1. abi
  2. zeynep aksoy'un(!) absürt ve katastrofik yazısının başlığı.

    istanbul köy kahvesini ve camiyi merkez alabileceğimiz kadar küçük bir şehir değil, hiçbir zaman da olmadı zaten.

    taksim sanatla ve tiyatroyla bağlarını gevşeteli de epey oluyor.

    kadıköy uzun süredir 24 saat ulaşımı olan bir ilçe ve cevahir sahne ulaşımından, sahne eğimine kadar şehrin en iyi sahnelerinden biri ama bu yazıda banliyö tiyatrosu olmakla aşağılanan sahnelerden birine zaten dönüşemez, devlet tiyatrolarına tahsis edilmiş durumda.

    bu arada cepher nedir, anlayamadım.
  3. çok haklı bir serzeniş. ben de aynısından istiyorum.
  4. bence kentlerin belli başlı kültür sanat merkezlerinin olmasında, opera, tiyatro ya da sinema denildiğinde belli semtlerinin / meydanlarının akla gelmesinde, bunu istemekte, beklemekte bir sorun yok, hatta doğru olan bence bu. ancak;

    türkiye cumhuriyeti'nin ilk dönemlerinde benimsenen kent anlayışı kenti tarihsel simgeleri ile birlikte ele alarak hem bir sürekliliği sahipleniyor hem de yıkılan imparatorlukta uzun yıllar kimliksizleşmiş insanlardan bir birlik, bir halk yaratmak için toplanma, birleşme alanları yaratmanın gereğini görerek kent meydanlarını kurmaya önem veriyordu. sıhhiye meydanındaki heykeli kaldırırsanız meydanın kimliği nasıl silikleşecekse, o meydanda yıllar boyu toplanmış emekçi kitlelere meydanı kapatmak da aynı sonuca götürür. bu durum bahsedilen yazıda geçen taksim meydanı için de aynı şekilde geçerli.

    yıllar içerisinde yozlaşan tüm değerler gibi kent algısı da yöneten erkin bakış açısına uygun olarak değişiyor, yaşam alanlarımız değiştiriliyor. fıskiyeden girip camiden, betondan çıkmayayım, tekrara lüzum yok...durumun özeti şehir planı olarak bilinen terimin bugün yerini imar planına bırakmasıdır. o yüzden 15 milyonu aşmış bir şehrin beton kusmasında, meydanlarına çıkılamayacak hale gelmesinde şaşılacak bir durum yok. meselenin üç beş ağaç olmadığı aşikar.

    yukarıdaki yazıda da bahsi geçen bir avm var istanbul'da; pek meşhurdur, istanbul'da yaşamayanlar bile magazinden bilir: kanyon. bu kanyon'un bulunduğu yer üç ilçenin sınırıdır istanbul'da, hemen arka sokağından biraz aşağı inersen cübbelileri, ön kapısından çıkıp yolu geçersen cem yılmazları, biraz daha aşağı inersen denizi göreceksin, şaşırma! yasak olduğundan falan değildir ama arka sokaklarda yaşayanlar avm'nin içini, içindekiler de arkayı görmez, merak da etmez. ertuğrul özkök bu avm'nin en üst katında arada bir snack alır, şarabını yudumlar...vakti zamanında yazdığı bir köşe yazısı vardır, onu orada gördüğümde hep aklıma gelir, "sırça köşklerimizin hemen karşı caddesinde gecekonduda yaşayanlar bir gün bu camların kırılmaz olmadığını fark edip bir taş atarsa ne olur halimiz" minvalinde bir soru sorar o yazısında...kendisinin de aklına geliyor mudur hala, bilmem. şimdilik akıl eden yok gibi...

    böyle istanbul'a böyle tiyatro.
    mesut
  5. @mesut'un yazısının köşe yazısı, eleştirmenin yazısı da sözlük yorumu olması gerektiren bir anlatım gördüm. burada bir takas olsa sırıtmaz bilakis olması gerekir.
    zeynep aksoy'u şöyle haklı buldum, @abi ile @ruhsuzkozmonot'a çok katılmıyorum kadının yazısında bir haklılık değil de serzenişi şu; evinden uzakta bir yerde oyun izleme değil kültür ve eğlenci anlayışı nerede ise eşyanın tabiatı gereği bu seyri bozarsanız anlamını yitirir üzerinden bir fikirde bulunmuş algısı yarattı bende. ancak atladığı semt değil sahne için bile söylenecekler var. istanbul'u bilemem ancak izmir için konuşursak konak'ta 3 sahne var ve bu sahneler yanyana. zeynep aksoyluk bir durum yok ortada ancak şöyle bir fark var sahnelerden bir tanesi tarihi konak sahnesi diğer ikisi akm ve sabancı ise çok yeni inşa edilmiş 2 tane konferans salonu. bu yeni salonlardan birinde erdal beşikçioğlu ile ekibinin bir oyununu izledim. ne sesler anlaşıldı ne oyundan keyif alındı. millet yuhalayacak noktaya geldi de tiyatro bu emek var vs vs yine de alkışladık. sorun turneye gelen ekip kaynaklı değildi. tarihi konak sahnesinde ise durum bambaşka ne zaman oyun izlesem salonun tarihi dekoru ve akustiği ile büyüleniyorum. velhasıl günümüz inşaatı dönemin akustiğini sağlayacak, dönemin mimarlarının çizgilerinde oyun sahneleri sağlayacak salonlar hazırlayamıyor ise geçmişten günümüze gelen sahnelere sahip çıkmak gerekiyor. bundan 3-5 yıl önce ankara şinasi sahne ve akün elden çıkarılmıştı. izmir'in ise sembol konak sahnesi ve opera binası benzer bir peşkeşe sahne olursa çok yazık olur.
  6. zeynep aksoy'un serzenişine kısmen hak veriyorum ayrıca bu şikayetini ilk defa yazmamış daha önceki yazılarında da yer vermiş. katıldığım kısım avm içindeki sahneler, şahsen avm' de gezmekten nefret ederim, başıma ağrılar girer ve zeynep aksoy' un belirttiği üzere avm de oyuna gidene kadar mağazalardan gelen müzik sesi, fast foodcudan gelen yemek kokusu gibi çeşitli uyaranlara maruz kala kala oyuna girdiğinizde kendinizi yorgun hissediyorsunuz.

    bütün tiyatrolar beyoğlu'nda toplansın kısmına katılmıyorum ancak avrupa ve anadolu yakası için merkez olarak bir nokta olmalı anadolu için kadıköy, avrupa için beyoğlu merkez olabilir. avmlerden tiyatroların bir an önce kurtarılması gerektiğini tekrar vurguluyorum.