• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (6.00)
uşak - panait istrati
panait istrati, bir tüccarın evinde uşaklık yaptığı yılların anılarından esinlenmiş eserinde, çalıştığı evin hanımına karşı duyduğu, maddi arzulardan uzak, tapınma duygusunu andıran aşkın yanı sıra, işçi hakları için verdiği savaşımları, ideolojilerin boşluğunu ve politikacıların ikiyüzlülüğünü gördükten sonra siyasal çatışmalardan nasıl uzaklaştığını anlatıyor.
  1. panait istrati eskiden komünistmiş, daha önce okuduğum iş bulma idarehanesi kitabında kendisinin komünizme olan inancını yitirişini özetleyen çok güzel bir paragraf vardı, alıntılar bölümüne de eklemiştim onu. iki kitapta da ana karakter aynı ki muhtemelen diğer kitaplarında da böyledir bu durum. adrien zaten yazarımızın tam olarak kendisi. hani kendisini bir karakterin arkasına gizleyerek bir şeyler söylemiyor istrati, birebir kendi düşüncelerini adrien' ın ağzından okuyucuyla paylaşıyor.

    otobiyografik ögeler taşıyan bir roman zaten fazlasıyla. adrien' ın daha önceden tanıdığı bir kadının -eski komşuları- konağında uşak olarak çalışırken başından geçenleri, o kadına olan aşkını/hayranlığını anlatıyor ve bunu yaparken de arka planda işçi sınıfıyla burjuvalar arasındaki ilişkilere değiniyor.
    yaşadıkları küçük kasabanın ekonomisinin can damarı olan bir liman var. bu limandaki işçilerin isyanı ve isyanın sonuçları, adrien' ın, dolayısıyla yazarın ilişkilere, kadınlara bakış açısıyla birlikte işlediği asıl konuyu oluşturuyor.

    panait israti' ye karşı en büyük eleştirim fikirlerini fazla iddialı savunması ve diğer görüşlere hep en olumsuz yerlerinden yaklaşması. dolayısıyla zaman zaman roman kurgusunun dışına çıkıp gerek karakterler aracılığıyla gerekse de -çok nadiren olsa da- direkt okuyucuyla konuşmaya başlıyor ve kendi fikirlerini bir anlamda okuyucuya; aşılamaya çalışıyor, hatta ötesinde dayatıyor. tabii bu bilinçli bir tercih. kitabın önsözünde de bunu açıkça dile getiriyor zaten kendisi. bu beni şu yüzden biraz rahatsız etti ama, varlık yayınları' nın cep boy serilerini okumayı çok seviyorum ben, kendimi nedense kitaba daha kolay kaptırıyorum. hikayenin içerisine girmişken yazarın hikayeyi bir kenara bırakıp direkt bana bir şeyler söylemesi, içine girdiğim dünyadan beni kovması gibi geliyor bana. haliyle bu sebepten bozuluyorum biraz yazara. ikinci eleştirim; yazarla arkadaşlık/sevgi/dostluk/aşk kavramlarına bakış açımız çok farklı. bana göre tamamen karşılıklı faydacılık meselesidir tüm bu kavramlar, yazar ise bu kavramları kutsallaştırıyor, dolayısıyla çok ayrı düşüyoruz kendisiyle bu konuda. bir üçüncü eleştiri de iş bulma idarehanesi' ni okuyan, ^feminist^ arkadaşımdan geldi; ''güzel kitap ama kadınlara bakış açısını beğenmedim.'' kadınları cinsel bir obje olarak ele alıyor istrati(tam olarak böyle değil aslında da detaya girersem çok uzayacak)

    bu bir iki eleştirinin dışında kolay okunan, dertli toplu, söyleyecek ciddi şeyleri olan, perde arkasında birçok konuya ustalıkla değinen güzel bir kitaptı uşak. altı çizilesi -ki kitap yanımda olmadığından şu an ekleyemiyorum o bölümleri alıntılara- tespitler, eleştiriler var gerçekten de. iş bulma idarehanesi' nden de daha keyifle okudum ben bu kitabı. kitapta bir de türk karakter var ki aklıma direkt bu karikatür geldi; http://karikaturistan.com/wp-content/uploads/2012/02/umut-sarikaya-rick-skati.jpg