• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.33)
thelma - joachim trier
“utangaç bir genç öğrenci thelma, oslo'daki bir üniversitede okumak için norveç'in batı kıyısındaki küçük bir kasabadan ayrılarak dindar ailesini terk eder. bir gün kütüphanede çalışırken şiddetli, beklenmedik bir nöbet geçirir. kısa süre sonra, thelma'nın güçlü cazibesini karşılıklı gören güzel genç bir öğrenci olan anja'ya doğru yoğun bir şekilde yakın hissetmeye başlar. dönem devam ederken, thelma, anja için hissettiği yoğun duygularla, kendisinin bile kabul etmeye cesaret edemeyeceği duygularla, daha da aşırı derecede nöbet geçirmeye başlar ve giderek daha da boğulmuş hisseder. nöbetlerin açıklanamayan, genellikle tehlikeli, doğaüstü yeteneklerin bir belirtisi olduğu açıkça görüldüğünde thelma, geçmişinin trajik sırları ve gücünün korkunç sonuçları ile karşı karşıyadır.”
  1. gerilim dozu güzel ayarlanmış, fantastik ögelerle desteklenmiş bir kendini keşif hikayesi. İskandinav filmlerine has o mesafeli ve sakin atmosferi bu filmde de bulmak mümkün.

    aslında fazlasıyla manipülatif, baskıcı ve muhafazakar bir ailede yetişmiş thelma'nın üniversiteye başlaması vesilesiyle ailesinden uzaklaşması; kendini, kadınlığını ve cinselliğini keşfi gerçekçi karakterler ve gerçekçi bir hikaye ile anlatılıyor. fakat thelma'nın baskılayan çemberi yıkıp kendiliğine koşuşu doğaüstü güçlerinin de keşfi ile beraber geliyor. hikaye bu noktada fantastik ögeler ile desteklenerek heyecan uyandıran sürükleyici bir hikayeye dönüşüyor. yılan, kuzgun gibi bariz mitolojik sembollere de sıklıkla yer veriliyor ve işin ucu açıkça cadılığa uzanıyor. bu bariz semboller filme ekstra görsel bir güç katmanın ötesinde etkili oluyor mu emin değilim.

    özetle tutkular değil tutkuların bastırılması felaketi getirir diyen film ortalamanın üzerinde, başarılı bir iş, iskandinav yarımadasından çıkan işler izleme isteğimi depreştirdiğini de söyleyebilirim. trailer
  2. bugün izleme fırsatım oldu. önümde oturan iki teyze dışında salon boştu. film bitiminde koridorun aydınlığında iki teyzeye dikkatlice baktım. belli bir yaşı geçmiş olmalarına rağmen yüzlerindeki çekiciliğinden etkilendiğimi söylemeliyim.

    bir büyüme hikayesini anlatıyor. özellikle çocukluk döneminde maruz kalınan baskının ve aile yaşantısının etkisi ileride nasıl bir olumsuz sonuç doğuracağını fantastik ögeleriyle çok güzel anlatmış. kurguda kimi kısımlar yanıtsız kalsa da, filmin geneline baktığımda anlatılanı sıradan bir queer okuma olarak sunmak yerine, aile baskısı altında ötekileştirilerek yetişmiş bir çocukluğu biçimlendirip anlatması, bakış açısı çeşitliliği kazandırmış. bu açıdan filmi sevdiğimi söyleyebilirim.

    bir insanın kendi olma sürecinde yaşadığı varoluşsal bütün sancıları görmek mümkün. benliğini zayıflatan o kalın duvarı, babasını yok etmesiyle kırıyor. neden olmak istediğim gibi olamıyorum sorusu sık sık çalkalandı kafamda. içimi çürüten, bu kalın duvarı ben ne zaman kırmayı başarabilirim bilmiyorum.

    olmak istediğimiz gibi bir insan olmamızı engelleyen olguları ön plana çıkartan bu filmi sevmemin bir diğer sebebi de yaşantımla örtüşen benzerliği oldu. üniversitedeki ilk zamanlarımı anımsattı thelma'nın yaşadıkları. doğru olan bilindiği halde cesaret edememek, aidiyetsizlik duygusunun tesiri biraz da. kırık bir çocukluğun yarattığı o boşluğun doğurduğu bu aidiyetsizlik duygusu en çok. thelma, anja'ya aşık olduğunda içindeki gücünü keşfetmesi her şeyi yeniden güzelleştiriyor.

    aynı bayağılığı sürdüren lgbti filmlerinden sıkılmışken, iskandinav soğukluğuna özgü sahnelerin oluşu ve konuya farklı bir bakış açısıyla yaklaşımı iyi geldi açıkçası.

    içime dokunan en sevdiğim sahnesi de anja'nın thelma'nın boynundan öptüğü an oldu.