• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
tılsım-ı kudret - göktuğ canbaba
mezopotamya insanlarının tanrılarla konuştuğu zamanlarda doğmuş bir efsane, osmanlı'nın büyülü sokaklarında tekrar hayat buluyor. baharat tünelinin ozanları, eski tılsım üstatları ve hatta bizzat saray ahalisi efsunlu hikayeyi kulaktan kulağa. zaman insanoğlunun avuçlarından kayıp giderken, tılsım-ı kudret efsanesi de yaşadığımız çağa ulaşıyor; fakat istanbul'un kadim sokakları, tüm bunların bir efsaneden çok daha fazlası olduğunu anlatıyor.
  1. göktuğ canbaba' nın fantastik , korku(¿) , alternatif geçmiş türü romanıdır.

    ben romanı tavsiye üzerine edinip okudum. tavsiye eden kişinin fantastik edebiyat geçmişine güvendiğim için büyük beklentiler ile okudum fakat beklediğimi bulamadım. bir bütün olarak fantastik edebiyata aitmiş gibi gelmedi daha çok masalsı bir havaya sahipti. belki yazarın anlatım tarzından ötürü. türkiye de fantastik edebiyatın 2000'li yılların başında çiçek açtığını düşününce önemli örneklerinden birisi olarak sayılabilir.

    kitabımızın esas karakteri mösyö frederic "fransız". kendisi bir hazine ve gizem avcısı. indiana jones veya nathan drake gibi değil. dedesi ve babası gibi a.b.t (antik bilgi toplayıcıları) birliğine üye bir maceracı. en iyi arkadaşı "tilki" yusuf ile birlikte ele geçirdikleri parşomenler sonrası maceraları başlıyor.

    !---- spoiler ----!

    romanın biraz daha içine girecek olursak kendi kurguladığı mitoloji bir hayli ilginçti. tek bir yaratıcının olması ve onun kendinden daha küçük tanrılar yaratması. yani bana yunan mitolojisi ve islamiyet harmanlanmış gibi geldi. onun dışın da ney üfleyerek tılsımlar oluşturan kişilerin iblislerle savaşması. gerçi kitabın pek çok yerinde "hepimiz biriz" felsefesine ulaşıyoruz , mevlevi akımı bol bol hissediliyor. kafirin , müslümanın elele verip kadim kötülüğe karşı durmaları güzel olmuş.

    onun dışın da olumsuz noktalarına değinecek olursak , kurgusu beni genel anlamda sıkmasa da kefenyırtan'ın , numf ve neferth ile birlikte olduğu bölümler hayli yordu. fransız'ın kristale dokunduktan sonra ölecek olması hikaye boyunca yedirilirken , kitabın sonun da " aa ben ölmek istemiyorum " diyip geri dönmesi de zayıf bir mutlu son olmuş. sonu daha iyi olabilirdi. ve beni en çok rahatsız eden durum , yazarın çok fazla "isim" kullanmasıydı. koca bir paragraf fransız için ayrılmışken , her iki cümlede bir "fransız" isminin geçmesi garip gelmeye başlıyor. hani zaten tüm paragraf o karaktere ait olucak , neden iki cümlede bir hatırlatma ihtiyacı duyulmuş anlamadım.

    son olarak basımıyla ilgili şikayetime gelecek olursak da her sayfanın üstüne yazarın ve kitabın isminin yazılması da garip. özellikle unutmamızı istemişler sanırım. takıntılı adamım ben.

    !---- spoiler ----!

    sonuç olarak alın okuyun arkadaşlar , kendi topraklarımız da , kendi kültürümüz de geçen fantastik bir eser. piyasada "karanlık lise" veya "kötü çocuk" gibi kitapların gezdiği düşünülünce bu tarz hayal gücüne hitap eden , içerisine felsefe yedirilmiş bir kitap okunmalı , okutulmalı. eminim ki yazarımız göktup canbabasonraki fantastik eserlerin de bize çok daha zengin , çok daha güzel eserler sunacak.

    “uğultuların arasında bir ses duydum,
    öte diyardan bir haykırış.
    araladım bin zincirli kapıyı ardına dek,
    korkuyla kavrulan birini buldum.
    kıl gibi ince bir ipin üzerinde yürüdüm,
    kanım yere damlarken insan tohumlarını gördüm,
    bedenim alevin korudur, yalanın özü,
    ateşten toprağa, hiçlikten varlığa döndüm.”

    aynı zaman da ertaç altınöz'e ait bu çalışmayı da muhakkak görmelisiniz.