• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.75)
uygarlık tarihi - server tanilli
türkiye’de ortaöğretimin, özellikle de liselerin, 1950’lerle beraber gelip girdiği ve bugün de süren bir çıkmazı şudur: tarih, felsefe, sosyoloji, edebiyat ve sanat gibi kültürün temel konularında, gençlere -hemen hemen- hiçbir şey verilmiyor; öğrencilerin kafalarına yalan yanlış, abuk subuk, ipe sapa gelmez birtakım şeyler tıkıştırılıyor.

egemen sınıfların bir oyunudur bu!

amaç da ne yapıp edip gençlerin uyanmasını engellemektir.

işler öylesine tezgahlanıyor ki, daha liseden başlayarak gençlerin gözlerinin önüne bir “duman perdesi” çekiliyor; içinde yaşadıkları çağa ve topluma yabancılaştırılıyor.
liselerden üniversite ya da yüksekokullara bu durumda gelen öğrencilerle bir “kültürel diyalog” kurabiliyor ve bir “kör dövüşü” dür gidiyor. bu kitap, işte bu oyunu bozmak için yazıldı. söyleyeceklerini de, bir “uygarlık tarihi” nin zemininde ve “çağdaş tarih” in çerçevesi içinde söylüyor.

tek kelimeyle çağını tanıtarak.

kültür; çağını tanıtıp bilinçlendiremiyorsa, laf yığınıdır.
  1. kanımca lise düzeyinde özellikle lise 2. sınıfta öğrencilere ders olarak okutulması gereken bir baş yapıt. server tanilli kitapta kominizm propagandası yaptığı gerekçesi ile yargılanmıştır.

    kitabın lise seviyesinde zorunlu ders olarak okutulmasını dair isteğim kitabın arka kapağında açıklanmış:
    "içindeki çağa ve topluma yabancılaştırılan, kültürel diyalog kuramayan öğrencinin veya insanın eksiğini kapatmak için yazılmış, söyleyeceklerini uygarlık tarihinin zemininde" söylemeye çalışan bir kitap.
  2. deu eğitim fakültesinin çok iyi bildiği kitap, uygarlık tarihi dersinde ders kitabıdır. bu kitapta anlatılanları tarihi roman okur gibi okuyup tek bir kelimesini unutmadan aklımda tutabilmiştim yıllar önce. uygarlık tarihine giriş yapmak için çok eğitici ve akıcı bir kitap. bundan sonra tanilli'nin bütün kitaplarını alıp okumuş bulacaksınız kendinizi.
  3. değerli kitaptır, ilgili alanda okuma yapanlar bir de sosyalist cepheden görmüş olurlar olayları. gerçi konu türkiye'ye daha doğrusu sosyalizmin doğuşuna gelene kadar gayet güzel gidiyordu kitap. sonra nasıl desem, taraflı oldu. yazılanlara itiraz etme isteği duydum. tek yönlü yazılmış tartışmaya açık cümlelerle dolu. yazarı anlıyorum sanırım. ülke için en doğru yolun o olduğunu, artık rönesans, reform, fransız ihtilali gibi tüm insanlığı değiştirecek? bir olayla baş başa olduğumuzu düşünüyordu. iskaladığımız sanayi devrimini düşünerek bu büyük olayı da ıskalamamızı istemiyordu. bununla beraber sosyalizmin bir sara nöbeti olabileceğinden hiç bahsetmiyordu. çünkü ortaya çıkan yeni durumu bilim sanıyordu. zamanı gelen hiçbir düşünceden kaçılamayacağını bilen bir bilim adamı olarak. büyük yanılgısı (ki yazar suçlanamaz, dünyanın yarısı yanıldı bu konuda) revizyonistleri bile hoş görmesine engel oluyordu. değerli bir kitap.

    dava hakkında ise söylemek isterim ki özellikle bir bilim adamına düşüncelerinden dolayı dava açmak kabullenilebilir değildir. bilim adamı hiçbir fikre yatkınlığı olmayan kimse demek değildir. ama daha az kabullenilebilir olmayan başka bir şey var bu kitapta. kitapta konu sonlarında sorular sorulmuş ve bazı sorular sizi yazarla aynı düşünmeniz gerektiği üzerine sorulmuş. (davada da bahsi geçmiştir.) bu soru sınavda soruldu mu bilinmez fakat yazar böyle bir soruda, kendisiyle aynı fikirde olmayan bir cevapla karşılaştığında tutumu ne olmuştur merak ettim.
  4. eli yüzü düzgün ve faydalı bir kitap olmasının yanında yazarın tezinden kitaplaştırıldığı için basitleştirilmiş ve bundan dolayı giriş seviyesinde değerlendirilebilecek kıymetli eser.
  5. “doğrudur veya yanlıştır, taraftar olunur veya olunmaz… bir bilim adamı olarak kabul ettiğim metod, görüş ve düşüncelerimden dolayı kime karşı sorumluyum? yaşadığım çağa ve topluma karşı… ya mahkemelere? asla.

    sayın başkan, sayın üyeler,
    çağına ve toplumuna karşı görevini yerine getirmiş bir hocanın huzuru içindeyim şu anda. yazdıklarım, yazılması gereken şeylerdi. bugün yazmaya kalksam -en azından- gene aynı şeyleri yazardım. hiçbiri hakkında en ufak bir pişmanlık duymuyorum. kalemimden çıkmış her cümlenin -cümle ne demek- her kelimenin ve hecenin altında, entellektüel şeref ve haysiyetim yatmaktadır. insanım, hayatta dönebileceğim şeyler olabilir. ama entellektüel şeref ve haysiyetimden, -ölüm pahasına da olsa- dönemem. atilla ilhan'ın o yeni ve unutulmaz şiirlerinden birinin son mısraları geliyor aklıma: ‘o sözler ki kalbimizin üstünde/ dolu bir tabanca gibi/ ölüp ölesiye taşırız/ o sözler ki bir kez çıkmıştır ağzımızdan/ uğrunda asılırız.’

    ben, içinde yaşadığım çağa ve topluma karşı, bir bilim adamı olarak sorumluluğumu yerine getirdim. şimdi sorumluluk sırası sizde. yalnız, unutmayınız ki, siz de çağınıza ve topluma karşı sorumlusunuz. çünkü, her mahkeme kararı, onu verenlerin yalnız hayatları boyunca değil, onu verenler hayattan çekildikten sonra da anılır. iyi anılır, kötü anılır, ama anılır. isterim ki, sizin kararınız -ilerde kültür tarihinin mutlaka bahsedeceği bu dava dolayısıyla- iyi anılsın, takdirle anılsın. sizleri tarihin huzurunda, toplumun huzurunda sorumluluklarınızla baş başa bırakıyorum. hoşca kalınız.”

    server tanilli
    30 eylül 1976 - istanbul 5. ağır ceza mahkemesi

    hakkında açılan dava ile ilgili bilgi almak isteyenlere tavsiyem bir bilim adamının savunması - m. emin değer kitabını okumalarıdır.