• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
Yazar latife tekin
unutma bahçesi - latife tekin
"unutacağımız hiçbir şey kalmayana dek her şeyi unutabilsek tanrıyla karşılaşacağız ama oraya kadar unutmayı beceremiyoruz bir türlü..." demiştim. "insan iniyor aşağı, ama bir noktada soluksuz kalıp yukarı sıçrıyor," demişti, "unuttuğun kadarı bile fazla bana kalırsa, boş laflar ediyorsun...""her şey geçmişte gömülü, başlangıçta" diyorum ben. şeref, "sırlarımız gelecekte çözülecek ama" dediğinde de soluğumun açıldığını hissediyorum. söyleyecek olsam, "benim öyle seni rahatlatmayı düşünerek böyle konuştuğumu sanıp kendini yanıltma," der, "unuta unuta in aşağı sen... madem anılar bizim atıklarımızmış, unutmanın sonuna var, anlarsın... tanrı senin yüzüne bakıyor muymuş? her şeyin başına dönmek isteyen nedir biliyor musun, akıl ister bunu... aklı da kendi haline bırakmamak gerekir, aptalca işlere kalkışır çünkü..." (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. "unutacağımız hiçbir şey kalmayana dek her şeyi unutabilsek tanrıyla karşılaşacağız ama oraya kadar unutmayı beceremiyoruz bir türlü..." sözleriyle aklıma kazınan, latife tekin'in gümüşlük akademisi üzerine yazdığı otobiyografik romanı.

    unutmak kavramıyla o kadar haşır neşir oluyorsunuz ki herhangi bir romanda anında fark edebileceğiniz bir boşluğu yazar doldurmadan anlayamıyorsunuz. fark etmiyorsunuz bile.
    yazar bu boşlukları doldurdukça unutma bahçesi'ni okumak daha keyifli bir hal alıyor.

    "bir bakışı unutmak istediğimizde, büyük bir yitimi göze almak zorundayız. ancak böyle bir yitimin neden olacağı yıkımın altından kalkabilirse insanın yeni bir yaşamı olabilir, ve insan bu yeni yaşamına çok derin bir bilgiyle, kaybın bilgisiyle sahip olur."

    latife tekin'in bambaşka, kimselerde olmayan bir üslubu var. unutma bahçesi her anlamda bu üslubun güzel bir örneği.
    okurken sık sık "keşke ben de burada, bu insanların arasında yaşayabilsem" diyebilirsiniz.
    zira ben 2 kez okuduğum bu roman için her seferinde aynı duyguları hissettim. aynı tadı aldım.
    her romanda bu hisleri yaşamadığımı düşünürsek, unutma bahçesi'ni benim için özel kılmaya yeterli bir sebep olduğunu düşünüyorum.
    kitap içinde platon'dan nietzsche'den alıntılar olduğu gibi, unutma üzerine yazılmış olan mektuplar da var. hele ışık ergüden'e ait olanı bambaşkadır. okumalara doyamazsınız.

    velhasıl kelam, bu kitap unutmakla ve anılarla kafayı bozmuş olanlara (*:yani benim gibilere) ilaç gibi gelecek olan bir kitap.
    okuyun, okutturun ki latife tekin'i daha çok insan tanısın.
    okuyun ki unutmaya bir adım daha yaklaşın, ya da uzaklaşın.
    çünkü sizin ve anılarınızın istediği şeyi verecek olan bir kitap varsa o da unutma bahçesi'dir.

    “ağaçları yanan tepeler geçirdikleri yangını sonradan unutur mu bilmek isterdim."
  2. daha önce okumaya çalışıp da bitiremediğim sevgili arsız ölüm'ün ardından ilk kez bir latife tekin kitabı denemeye karar verdim. korka korka başladığım kitabı elime almamla bırakamadığımı fark etmem arasında çok bir zaman farkı yok. bir kitap okudum ve hayatım değişti diyebileceğim bir kitap değil ama şunu söylemem yerinde olacaktır: "umarım bu kitabı okuduğumu unuturum."

    unutmak kavramı üzerine olduğu kadar, hatırlamak ve anımsamak üzerine de yoğunlaşan, sonrasında, "insan unutmasaydı muhtemelen delirirdi fakat insan her an birçok şeyi unuttuğu için de muhtemelen delirir, yani muhtemelen deliriyoruz yahut çoktan delirmişiz" diye düşündürmüştür. zaten kitabın sonuna doğru ışık ergüden'in mektubunda bu soru da soruluyor**: "unuttuğu için mi delirir insan, unutamadığı için mi?"

    tekrar ediyorum, bir kitap okudum ve hayatım değişti diyemem ama umarım bu kitabı okuduğumu unuturum. siz de okuyun bu kitabı ve siz de unutun.