• youreads puanı (0.00)
  1. koridoruna girerken çok geç tanıştığım hissine kapıldığım ama diplerine ilerledikçe aslında mükemmel bir zamanlamayla hayatıma girmiş olduğu kafama dank eden placebo şarkısı.

    bazı şarkılar ilk kez, yalnızca işaretli bir dönemde dinlenildiğinde kişisel hayatta yadırganamayacak kadar mühim bir kilit noktası olabiliyor. insan ilişkileri için "doğru zaman" kriterine inandığımı söyleyemem; çünkü bu bağlamda aslında var olan ve önemli olan tek şey insanların doğru olup olmadığıdır, ama şarkılar için bu kavramın varlığını içtenlikle kabul ediyorum. ilk dinlememi doğru zamanda yapmadığım için henüz bitmesini bile beklemeden bir sonrakine geçtiğim, ama ne yapıp edip zamanını denk getirip kendini bana yeniden dinlettiğinde ilk seferde pas geçmiş olduğum için kendime sayıp sövdüğüm çok şarkı oldu. twenty years bundan nasiplenmedi, ilk seferinde doğru zamana isabet ettirmeyi başardı. lakin tam tersi olsaydı kendimi kınardım yine. zamanı ne kadar yanlış olursa olsun, böyle bir şarkıya sırt çevirdiğim için. hem öyle bir denk geliş ki, tam yirminci yılımı geride bırakmış olduğum yılın ortasında haberdar oldum. belki çok gelişigüzel ve basit bir niteliğidir ama sırf bu bile beni cezbetmeye yetmişti. Hemen ertesinde varlığından uzaktan uzağa haberdar olduğum çok güzel bir kadının da yirminci yaşının fonunda çaldığını öğrendim bu şarkının. aynı haftanın başında spotify da bu şarkıyı artık keşfetmem gerektiği konusunda beni dürtükleyince, artık yeteri kadar yeşil ışık yakıldığına kanaat getirmiştim. eğer onda da ikna olmasaydım herhalde brian molko odamın penceresinin hemen altında bana bu şarkıyla serenat yapmadan dinlemeyecektim. sonunda dinledim. darmaduman etti, çok dağınık ve acımasızdı. hatta yer yer sinir bozucuydu da. ama acımasız dürüstlüğü garip bir şekilde müthiş iyi hissettirdi. biraz midemi bulandırdı, biraz saçlarımı okşadı.


    özellikle bir performansları var ki, sırf aklıma gelince bile tüylerim diken diken oluyor. bırakayım şuraya onu da. sonlara doğru öyle yakıcı, delip geçici bir solosu var ki, o duygu coşkunluğunda brian da stefan da artık gitarlarıyla birlikte yere yapışıyor. o kısım her defasında kan akışımda çok ani değişimlere sebep oluyor. elinde gitar değil de silah olsa ve çekip vursa ancak bu etkiyi yaratabilirdi herhalde.

    dün gece gördüğüm rüya gerçek olsun da, placebo'yu ölmeden evvel bir kere canlı dinleyeyim istiyorum. çok istiyorum. ve twenty years çalsınlar. bilakis son kısımda kendimi kaybedeyim:

    "That's the end and that's the start of it.
    That's the whole and that's the part of it.
    That's the high and that's the heart of it.
    That's the long and that's the short of it.
    That's the best and that's the test in it.
    That's the doubt, the doubt,
    The trust in it.
    That's the sight and that's the sound of it.
    That's the gift and that's the trick in it."