1. son dakika haberidir.iran'laşma yolunda atılmış emin bir adım olarak görüyorum.yine laiklik ilkesi çiğnenmiş cahil halktan toplanacak oy %2 artırılmıştır.

    kaynak
  2. bunun işleyişini de biliyoruz aslında. önce başörtüsü serbestisi geliyor. sonra bakıyorlar kimse başörtüsü takmıyor. lan diyorlar biz boşuna mı serbest bıraktık gidin başörtülü birilerini bulup işe alın. sonra biri diyor ya benim halamın oğlu başörtülü getireyim mi? başörtülü ise olur tabi. böylece kamuda liyakat çöküşe uğruyor.

    mesele bu değil zaten ben 30 yaşını geçtim hala birşeye inanıp inanmadığımdan emin değilim cocuklar 16 yaşında hemen müslüman olup ibadete başlıyor. sorgulamanın önünde engel olabiliyor. fakat bilim sorgulamak olduğu için çelişki yaratıyor. neyse boş laf uzatmayayım. hayırlısı olsun.
    abi
  3. bkz: #136616 )

    "ey türk gençliği!

    birinci vazifen, türk istiklâlini, türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

    mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.

    bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.

    istikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.

    bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!

    bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

    istiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

    cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

    bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.

    hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.

    millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

    ey türk istikbalinin evlâdı! işte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

    muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"

    -----

    "türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.

    bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

    polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. genç, “polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır.

    mahkeme onu yargılayacaktır. yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” onu hapse atacaklar.

    yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek.

    diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. araya girişimde ve eylemimde haklıyım. eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.

    işte benim anladığım türk genci ve türk gençliği!”

    http://www.ttk.gov.tr/index.php?page=basinda&haberno=391

    (bkz: kamâl atatürk)
  4. zihniyet değişmedikten sonra başörtü değişmiş ya da değişmemiş ne fark eder. özgürlük konusuna hiç girmeyin kalbinizi kırarım zira özgürlük 1 kişinin kafasına eseni serbest bırakması esmeyeni yasaklaması değildir.

    henüz din hocaları türbanın neden olduğunu nasıl takılacağını bile tam tamına açıklayamaz iken biz nelerle uğraşıyoruz.neyse efendim neyse başörtülü bacılarımız hayir'li olsun yeni uygulamamız. güle güle takın türbanlarınızı askeriye içinde oh ne mutlu sizlere.
  5. utanç verici bir yasağın kaldırılması olayı.

    referandum arefesinde böyle bir kararın alınması bazılarınca ''şov'' ve ''oy kaygısı'' olarak görülebilir. ancak bunun şov amaçlı olması, yasağın aptalca olduğu gerçeğini değiştirmez. meseleleri birbirine karıştırmamak lazım.

    ayrıca; "türkiye iranlaşıyor mu?" söylemlerini de çok ilkelce buluyorum. 28 şubat sürecini hazırlayan söylem de buydu. bu tür aptalca yasaklar, milli görüş-akp geleneğinin dayanak noktası oldu her zaman.

    insanların istediği basit şeylerdi. üniversiteye başörtüyle girebilmek gibi. o dönemin köhnemiş bunak zihniyeti bunu "şeriat geliyor", "türkiye iran olacak", "laiklik elden gidiyor" olarak lanse etti, yasakladı.

    sonucunda ne oldu? kim kaybetti? kim kazandı?

    "ama akp bunu kullanıyor"

    o zaman kullandırtma kardeşim. böylesine aptalca yasaklar koyarsan, bazıları da gelir bunu kullanır. ellerine koz vermek istemiyorsan, bu tür yasakları savunma.
  6. utanç verici bir yasak değildir.

    eğer bir devlet laik ise, ki şüphesiz ki türkiye cumhuriyeti laik bir devlettir, kamu personelleri dini inanışlarını temsil edecek, belli edecek simge, sembol gibi şeylerden sakınmak mecburiyetindedir.

    bu anlayışla hareket edersek, tsk personeli kamu görevlisidir ve dini inanışını halka belli edecek herhangi bir simge taşımamalıdır.
  7. her gün yemek duası okunan peygamber ocağı'nda başörtüsü yasağının var olabilmesi bile bir bakıma mucizeyken, şimdi hangi laikliğin delindiğini merak etmeme yol açan kaldırılmadır.

    atatürk bu halka 5-10 tane malzeme sayıp birkaç tane tarif verdi, "bunları şöyle pişirip böyle servis edin, diğer tarifleri de benim yokluğumda bulursunuz artık." dedi. fakat bizim halk malzemeleri çiğ yedi, kalanını sattı, tarifin yazılı olduğu kağıtları da hala orada burada paylaşıp paşa'yı övüyoruz. yeni yemekler yapmayı ise öğrenmedik.

    özsaygısı gelişmemiş bireylerle dolu toplumlar hükmedilmeye mahkumdur, orada laiklik de fikir ve ifade özgürlüğü de asla amacına ulaşamaz. atatürk, "illa birkaç kişi çıkar herhalde" umuduyla yapmış yapabileceğini, ama belli ki iktidar sevdasının ve cehaletin üstümüzden atılmasına daha çok uzun zaman varmış. bugün elimizde bir bilgisayar var, istiyoruz ki hem donanımı bozacak denli güçlü yol açan viruslarla mücadele etsin hem de işletim sistemini aynı anda güncelleyebilsin. bir de bunu eski bir bilgisayarın "bakım yapılmış" donanımında yapmaya çalışıyoruz. eh, sistem bir yere kadar kaldırabiliyor.

    donanım kendini yenisiyle değiştirmeye razı gelmediği sürece, önce yeni işletim sisteminin kurulamamasına, sonra da güncellenemediği için viruslarca harap edilmeye mahkum.

    şayet bu olmazsa, güzel, fakat şu an bunun olmamasını sağlayacak insanlar bile bana göre çok eski sürümde kalmışlar, o yüzden benim "güzel gelişmelerle" dahi mutlu olma olasılığım çok düşük.
  8. memlekette o kadar sorun varken muhalefet partilerinin bunlarla ugrasması,memlekette neden bu kadar sorun oldugunun kanıtıdır.
  9. yine dönüp dolaşıp sorunu muhafelete getirenler memlekette neden bu kadar sorun olduğunun asli kanıtıdır. çünkü atılan hamle bir sorun değil hamleye karşı getirilen tartışma bir sorun değil mi? her şey körü körüne kabul edilsin size göre. hiçbir şey kağıt üzerinde sorgulanamadığı ve sorgulayan da suçlu kesildiği için buralara geldik ya neyse.

    insanın dinlerini özgürce yaşamasından yana oldum her zaman. ama türkiyede geçenlerde birinin dediği gibi gerçek dindar nesil yarım asır öncede kaldı. sözüm istisnaların dışında.

    ak parti hükümetiyle birlikte bana göre başörtüsü ve türban ayrımı başladı. türbanı siyasi bir koz, malzeme olarak kullanabilen ak parti hükümeti insanları dini yönden etkilemeyi ve kızıştırmayı her zaman çok sevdi. ekserisi müslüman olan halk tek bir partiyi dindar bilip sözümona dindar adamın yanlışı olmaz düşüncesiyle ve neredeyse ilah belleyip yollarını yoluna esir edip ölümü dahi göze alabilirler. binaenaleyh bu sahada atılan her adım bir siyasi hamledir. yansıması düşünülerek yapılır.

    ve bu halkın nabzını etkileyecek hamleler nedense seçim önceleri yapılıyor. nedense. şimdi bunları söylediğim için "pis dinsiz" olacağım dimi? peki.