1. eğitici kolonileşme oyunu. klasik şehir kurma oyunlarından temel farkı siyaset, sosyoloji, ticaret ve turizm anlamında oldukça detaylı, özgür, süper gerçekçi ve organik olması.

    oyuna 1900'de belli sayıda kişi ile boş bir tropik adada başlıyorsunuz. krallığı terk edip, yeni bir adada bağımsızlığı ilan etmeye, kendi sosyalist düzeninini kurmaya çalışıyorsun. yolculuk 2100'lere * kadar uzanıyor. arada çağ atlıyor, dünya savaşlarına tanıklık ediyor, iki tarla bir liman başladığın serüvende uzay araştırmaları yapabilecek teknolojiye erişebiliyorsun.

    esasen tropico tam anlamıyla rol yapma oyunu. adadaki yaşantı tamamen izlediğin yola ve tercihlerine bağlı ve organik olarak şekilleniyor. yani dünyaya açılan tek kapı limanları yıkıp; ticarete, göçe, diplomatik ilişkilere, madenciliğe, petrole hiç bulaşmayabilirsiniz. nüfus, adadaki doğum ve ölüm oranına göre şekillenir, çok gelişemez süpersonik fabrikalara, teknolojilere ulaşamayabilirsiniz veya zaman alır belki ama küçük, kendi halinde, sevimli bir koloniniz olabilir. ha iki gün sonra amerika kapıya dayanır, o petrolü bana vereceksin yoksa savaş açarım diye, ki açıyor. bunlara da hazırlıklı olmak gerekiyor. zor ama mümkün.

    oyunun en gelişmiş yanı, sosyoloji... toplum yönetim de nasıl bir yol izleyeceğiniz tümüyle size bırakılmış ve oldukça geniş bir sıkala var. diktatör veya kapitalist olabileceğiniz gibi sosyalist çizgi izleyip sarayı ve kentin yönetimini tümüyle halka bırakabiliyorsunuz. din ve kapitalizm ile insanların emeğini sömürebileceğiniz gibi ateist bir rejim uygulayabiliyorsunuz. bunun yanında halkı barınma, gıda, çalışma, çevresel yaşam koşulları, din, eğlence, sağlık, eğitim, güvenlik, trafik, vs... anlamında tatmin etmeniz gerekiyor. ve bunlar tıpkı gerçek yaşamda olduğu gibi çok ince dengelerle birbirlerine bağlılar.

    diğer güzel bir yan ise adada yaşayan tüm bireylerin öznel kimlikleri olması. her birinin ismi, soy ağacı, yaşı, çalıştığı/konakladığı yer, eğitim durumu, vs tek tek incelenebiliyor. günlük aktivitelerini döküldüğü bir de seyir defteri mevcut ve şu ana kadar birbirinin birebir aynı iki kimliğe rastlamadım. binin üzerinde nufüslarda dahi. kişinin yukarıda sıraladığım, barınma, çalışma, gıda, din, sağlık,... gibi yaşamlarında bir iki cümle ile mutluluk ölçütlerinin özetlendiği bir günlük. bunlara müdahale edemiyorsunuz, yalnız raporlardan analiz çıkartıp durumu iyileştirmeye çalışabiliyorsunuz.

    örneğin; adam eğitimli, iyi bir işi ve kazancı var. hemen her anlamda mutlu. ancak gecekonduda yaşıyor. adada iyi koşullar sunan boş evler de var. ama işine yakın bir alanda gecekondu kurarak yaşamayı tercih ediyor. yıkıyorsunuz yine yapıyor. yani adama zorla sen burada oturacaksın, burada çalışacaksın diyemiyorsunuz. onun tercih etmesi lazım. bu duyguyu tatmin etmek için her iş yerinin dibine ev kurmak gerekir. bunu yaparsanız yine o evler boş kalır. insanlar aileleriyle birada yaşamak istiyor. sosyal olmak istiyor. bu işe müdahale etmezseniz adanın ücra köşelerinde gecekondu kasabaları oluşuyor. bu ne getiriyor? rebelize oluyorlar. isyan çıkarıyorlar. kimi masum protesto ile başlayıp, seçimlerde haddinizi bildiriyor. kimi kamu kurumlarına saldırıp vandallık yapıyor, sizi devirmeye kadar gidebiliyor. arada böyle hiç bir şeyden mutlu olmayan kıl tüy tipler çıkabiliyor. çeşitli yöntemler var: sürgün, infaz, rüşvet, mutluluk/bağlılık seviyelerini yükseltme. sürgün, infaz vs halkın huzursuzluk seviyesini yükseltiyor. yine rebelize oluyorlar. mutlu etmeye çalışmak için çok fazla yeni işletme açmak gerekiyor. ve bunlarda çalışacak iş gücü bulmak gerekiyor. adanın genel koşulları yüksek değilse göç de almıyor.

    her şeyi bir anda yapmaya kalktığınız da 10 kişilik işletmeler birkaç kişi ile veya iş gücü yetmezliğinden hiç çalışmıyor. bir fabrikanın çalışması için ham madde gerekli. tarlalar, madenler.. tüm bunların yönetimi, çalışan insanların mutluluk seviyeleri önemli. nakliye, eğitim, konaklama, eğlence olanakları, vs. eğitim çok sıkıntılı bir konu. herkese eşit ücret verdiğinizde işletmelerin üretim kalitesi artıyor. herkes çok mutlu oluyor. ancak okula gitmiyorlar. adam eğitim almadan da aynı parayı kazanıyor, neden eğitimle zaman harcasın ki? bunun yerine çalışmayı tercih ediyor. eğitimsizlere düşük ücret verdiğinizde işletmeler boşalıyor. bir tane mısır tarlasında çalışacak işçi olmaması, tüm adayı etkiliyor. ilk çiftlikler yem eksikliğinden duruyor, sonra fabrikalar, sonra ticaret çöküyor, anlaşmalarını karşılayamadığın için diplomatik ilişkiler bozuluyor, sonra isyan, iç ve dış savaş...

    din çok hassas bir konu. ateist bir rejim kurabiliyor olmanıza rağmen nüfusun yarısı dinibütün. halkı dini ihtiyaçları anlamında mutlu etmek gerekiyor ama bir türlü tam anlamıyla mutlu olmuyorlar. 300 kişilik koloniye sağlık anlamında 2 küçük klinik yetebiliyorken, din adamları üçer beşer klise katedral istiyorlar. anayasaya herkes oy kullanabilir, özgür medya, erken yaşta emeklilik, emekçi hakları maddeleri koyuyorsun mutsuz, amerika yerine rusya ile görüşüyorsun mutsuz; festival düzenliyorsun mutsuz, ticaret yapmıcaz az parayla eşit bir şekilde idare edecez diyorsun mutsuz, tütün şeker tarlası açıyorsun, alkol sigara üretilecek diye mutsuz, interneti bedava yapıyorsun mutsuz, tüm halka eşit koşullarda barınma imkanı sunacaz diyorsun mutsuz, ileri araştırma merkezi kuruyorsun mutsuz, zenginden daha çok vergi alıp fakire dağıtacaz mutsuz, banka açmayacağız kapitalist düzenin bir parçası olmayacağız diyorsun mutsuz. tek mutlu eden şey daha çok klise, katedral, zırt pırt papayı ağırlama, alkol ve sigara yasağı... hayır bir de kalabalıklar, terk etmiyorlar da adayı. halkın %50'isinden oy alabilmek için tüm adayı onların dini tatminlerine yatırmak gerekiyor. okula da gitmiyorlar. seçimlerden önce liderlerine rüşvet verip iki fetva vermesini istersen %10-20 oy alabiliyorsun. seçimlere 1 ay kalmış anketle göre %47 sen, %53 rakibin, kaybediyorsun. çat bir dini yapı kuruyorsun, seçim sende. çok tanıdık, çok gerçek bir oyun yea.

    bir de milliyetçiler var. onları da mutlu edemiyorsun. turizme dalıyorsun, vize programıyla göç kabul ediyorsun, ırkçılık yapıp arıza veriyorlar. diplomatik ilişkileri geliştiriyorsun, globalizme karşılar. tek sevdiği şey, adadaki madeni petrolü iliğine kadar çekip yüksek fiyatla satışa sunmak. e bu işletmeler için eğitim, araştırma lazım. okula gitmeyip barda haytalık yapıyorsun. dışlardan eğitimli nüfus ithal edelim? onu da kabul etmiyor. nasıl olacak? cevabı yok. örtbas etmenin en iyi yolu araya kaynatmak. herkesi yüksek derecede mutlu edince ve biraz para yedirince onlarda mutluymuş gibi davranmak durumunda kalıyorlar. en güzelleri çevreciler. istekleri spesifik en azından. atığı geri dönüştür, fabrikaların saldığı co² emisyonunu düşür, park yap, ağaçları kesme, maden petrol için adayı kazma.

    oyunda çağ atladıkça - ki bunlar dünya tarihi ile uyumlu - çevreciler, militaristler, globalistler, milliyetçiler, komünistleri, dinciler, sanayiciler, kapitalistler, vb gibi yeni örgütlenmeler beliriyor. her birinin istekleri farklı ve birbiriyle çelişiyor. dengeyi çok iyi tutturmak gerekiyor. ben henüz %100 beceremedim. diplomatik ilişkilerde de oldukça özgürsünüz. çin ile yakın ilişki geliştirip teknolojide, rusya ile sosyalist öğretide, amerika ile finansal olarak gelişebilirsiniz. hepsinin bir bedeli var.

    son olarak, oyun tüm bu bağları iyi kurgularken görselliği de elden bırakmamış. içinde bulunduğunuz koşul ve dönemin atmosferini iyi vermiş. ilk başlarda öyle her şey gıcır gıcır, öyle futuristik mimariler yok. oynanabilirlik, menülere erişebilirlik neredeyse kullanıcı dostu. oyundaki tipler gerçekten etrafta dolanıyor. takıntı yapıp nereye girmiş, nerede birasını içmiş, hangi araca binmiş takip edebiliyorsun.

    bu kadar laf kalabalığını üşenmeden okuyan sevgili oyunsever, sözüm sana: toplum bilimiyle ilgileniyorsan, strateji oyunlarını seviyorsan, saniyede on tuşa basman gereken bol aksiyonlu vurdulu kırdılı oyunlardansa; arada çayını, sigaranı, rakını da içebileceğin bir oyun tercih ediyorsan ve sabırlıysan bu oyun seni açar.