• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (0.00)
vargtimmen - ingmar bergman
borg çifti, sessiz ve sakin bir köyde yaşamlarını sürdürmektedir. çevresinde bilinen bir ressam olan johan, evin geçimini sağlamaktadır. fakat johan aynı zamanda hafıza kaybı sorunu yaşamaktadır. bu sorununa ek olarak bir de, gecenin yerini gündüze bıraktığı ve çoğu insanın doğduğu ve öldüğü, kabusların ve korkuların saati olarak da bilinen kurdun saati’ne takıntısı vardır. johan, gecenin yerini gündüze bıraktığı bu saat diliminden önce uyuyamaz.
  1. 1968 tarihli bir bergman filmi. bergman'ın çözünen imgeler üçlemesinin ikinci filmidir, persona'nın ardından gelir. film türkçeye kurdun saati, ingilizceye hour of the wolf olarak çevirilmiştir. kurdun saati, insanların en çok öldüğü, doğduğu ve kabusların geldiği zaman anlamına gelir. bir amnezi hastası olan ressam ile karısının hikayesini anlatan film, adamın psikolojik sorunlarını rüyalarla gerçeği iç içe vererek gotik bir şekilde anlatır. en sevdiğim bergman filmidir. filmdeki ressam johan borg üzerinden kendini anlatır bergman. çocukluktan kalan sorunlarını, suçluluk duygusunu, korkularını, kafasındaki arzu nesnesini... en kişisel bergman filmidir kanımca. ayrıca liv ullman da olağanüstüdür yine. izleyeni kendine hayran bırakır tıpkı persona’da olduğu gibi.

    !---- spoiler ----!

    ressam johan borg'un bir çocuk tarafından ısırıldığı ve kendisini ısıran çocuğu öldürdüğü sahneden borg'un sorunlarının çocukluk döneminden kaynaklandığı anlaşılabilir. filmin sonlarına doğru veronica vogler ile seviştiği sahnede ise sarf ettiği "sana teşekkür ederim. sınır sonunda geçildi. ayna kırıldı, ama parçalardan yansıyanlar neler? bana anlatabilir misin?" sözlerinden de borg'un hastalığının parçalanmış kişilik bozukluğundan kaynaklandığı ve kişiliğinin bir çok parçaya ayrıldığı söylenebilir. filmin merkezinde bu sefer erkek karakter var diye düşünürken son sahnede johan borg'un karısı alma borg'un sorularıyla ve hüznüyle filme daha çok alma borg'un açısından bakıllır ve film son sahnede sanki kadın merkezli bir filme dönüşür, daha da güzel bir hal alır. o son sahnede alma borg'un sözleri ise şunlardır:

    “bir şeyi merak ediyorum: acelen mi var? bir şey sormak istiyorum. bir erkekle uzun süre yaşayan bir kadın, ona benzemez mi? onu seviyor, onun gibi düşünmeye çalışıyor. onun gibi görüyor. böyle şeylerin kişiyi değiştirdiği söylenir. bu yüzden mi diğerlerini görmeye başladım? ya da gerçekten var mıydılar? zannedersem... onu daha az sevmiş olsaydım ve onu kuşatanlardan endişelenmeseydim, onu daha iyi koruyabilir miydim? ya da kıskançlığımdan dolayı bu kadar sevemediğim için mi? onun "yamyamlar" dediği şeyin sebebi mi... bu yüzden mi her şey bizim için bu kadar kötü gitti? ona çok yakın hissettim. bazen o da bana çok yakın hissedecekti. bir keresinde, çok kararlı söyledi. eğer onu her seferinde takip edebilseydim! düşünülecek çok şey var... çok fazla soru. bazen her yönüyle tamamen bilemezsin...”

    filmde kafama takılan soru ise, serinin birinci filmi olan persona’da bibi anderson’un canlandırdığı, içe tıkılan benlik olduğunu düşündüğüm karakterin adı alma. liv ullman’ın canlandırdığı, persona olduğunu düşündüğüm karakterin adı ise elisabet vogler’di. bu filmde ise ingmar bergman’ın personası olduğunu düşündüğüm johan borg’un karısı rolünde oynayan liv ullman’ın canlandırdığı karakterin adı alma, johan borg’un kafasındaki arzu nesnesi rolünü oynayan ingrid thulin’in ise canlandırdığı karakterin adı veronica vogler. bu iki filmdeki karakterler arasında bir bağ olduğunu düşünsem de bir türlü o bağı yakalayamadım. biraz karışık anlattım sanırım ama yine de böyle bir bağ varsa ve bilen bana da anlatırsa memnun olurum.

    !---- spoiler ----!