1. hayata, doğaya veya insana dair belli bir konunun senaryo şeklinde dedike edilip, oyuncular aracılığı ile izleyicilere taşınması sanatına verilen addır. sanat dalıdır.
  2. "insanların gerçek yüzlerini görebileceğiniz tek mecra tiyatrodur" demiş üstad rahmetli çetin altan. bu motto ile tiyatroyu değerlendirdiğiniz zaman, tiyatro sanatı hakkında pek çok soru cevaba kavuşmuş oluyor.
  3. sadece gösteri değil izlediğiniz!
    bir insanın; içinden onlarca başka karakteri çıkartıp, bunu o büyülü anın içinde, sizin gerçekliğiniz haline getirişini izliyorsunuz sahnede.

    müthiş bir tutku..
    seyirci olup o muhteşemlikleri izlemesi ayrı...
    sahnede olup başka karakterleri doğurma çabası ayrı güzellik.

    ortaokuldan üniversiteye kadarki dönemde en büyük tutkumdu tiyatro.
    ortaokulda istediğim verimliliği yakalayamayınca, lisede daha bir hevesle sarılmıştım.

    elimde tekstler* ders aralarında yıl sonu gösterisine hazırlanırdım lise birde. baba müsadesi olmadığı için sessiz sedasız hazırlanmış, yıl sonunda öğretmenlerimle birlikte yarım saat dil dökmüştük izin versin diye.
    ilk sahneye çıktığım gün için hatırladım iki şey var mesela.
    onların dışındaki her şey silinip gitti hafızamdan...

    birisi ilk 5 dk boyunca kalbimin yerinden çıkacağını sanmam. -ki sonra geçiyor...*
    ikincisi bütün oyun boyunca gözlerimin babamı aradığı.
    gelmedi!
    daha kötüsü anneme de müsade etmediğiydi!
    yarım mutluluk..
    ve hatta mutluluk bile olamamıştı yaşadığım...

    bu da böyle bir anımdı işte tiyatro tutkusu ardına düşüp yaşanılan...

    sonra??
    sonrası baskılara yenik düşen ilk gençlik yıllarımın hikayesi..
    sonrasını bir gün, başka bir başlıkta anlatırım belki..
  4. ferhan şensoy, elektriğin bulunmasından önceki tiyatroyu anlatıyor:

    "...elektriğin bulunmasından önce tiyatro mum ışığında oynanıyormuş. o zamanın tiyatro yazarlarının, bir perdeyi bir mumun ömrüne göre yazmaları gerekiyormuş, mum bitmeden o perdenin bitmesi gerekiyor, perde arasında yeni mumlar takılıyormuş. ve sanırım biraz temposuz başlayan oyunlarda, gözü mumda oyuncular, mum bitmeden o perdeyi tamamlayabilmek için, perdenin sonuna doğru gereksiz bir tempo yapıyorlardı. eski dört perdelik oyunlar da tamamen bu mum sorunsalının ürünüdür, yoksa üç tane perde arasına ne gerek var!

    yazar, büfeci değil ki! daha sonra değişimin manifestosu olarak elektrik bulunmuş, yazarlar kafalarına göre yazmaya başlamışlar oyunlarını. üç saat süren oyunlar, arasız oyunlar, yedi saat süren eziyet tiyatrosu örnekleri görüldü, elektriğin bulunuşundan yararlanan ışık efektli oyunlar ve özellikle ışık oyunları moda oldu, ancak muma endeksli racine ve yukarlarda devamlı adı geçen moliere, tiyatro yazarı olarak pek aşılmış değildir..."

    (bkz: eşeğin fikri - ferhan şensoy) *