1. güneş sistemininin güneşe yakınlık sırasına göre 7. gezegenidir.1781 yılında ingiliz astromom william herschel tarafından keşfedilmiş.

    babası bu gence ingiltere kralına atfen george ismine vermiş aslında.ama camiaya girince ,herkese bir tanrı ismi verdik,senin isminde uranüs olsun bundan sonra denmiş.
  2. yüksek oktavlı merkür.
  3. eksen eğikliği 97 derece olan gezegen.ekseni yörünge düzlemiyle çakıştığı için yörünge üzerinde yuvarlanarak döner.hal böyle olunca güneş uranüse kuzeyden doğar güneyden batar.

    ayrıca atmosferinde bulunan metan gazı kırmızı ışığı savurur, mavi ışığı ise geri yansıtır bu yüzden de gezegen mavi renktedir.

    en önemlisi de your anus esprilerine kurban gitmiştir.
    lapis
  4. Neptün ile birlikte güneş sisteminin dış dünyaları olarak anılırlar. Bunun nedeni her iki gezegenin bir birlerine çok benzer yapılara ve özelliklere sahip olmasıdır. Her iki jovian gezegende modern bilim çağının getirmiş olduğu matematiksel modellemeler ve teknoloji ile gözlemlenmiştir. William Herschel tarafından 1781 yılında uranüs'ün bir tür gaz bulutu ya da kuyruklu yıldız olduğu düşünülmüş fakat o zamanın teknolojisi ile elde edilen tek bilgisi hareket hızıdır. Kuyruklu bir yıldız olmak için yeterince yavaş, gaz bulutu olması için göreceli sabit yıldızlara oranla çok hızlı olduğundan Herschel tarafından 7. Gezegen olarak en son gezegenin bulunmasından 2000 yıl sonra gerçekleşmiş bir olaydır. bu nedenle zamanın da büyük bir yaygaraya sebep olarak modern bilim çağının başlagıcına büyük bir ivme kazandırmış ve astrofiziğe yüklenen misyonun artarak, insanoğlunun tüm uygarlık tarihine ve görkemli hatıralarına ragmen bir bilinmezin ortasında olduğunu göstermiştir. Bu keşif sayesinde 1700-1800 geçişi matematiksel modellemeler ve yeni teknolojik atılımların büyük ilgi görmesini sağlerken, bu ilgi 1800’lü yıllarda tüm dünyayı değiştirecek olan gelişmelerin erken gelmesini, 1800’lerin sonunda hem fiziği hem de evreni bilindik boyutlardan ibaret olmadığının anlaşılmasını ve bildiklerimizin tamamiyle değişeceği çağın başlamasını sağlamıştır. 1900’lerin ortasında gelişen uydu teknolojisi sayesinde voyager 2 ile birlikte gelen veriler, uranüs’ün tüm yapısını bilmemizi sağlamış.

    Uranüs aslında nereye bakacağınızı bilirseniz çıplak gözle görebileceğiniz nadir gökcisimlerinden bir tanesidir ve dünya üzerinden gözün seçebileceği en küçük açısal çapa ve çıplak gözle seçilebilecek minimum parlaklığın çok ama çok az üzerinde bir parlaklığa sahiptir. Bu nedenle gözlemlemek için biraz hazırlık yapmak gerekir. Yeşil rengini seçebilmeniz için gözlemevi yardımıyla görünür spektrumda ölçüm yapmak gerekir, bu ölçüm şayet net bir görüntü vermez sadece yeşil tonda piksellerden ibarettir. Jovian gezegenler gibi gezegen yüzeyde sadece gazlardan oluşan bu arkadaşımızın iki büyük tuhaflığı vardır, birincisi ekseni ve eksenin getirdiği coğrafik tuhaflıklar, ikincisi ise manyetik kutuplarının coğrafi kutupları ile arasında ki devasa fark.

    Birincisi için, uranüs bizim gezegenimiz gibi eksene dik olmaya yakın bir gezegen değildir. Dünya ekseni ile arasında 23.7 derecelik bir açığa sahiptir, uranüs ise dik eksenle arasıda 98 derecelik bir açıya sahiptir. Bir bakıma gezegen eksene dünya gibi ayakta değil, yere yatarak döner, örnek için bakınız. Bu açı venüs’için daha fazla olsada uranüs’ün her iki gezegenden bağımsız olarak kutuplarının güneş’den gelen ışınlara maruz kalması kendisini güneş sisteminin en tuhaf coğrafi objesi yapar. Bunun nedenleri, sadece yaz ve kış mevsiminin yaşanması (1), kutuplarda 14.2, ekvator çevresinde 16.5 saat olan günleri ekinoks zamanlarında aralında ki firkin 8.5 saate kadar uzaması (2), halkalarının eliptik eksene dik bir biçimde yer alması (3) ve diğer jovian’lara oranla daha küçük bir aralıkta, birbirlerine daha yakın biçimde yer almalarıdır (4). Bunların hiç biri aslında uranüsü gizemli yapan olaylar değil, çünkü hepsinin nedeni biliyor ve bu da onu ilgi çekici değil, tuhaf yapıyor.

    ikincisi için güneş sistemi içerisinde bulunan uranüs ve neptün dışında ki gezegenlerin manyetik kutupları ile coğrafi kutupları aynı eksende ve çok küçük açısal farklılıklar ile konumlanmıştır. Fakat uranüs ve neptün için manyetik kutupları, coğrafi kutupları ile özleşdeştirelemeyek bir konumda yer alırlar. şuradan görsele bakabilirsiniz. Uranüsün çoğrafi konumu ile manyetik konumu arasında ki fark kuzey-kuzey arasında 120 derece iken, eksensel olarak 60 derecedir. Üstelik manyetik kutup gezegenin merkezinde değil köşesine yakın bir konumdadır. Ilk başlarda manyak gibi teoriler üretilsede daha sonra neptün’ünde eksenin aynı biçimde farklı bir konumda olduğu anlaşılınca bunun nedenini bulmak için her iki gezegeni diğerlerinden farklı yapan özellikler incelenmeye başlandı ve yeni teorik model ya da hipotez sayesinde daha tutarlı bir açıklama yapmak mümkün. Temelde bu eksenler arası farkın sebebinin uranüs ve neptün’ün iç yapısının jupiter ve satürn’den farklı olduğunu ve bu farkında manyetik eksenlerin konumlarının ve duruşlarının farkını oluşturduğu düşünülüyor.

    Uranüs ve neptün, içlerinde jupiter ve satürn gibi oluştukları zaman içerisinde füzyon’a uğrattıkları carbon bazlı çekirdeklere sahipler. Fakat uranüs ve neptün, jupiter ve satürn gibi yüksek kütlelere sahip olmadıklarından, gezegenin sahip olduğu kütle-çekim kuvveti gezegenin dış katmanında bulunan hidrojeni metalik düzeyde tepkimeye sokamıyor, bu nedenle hidrojen monekül haliyle gezegenlerin içerisinde serbest halde bulunuyor ve kullanılamıyor. Bu hidrojen bulutlarının altında ise daha yüksek yoğunluktaki sıvı haldeki amonyak denizleri bulunuyor. Bu yoğun amonyak katmanı gezegen için ince iyonik bir katmana sahip. Bu küçük iyon halinde ki amonyak tabakası elektriği iletiyor ve bu alan üzerinde ki hareket ile gezegenin manyetik merkezi oluşuyor. Hipoteze göre bu iyonik amonyak tabakaların oluştuğu bölgelerin kütle merkezinden uaklta olmasnın sebebi ise gezegenin dik dönüş ekseni sayesinde oluşan sürüklenme etkisi. Bu etki gezegenin kutuplarında daha yüksek kuvvetlere maruz bırakırken, ekvator çevresinde ise daha düşük kuvvet uyguluyor. Oluşan bu kuvvet farkı ise coğrafi eksene 60 derece farkla oluşan yoğun iyonik tabakaların oluşmasını ve indükleme sayesinde gezegenlerin manyetik alanlarını üretmesini sağlıyor. Bu olay aslında halen tam çözülmüş değil, astrofizikçilerin en çok üzerinde durdukları hipotez modellemelerden bir tanesi bu ve şimdilik matematiksel simülasyonlar üzerinde yeterince başarılı sonuçlar verdi.

    uranüs ve neptün bu nedenle güneş sisteminin dış dünyaları olarak adlandırılırlar.
  5. ingilizce söyleminde ayıplı bir espisi vardır, u=you'dan yola çıkarak youranus derler. barlar da böyle diyen bir adama denk gelirseniz tokadı basın anlamasızda.
  6. uranüs, gökyüzü. kronos'un, uranüsün cinsel organını koparıp okyanusa atmasıyla oluşan tanrı ise venüs.