• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (9.67)
topio stin omichli - theodoros angelopoulos
puslu manzaralar ; bir yolculuk filmi. film, iki çocuğun almanya’da yaşadığını düşündükleri babalarını bulmak için çıktıkları yolculuğu anlatıyor. yolculuk boyunca karşılaşacakları pek çok zorluk onları, babalarına ulaşmak için harcadıkları çabadan uzaklaştırmayacak. bu yol ikisinin de çocukluktan yetişkinliğe geçiş yolculuğu olacak aynı zamanda.

(turkcealtyazi.org)
  1. izlediğim en iyi filmlerden biri olduğunu söylemek zorundayım. ancak çok ilginç bir şekilde filmi önerdiğim insanlar izledikten sonra benim kadar mutlu değillerdi. beğenmeyen, sıradan bulan, sıkıcı bulan, bunaltıcı bulan söylemlerle karşılaştım.

    biraz farklı bir durum var bu filmde. tiyatroda kullanılan bazı teknikler var. seyircinin olaydan kopup düşünmesi için yapılmış yabancılaştırmalar var. (bunu ilk brecht buldu) bunları anlayamamak seyircinin problemi bence. ki öyle düşünüyorum ki angelopoulos'un da aman bu anlaşılsın diye bir çaba içerisine girmedi. afişte gördüğümüz elin devasa bir heykel olarak helikopterle çekilip uzaklaştırılması bu kadar gerçekle örüntülü bir filmde ne arıyor dedi mesela biri. işte tam olarak orada olmak zorunda. filmde taşınan temel kavganın işareti o el işte. o el uzaklaşırken kahramanların bir hüzünle, anlamlandıramadıkları bir pürüzle seyretmesinin sebebi de bu. o elin suyun içinden çıkmasının sebebi sensin ey seyirci.

    filmi izlerken gözyaşlarımın ıslattığı yanaklarımı silmedim. içimden hiçbir şey yapmak gelmedi. angelopoulos'un tam olarak istediği şey oldu. hayat döngüsü içerisinde yaşadığımız her şeyin bir kaçışın, bir kurtuluşun sebebi olmasından kaynaklandığını anlattı. bu psikolojiyi filmde yaratmak daha da önemlisi izleyene bunu aksettirmek o kadar zor ki. her kaçışın yeni kaçış yaratacağı. mutlu olduğun anlarda bile kaçmak zorunda olduğunu anlatmış. varışın neresi olduğunun çok önemli olmadığı ancak ulaşmak zorunda olduğunu anlatır. açılış sahnesinde her sabah tren garına gidip kompartımanın önünde beklemeleri bundandır. bir gün o trene bineceklerinden adları gibi emindirler. ne zaman olacağı konusudur bilmedikleri.

    o çocukların motora bindikleri görüntüyü hiç unutamıyorum mesela.

    bir örnek daha vereceğim
    çocukların karakoldan kaçtıkları sahneyi hatırlayın zamanın durduğunu hatırlayın. sıradanlığı ve görünmezliği hatırlayın. öyle güzel kurgulanmış bir sahnedir ki bu izlerken orada donmuş olarak bekleyenlerden biri sen olursun. sebebini kişisel olarak açıklayayım, elbette herkeste farklı bir bilinçle algılanacaktır, ben o an bir bok kadar kıymetli olmadığım bir anımı hatırladım. olay olarak hatırlamama hiç gerek kalmadı. aklıma bile gelmedi. karakterlerin içinde bulunduğu durumun aynısını yaşamıştım, kendi anım aklıma bile gelmeden karakterin ne durumda olduğunu hissettim.

    angelopolulos'un başarısı burada işte.