• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
upside down - juan solanas
adam, gençlik aşkı eden'i bulabilmek için alternatif evrenler arayışına girer. yönetmenliğini ve senaristliğini juan diego solanas'ın üstlendiği filmin baş rollerinde kirsten dunst ve jim sturgess yer alıyor. beyazperde.com
  1. filmin başına oturduğumda, inside out adlı animasyonu izleyeceğimi sanıyordum. isimleri karıştırıp yanlışlıkla upside down edinmişim. hızlı bir ön izlemenin ardından talihimi arkama alarak izlemeye başladım.

    tam anlamıyla fütüristik zengin kız, fakir oğlan hikayesi. ayrı dünyalara ait iki gencin kavuşmak için verdikleri mücadeleyi alışılagelmiş bir akışla aktarıyor. basit ve sıradan. yalnız ilgi çekici bir şey var:

    kurguya göre; bu iki ayrı dünya, hakikatten iki ayrı dünya...

    kütle çekimlerinin etkisiyle birbirlerine oldukça yakın yörüngede konumlanan iki gezegen, yer çekimi ve madde / anti madde yasaları üzerinde atmosferleriyle öpüşüyor, puslu doruklarıyla kucaklaşıyorlar. tariflenen yasalar, bilimsel anlamda altı tam olarak doldurulmamış - şöyle iki üflesen sallanacak - da olsa, içinde süzülebilmek için göz ardı edilebilecek sevimlilikte. görsel anlatım, içeri girmek için oldukça büyük bir kapı aralamış.

    kapitalist ve diktatoryal bir şirket tarafından yönetilen, tek baş erklerce sağlanan refah ve teknoloji anlamında ileri üst dünya, varlığını alt dünya'ya ait emek ve öz kaynak sömürüsüyle sürdürüyor. alt dünya'nın çekimine ait yakışıklı oğlan ile üst dünya'nın çekimine ait güzel kızımız, iki dünyanın arafında bol öpüşmeli yasak bir aşk yaşıyor.

    ilk birkaç dakikada, metin ve görsel ögelerle masalsı bir atmosfer betimleniyor. "hohoy! ne oluyor? fantastik bir zeminde "sınıf" kavramını işleyeceğimiz distopik bir serüvene mi dalıyoruz?" heyecanı yaşatıyor. büyüyü, "bunlar ilginç şeyler ama boş verin, size aşktan bahsedeceğiz." diyen densiz dış ses bozuyor ve filmin geri kalanında - tam da söz verdiği gibi - boş beleş, kaypak bir kurguyu takip ediyor. filmin bu tavrını çok zevzekçe buldum.

    !---- funny games - spoiler ----!
    haneke de funny games'te benzer bir halt yiyordu...

    izleyenin empati kuracağı zemini ağır ağır, eziyet çektirerek oluşturuyordu. tam o zeminde yürümeye başlayıp, "bir şeyler yap artık ulan!" serzenişleriyle patlamış mısırları ekrandaki sünepe babanın kafasına nişanlayacak kıvama gelmişken, cinsel istismara ve şiddete maruz kalmış annenin silaha davranıp gaspçıların kafasını patlatmasıyla, derin bir "ohh!" çeker gibi olmadık mı hepimiz? taa ki tam o esnada dış sesin "böyle olsa hoşuna giderdi değil mi? ama öyle olmayacak!" deyip, filmi geri sararak "aslında" olanı göstermesiyle kursağımıza düğümlenmedi mi o "ohh!"?
    !---- funny games - spoiler ----!

    mesele de o değil mi? "olması gerektiği gibi olmalı" dayatmasıyla o kadar meşgulüz ki, "çıldırt bizi, delirt bizi!" tezahüratlarıyla eşlik edebileceğimiz, sınırlara pandik atan fikirlerin uzağında kalıyoruz. sınır da zaten bir avuç. düz, temiz satıh asfaltta motosiklet sürmek gibi. ilk 15 dakikası keyifli konforun arından süreğen olağanlık. haz virajda...

    « beşiktaşlılar buna "beşiktaş kanseri" diyor; itiraf edelim hadi! tek kale oynayıp 5 attığımız maçları mı izlemek "o an"'da daha çok ardinal veriyor, son 20 dakikasına 2 farklı önde girip 90+'da maçı vermenin eşiğine geldiğimiz maçları mı? »

    haneke de funny games'te benzer bir halt yiyordu. ancak çok bariz bir farkla. haneke; hayal ettiğini değil, hayal etmeyeceğini veriyordu. juan solanas ise ateşli bir fantezi sunup, ucuz bir romantizme mahrum bırakıyor.