• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.50)
toz bezi - ahu öztürk
toz bezi, istanbul'un farklı kutupları arasında hayatı anlamaya çalışıp kendilerine yeni yollar çizmeye çalışan iki kadının hikayesini ele alıyor. istanbul'da yaşayan nesrin ve hatun gündelikçi olarak çalışan iki yakın arkadaştır. hatun'un tek hayali çalışmaya gittiği semtlerden birinde ev almakken küçük kızıyla birlikte yaşayan nesrin kocasının neden evi terk ettiğini anlamlandırmaya çalışır. ahu öztürk'ün yazıp yönettiği filmin oyuncu kadrosunda asiye dinçsoy, nazan kesal, serra yılmaz, didem inselel gibi isimler yer alıyor.(beyazperde)
  1. nesrin acaba nereye gitti?
    "biz kaybolduk biz kaybolduk" sesleri hala kulağımı çınlatıyor.
    çerkes sahnesi de baya güldürmüştür.
    velhasıl kelam izlenmesi gereken bir film
    (istanbul film festivali'nde en iyi kadın oyuncu (asiye dinçsoy), en iyi senaryo ve en iyi film ödüllerini almıştır) imdb 6.8
  2. başka sinema kapsaminda gösterilen bir film oldugu icin baştan "kesin çok guzeldir" diye gittim. gercekten cok da güzeldi. pisman etmedi.

    birbirine benzeyen iki kadin, birbirine benzeyen baska kadınların evlerinde calisiyor. ama bu ilk iki kadinla, evlerinde calistiklari kadinlar birbirlerine hic benzemiyorlar. benzemeleri de imkansiz. bu benzeme ve benzememe hikayesi anlatiliyor aslinda.

    iki dunya arasinda gidip geliyor nesrinle hatun. renkli, tertemiz, kocaman ve ferah evlerden cikip eski ve kirli esyalardan olusan karanlik bir odanin yer aldigi kendi yaşam alanlarina dönüyorlar her gün. bu geçisi de en iyi belediye otobusleri sagliyor tabi.

    nesrinle hatun suyun bu tarafindalar aslinda ama her seyde oldugu gibi onlarin hayatinda da bir hiyerarsi var. bu yuzden nesrin hatuna gore suyun icine biraz daha girmis ve boğulmak uzere olan bir kadin.

    kadinlarin uzerine yüklenen o yüklerle birlikte bir de isin icine kimliklerine yüklenen etiketler dahil olunca ortaya boyle bir film cikiyor iste.

    tam ortada masum mu masum bir asmin var. buyudugunde acaba asmin hangi tarafa dahil olacaktir. ?

    hatun'un balkonunda saksi niyetine kullanilan a101'in birşah marka yogurt kovasiyla birlikte bim'in dost markali yoğurt kovasi vardi. sürekli fişe takili olan sarj aleti, dokunulmamasi gereken puzzle, 'karsliyim cerkesim' olayi, 'hiç kürde benzemiyor' cümlesi, 'sen bizim evin kizi sayilirsin'la baslayan samimetsiz hikayeler hepimizin hayatindan önemli noktalardi.

    kisaca birilerinin bez oldugu bir dünyada toz olanlar anlatiliyor. bezler tozları hep bir sekilde yok ediyor. bu bez ister para, ister erkek, ister siyaset, isterseniz de hakim olan ırk olsun. bir sekilde tozlar yok oluyor işte.

    asiye dincsoy ile nazan kesal'in oyunculuklarina bayildim. sanki hep nesrinle hatun olarak yasamislar.
  3. özellikle yerli sinemada yönetmen koltuğunda kadınların olduğu filmleri takip etmeye, kaçırmamaya çalışıyorum. istisnalar olmakla beraber, çokça beğendiğim yapımlar oluyorlar, gerçekten bildiğim bir dille anlatılıyormuş hissi veriyorlar. bu sebeptendir ki, “toz bezi”ni de büyük bir heves ve beklenti ile izledim. kötü olmuş diyemem ama “işte bu!!” da dedirtmedi, olayazmış sanki.

    ötekini, kalabalıklarda kaybolanı anlatmış toz bezi. kente göçü, yığınların içinde boğulmama savaşını anlatmış. yaşadığımız toplumda aynı anda kadın, kürt, “cahil”, “fakir” olmanın ağır külfetine değinmiş. bu noktada biraz eksiği olduğunu düşünüyorum filmin, tasvir edilen kadın sanki aile içinde gerçekte olandan çok daha güçlü, söz sahibi resmedilmiş gibi geldi bana. yukarıda sözünü ettiğim sıfatlara sahip biri, birde üstüne kocası tarafından terk edildiğinde neler olur, "toplum bu işe ne der?" kısmı da es geçilmiş sanki; yalnızca para, sigorta, kira sıkıntılarına takılı kalınmış gibi.

    film, merceğe aldıkları dışındakileri fazlaca “tipleştirmiş” gibi. sanki evine gündelikçi alan kadın stereotipi yaratılmış; kaypak, aile ilişkilerinde fazlasıyla başarısız, sadakatsiz, yalancı yardımseverler.. birilerinin derdini anlatılırken, başka birilerine bu acımasızlığı yapmak, empatiden kaçınmak gerçekleri yansıtma amacı taşıyan bir film için çokça sıkıntılı.

    evet, filmin gerçeği doğrudan yansıtmak gibi bir derdi olduğu kolayca görülüyor. bunu başarmak adına sürekli kıpraşan kameralar ile çalışılmış ve günlük yaşamı resmeden kısa kısa bir çok sahneye yer verilmiş. düğün salonu, mahalle arası kadın kuaförü, semt kahvesi, kaş bıyık alma seansı ve bol bol toplu taşımada geçen sahne eklenmiş filme. bazıları pek başarılı olmuş, bazıları ise şunu da şuraya koyalım da “gerçek” dursun denilmiş gibi.

    son olarak filme güldürü unsuru katmak adına, daima küfreden bir karakter fikri bence fazlasıyla iticiydi. evet başarıya ulaştı, salonun büyük kısmı bu küfürlerle kahkahalara boğuldu. ama bunun da yaratılmak istenen gerçekliğe zarar verdiğini düşündüm, dozu biraz kaçırılmış gibi geldi.

    neyse efenim, “en iyisi” değil evet ama izlemeye değer, hoş bir yerli yapım.

    trailer
    seans bilgileri
  4. filmin başlarında alt metin sezdim, devamında da kayda değer bir şeyler bulma umudumu kaybedip uyudum. kürt sorunu mu, kürt kadını sorunu mu, alt sınıf sorunu mu, kadın sorunu mu? bence bir yönetmen önce ne anlatmak istediğinden emin olmalı.

    gerçeklik gerçeklik derken gerçekten tümüyle uzak, tamamen yapay bir gerçeklik, mesaj kaygısı ile kurgulanmış abartılı tipleşmiş karakterler ve ne anlattığı belli olmayan bir film olarak değerlendirdim.
    abi