cennete kapağı atmazsan ben de noliim şerefsiz.

    marlo stanfield: marlo marlo marlo. orospunun evladı marlo. bok vardı çıktın ortaya. önüne geleni öldürttün, ne kural tanıdın ne insanlık bildin. ufak bir gangsterdin, sen büyüdün ve kirlendi dünya. sen yokken herkes insan gibi öldürüyodu birbirini. daha 3 sezon rahat giderdik o şekil biz. ama yooook marlo efendi şehrin kralı olacak, taç giyecek. al giydin tacı beynini sktiim, sokakta bebe kovalarsın artık heyecan için.

    ve omar little...

    lan adam hakkında yazdıklarım yıllık yazısı gibi olacak diye korkuyorum, çünkü çok seviyorum. gelmiş geçmiş en büyük karakterlerden birisi. vatandaşa dokunmayan, para için çalmayan bir adam. binlerce doların önüne serilmesi için sabahlığıyla sokakta yürümesi yeterken yerel gazetede ölümüne bir satır yer ayrılmayan efsane. çok büyük sandığımız yaşamlarımızın hemen yanı başımızdakilere bi bok ifade etmeyeceğinin kanıtı olan adam. baltimore sokaklarında adı besmelesiz anılmazken morgda yanlış yazılacaktı neredeyse.

    tam ölmen gerektiği gibi öldün aslında omar. en beklenmedik şekilde, bi tek öyle ölürdün sen. yoksa mümkün değildi seni öldürmek hepimiz biliyoruz. snoop biliyordu, marlo biliyordu, dünyanın en soğukkanlı katili chris bile çekiniyodu senden. hatta senden çekinmek kızdırıyordu onu. sen gerçekten efsaneydin omar, öyle olmasaydı gerçek hayatta baltimore'da bir silahlı çatışma sonrası tutuklanan çocuğun adı ''omar little jr'' olur muydu? yalnız isme dikkatinizi çekerim, ''jr''. sana olan saygısından direkt omar little yerine jr almadıysa ne olayım. huzur içinde yat omar little, ballı mısır gevreğin eksik olmasın.

    !---- spoiler ----!

    eveeeet diziyi övmenin bi manası yok artık. şimdi dizinin tek eksik yönünü açıklıycam arkadaşlar.

    rakı

    evet rakı. götüyle içip sıçıp kusan polis dostlarımız değil ama bir stringer bir avon efendime söyliyim bi prop joe ve omar. bu adamlara rakı çok yakışırdı be.

    dizide emeği geçen herkese, alt yazılarını koyanlara ve yine beni bu diziyle tanıştıran sadece okuyucuyum'a teşekkürlerimi sunarak huzurlarınızdan ayrılıyorum.

    fayfoooo, red tops, omar coming yo...

    not: bu entry aslen 2012 yılında yazılmıştır.
  7. hakkında yazılan ve kendim yazmışım hissi veren şahane bir güzelleme'ye ev sahipliği yapan dizinin adı.

    lan.

    izleyeni bilir, çok iyiydi bu dizi, çok. kadronun birkaç ismi dizilerin efendisi, gelmiş geçmiş en iyi dizi olan "oz"dan yetişerek girdi bu diziye. tatlı işlerdi bunlar. artık böyle diziler yok.

    ha bir de.. ben bir erkeğim. yani beni pek alakadar etmiyor ama kardeşim o stringer bell nedir, idris elba nasıl bir adamdır anasını satayım. herif yürüyen seksapel lan helal olsun. hayranıyım idris abimin.

    bu arada şu güzel melodiyi hepiniz anımsayın. sokaklarda bazen böyle gezerim. duyarsanız, şaşırmayın, selam verin bana. omar is comin'.
  8. izleme fırsatı bulduklarım için konuşuyorum, televizyon için üretilmiş kurgusal yapımların zirvesi bence budur. bunun yanında, the wire'ı seven ama sevmekten öte niçin sevdiğini bilen insanın diğer filmler/diziler hakkındaki görüşleri de benim adıma her zaman dikkate değerdir.

    düşüncelerimi ekşi sözlük'te vaktiyle yazılmış şu yazıdan daha iyi ifade edemeyeceğim için hakkında bir şeyler yazmadım hiç ama bu, o karakterlerin, o şehrin bende bir şeyler bırakmadığı, onlar hakkında edecek bir çift lafım olmadığı anlamına gelmiyor. the wire bir diziden çok bir hayat tecrübesi gibiydi; didaktik olmak gibi bir derdi olmayan ama gerçekliğin akışı içinde ister istemez öğretici, yol gösterici olmayı başarabilen bir hayat tecrübesi. böyle olduğu için sanıyorum herkesin the wire'dan alacağı şeyler kişisel oluyor ve bu yüzden bundan fazlasını kendim için saklamak istiyorum.

    hemen her karakteri iz bıraktı ama o bubbles yok mu... günün birinde yolum baltimore'a düşerse onu o köşelerden birinde, elinde market arabasıyla demir toplarken ya da millete beyaz tişört, renkli kasket satarken göreceğime eminim. o kadar gerçektin bubbles.