1. şu coğrafyanın son 150 yıllık haline bakarak düşündüğüm önermedir.

    osmanlı devletinin son zamanlarına kadar gidersek bu coğrafyada yaşayanlar türk, müslüman diğer topluluklar (arap, kürt, arnavut..) ve gayrimüslimler (rum, ermeni, yahudi..vs) diye ayrılmaktaydı.
    bu topluluklardan sadece türklere askerlik zorunluydu. i. dünya savaşı'nda ihtiyaca göre, arap ve kürtlerden de askere çağırılanlar olmuştur belki ama, cepheye çağırılan genellikle anadolu halkı idi.
    i. dünya savaşında cepheye koşanların, çoğunlukla geri dönüşü yoktu. giden gelmiyordu. sadece çanakkale'de 57 bin şehit verdik. bu sayı bile azımsanmayacak bir sayı. zaten senelerdir balkan savaşı, rus harbi gibi savaşlarda binlerce evladını yitiren ülke, artık asker ihtiyacını zor karşılar hale gelmişti. bu yüzdendir ki sadece anadolu halkı değil, aynı zamanda vatanperver okumuş , yetişmiş , hatta küçük yaşta pek çok insanımız cepheye koştu. (bkz: hey onbeşli hikayesi) pek çoğu da cephede şehit oldu ne yazık ki.
    sonuç olarak fiziki açıdan düzgün , sağlıklı ya da okumuş, yetişmiş bir nesil vatanımızı korurken şehit olarak kayboldu ,gitti. peki ya geriye kalanlar?
    geriye kalanlar işte şunlardı:
    - cepheye gidemeyen ya da alınmayan özürlüler, yaşlılar
    - savaştan kaçanlar, hırsızlar, suçlular, eşkiyalar
    - askeri zorunluluğu olmayanlar müslüman azınlıklar
    - ve gayrimüslümler

    şimdi araplar, malum kendi topraklarında kaldılar, sınırlarımız içinde pek azı ikamet etmeye devam etti. geri kalan suriye ve arap yarımadasındaki araplar, topraklarını ingilizlere teslim edip bugünlere geldiler.

    gayrimüslümlerden yahudiler, yeni kurulan ülke içerisinde önemli ticari ve siyasi bağlantıları elde ettiler. bugün ülkemiz sınırları içerisinde fakir ya da önemli bir mevkiye sahip olmayan yahudi yok.

    topraklarımızda kalan ermenilerin bir kısmı, kendilerini gizleyerek bugunlere geldiler
    rumlar hala trakya ege ve marmara civarında ikamet etmekteler. ilginçtir, soylarını diğer halklara karıştırmadan iyi muhafaza ediyorlar. yani rum birisini görürseniz, babası da dedesi rum olmuş oluyor, bu konuda çok hassaslar sanırım.

    şimdi geldik anadolu halkına. işte taşrada kalan özürlüler, savaştan kaçanlar ve suçlular şimdiki anadolu gen havuzunun temelini oluşturdular.
    bugün bir anadolu'nun köyüne gidin, nerdeyse nüfüsun %10 civarı bir özürlü oranı ile karşılaşırsınız. bunun sebebi de işte bu savaşa gidemeyen özürlü nüfus.
    geriye kalanlar da fiziksel ve mental olarak sağlıklı değiller.
    erkek ya da bayan , nerde fiziksel olarak güzel ya da yakışıklı birine denk gelseniz, %90 melez çıkıyor. yani %100 anadolu halkından mamül değil. baba göçmen anne farklı ırk..vs. yani buradaki gen havuzundan uzak. (bkz: https://tr.wikipedia.org/wiki/k%c4%b1van%c3%a7_tatl%c4%b1tu%c4%9f">örneğin: kıvanç tatlıtuğ)

    şimdi bunu soya yoranlar da çıkacaktır ama öyle değil. örneğin orta asya türk topluluklarına baktığımızda erkeklerinin ve kızlarının fiziksel ve mental olarak gayet sağlıklı olduklarını görüyoruz. örneğin kızları bizim anadolu kızları gibi 1.50 boy, 80 kilo, büyük burun, koca kafalı değiller. kırgız kızları

    burdan gelmek istediğim nokta şudur. şu anki anadolu haklarının genetik temeli bozuktur. ne yazık ki düzgün bir gen havuzundan gelmemiştir. bunun ceremesini de ne yazık ki gene bizler yani anadolu halkı çekiyoruz. bu havuzun düzelmesi için ise en az 500 yıla ihtiyaç var
  2. gen havuzunun bozukluğundan çok çevresel etkenlerden kaynaklanan biraz (çok değil) hatalı önermedir. bunu cumhuriyet yönetimleri de anlamış olmalı ki kuruluş yıllarından 80'lere değin sürecek olan salgın hastalıklarla mücadele, su tutucu projeler, köylere elektrik ve suyun ulaştırılması gibi çeşitli eylemlerle direnç göstermişler. 2000'li yıllarda lepra ile mücadelenin yavaşlamasıyla son 5 yıldır bu hastalığın hortlaması tam anlamıyla başarılı olunamadığının ispatı. diğer etnik gruplarla ilgili verilen bilgiler de tam olarak doğru değil bence. ermeniler örneğin tehcirle birlikte benzer sorunlar yaşadılar.
  3. akraba evliliklerinin 2000'li yıllara kadar yaygın olması önemli bir faktördür.