• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.36)
varolmanın dayanılmaz hafifliği - milan kundera
"ne yapacağını bilemeden bir avlunun karşı tarafındaki duvara dalıp gitmek; bir aşk anında karnındaki inatçı gurultuya kulak vermek; ihanet etmek; ihanetin göz kamaştırıcı yolunu terk ederek gücü kendinde bulamamak; büyük yürüyüş´te kalabalıklarla birlikte yumruğunu havaya kaldırmak; gizlenmiş mikrofonlar önünde espri gösterisi yapmak- bu durumların hepsini tanıdım, hepsini yaşadım... romanlarımdaki kişiler kendime ilişkin gerçekleşmemiş olabilirliklerdir... her biri benim ancak kenarında dolaştığım bir sınırı aşmıştır... çünkü romanın sorguladığı sır o sınırın ötesinde başlar. roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan hayatının araştırılmasıdır."
  1. "insan hayatı ancak bir kez yaşanır ve kararlarımızın hangilerinin doğru, hangilerinin yanlış olduğunu kestiremememizin nedeni, verili bir durumda ancak bir tek karar verebilecek olmamızdır. ikinci, üçüncü ya da dördüncü bir yaşamımız yok ki çeşitli kararlarımızı birbirleriyle karşılaştıralım."
  2. geçtiğimiz sene 41.baskısını yapmış bir kitap.
  3. çoğu okur gibi benim de kundera ile tanıştığım kitap bu. çok uzun sürede okudum, kitap bence o kadar guzeldi ki bitmesin diye araya hep başka kitaplar koydum. ama malesef her güzel şeyin bir sonu var..(klişeden de ölmedim)

    birbirinden farklı dört karakter, arka planda prag baharı, rusya işgali, komunizmle içiçe geçmiş faşizm.
    kadınlardan kopamayan, bağlanamayan ama bu durumun sadece kadınlarla değil hayatındaki tüm insanlarla geçerli olduğu psikolojiye sahip bir adam. oğlunu bile tanımıyor, bağlılıkların getireceği sorumluluk duygusuna sahip değil. olması da gerekmiyor zaten.
    ailesiyle hatta daha çok annesiyle sorunlu bir kadın, zeki bir kadın ama hafif yaşamayı seçen tomas'ın yere basmaya zorunlu kalmasının sebebi tereza. aile bağından kaçıyor ama bir adama sımsıkı bağlanıyor, ayrılıp gittiğinde bile iplerini çeke çeke onu yanına getirdiğinin farkında değil.
    sabina ve franz var bir de. sevdiği kadının onu göreceğine inanarak yaptığı şey sebebi oluyor franz'ın. o kadın ki yürüyüşlerden, havaya kalkan yumruklardan, atılan sloganlardan ve güçsüz adamlardan hoşlanmaz. sabina, franz'ın unutamadığı kadın..

    tüm o politik içeriğinden ayırırsak ilişkiler üzerine yazılmış iyi bir kitap bu. türkiye'de çıkan kapakları aynı, içerikleri aynı, tamamı melankoliye bulanmış saçmalıklardan oluşan kitaplar yerine bunu okuyun. kitap sanki bulanık olan suyu biraz daha net görelim diye yazılmış. ki bir de kundera'nın anlatış şekli, araya girip sizinle konuşması, hayvan sevgisinden bahsetmesi.. çok şey öğrenebileceğiniz bir kitap.
    nesli
  4. "şu sonuca vardı tomas: bir kadınla sevişmek ve bir kadınla uyumak iki ayrı tutkudur, sadece farklı değil aynı zamanda da zıt tutukular. aşk çiftleşme arzusunda (sonsuz sayıda kadına kadar uzanabilecek bir tutku) duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur (tek bir kadınla sınırlı olan bir arzu)."

    böyle de harika bir kitaptır.
  5. "ona kadınların en bayağısı gibi,
    -beni bırakma, bana sıkı sarıl, oyuncağın yap beni, kölen yap, güçlü ol! demek için karşı konulmaz bir arzu duydu. ama bunlar söyleyemeyeceği sözlerdi.. "

    harika ötesi bir kitaptır aynı zamanda.
    nesli
  6. milan kundera'nın şiirsel bir dille yazdığı harika roman.

    yazar, arka planında prag baharı ve sovyet işgalinin yaşandığı bir dönemde, insan ilişkilerini -kendi felsefi düşüncelerini de katarak- mükemmel bir dille anlatıyor. bu insan ilişkileri; aşk ve sadakatsizlik, özgürlük ve bağımsızlık, baskınlık ve tabiiyet, hafiflik ve ağırlık etkisiyle şekilleniyor. ilişkiler örgüsü çok çeşitli, dolayısıyla arzular ve hayaller de farklılık gösteriyor. romanın merkezî düşünceleri friedrich nietzsche'nin "ebedî dönüş" tezi etrafında dönüyor.

    var olmanın katlanılmaz hafifliği okuru da sarıyor ve romanın son cümleleriyle birlikte insanın içine hüzünlü bir ağırlık çöküyor.
  7. ''aşk, çiftleşme arzusunda duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur.''
  8. ilişkilere bakış açınızı değiştirebilecek, en azından kalıplaşmış düşüncelerinizi sorgulamanıza neden olacak kadar enteresan bir aşkı konu alan, bunun dışında kundera' nın insan ilişkilerini çözümleyişiyle hayranlık uyandıran bir kitap. bence gereğinden fazla kısa. bir karamazov kardeşler, bir savaş ve barış kadar dolu dolu hatta yer yer onların girdiğinden daha karmaşık tartışmalara giren bir kitap. ihanetin çeşitli boyutlarına değiniyor, bir kadın ile adam arasındaki ilişkiden yola çıkıp insanlık ile hayat arasındaki ilişkiye kadar uzanıyor. bir ilişki kitabı değil, ama ilişki kitabı nedirin de cevabı olabilecek kadar ilişkilere değinen bir kitap. başka ne var peki? çok ilgimi çekmese de bir ülkenin yakın siyasi tarihi var arka planda, ahlak üzerine -bana kalırsa- baştan sona bir sorgulama zaten kitap. sadece bir ilişkideki sadakat değil ama mesele, mesleğe, ülkeye olması ya da olmaması gereken sadakat üzerine sorgulamalar mevcut kitapta. baya baya yazmış yani abi, sağlam kitap.

    ufak bir de anımı aktarayım izninizle ki izin vermeyenler devamını okumasın :)

    yazar olduğum bir sözlükte, hanım yazarlarımızdan biri en naif tabirle vasat bir kitap çıkartmış. reklam amacıyla sözlük yazarlarına bildirim olarak haber verilmişti bu durum. bir bakayım kitaba dedim, arka kapaktaki tanıtım yazısını okuyunca verdiğim tepki ''off yine mi bunlardan'' oldu. süslü püslü, derin anlam içerdiği sanılan ama benzerleri defalarca yazılan bomboş cümleler. bir ergenin ders sırasında defterine karaladığı ve karalarken dünyanın en güzel metnini yazdığını sandığı metinlerden hallice... neyse işte ben bu yorumların benzerinin aynısını nick altı olarak yazdım ablaya. çok saygılı, çok naif bir yazar olarak teşekkür mesajı attı, tabii eksisini de verdi. :) ben de kimmiş, neyin nesiymiş diyerek entrylerini okumaya başladım. ''aldatmak'' başlığının altına tanım olarak ''basitliktir'' yazdığını görünce de tüm iletişimimi sonsuza dek kopardım. sen kendince aşktan, ilişkilerden, karşı cinsten bahsettiğin bir kitap yaz; ama bilinen her coğrafyada, bilinen her zamanda, her dinde, her ülkede, her cinste, her yaşta, her ilişki türünde var olan bir olayı, üstelik de ahlaki olarak bakıldığında yanlış olduğu neredeyse genelgeçer kabul edilebilecek olduğu halde yine de her zaman varlığını koruyan bir olayı basitlik olarak tanımla; asıl basitliktir bu tanımı yapmaktır.

    işte bu kitap, aldatmayı basitlik olarak tanımlamamak için okunması gereken bir kitaptır.
  9. "insanoğlunun bütün bahtsızlığı burada yatıyor. insan zamanı bir döngü izlemiyor; onun yerine dümdüz bir çizgide ileriye doğru gidiyor. insan bu yüzden mutlu olamıyor; mutluluk yinelenmeye duyulan özlemdir."



    "yaşamlarımızın her saniyesi sonsuz kere yineleniyorsa, isa'nın çarmıha çivili olduğu gibi biz de sonsuzluğa çivilenmişiz demektir. bu, insanı dehşete düşürecek bir olasılık. sonsuza kadar yinelenme dünyasında her attığımız adıma dayanılmaz bir sorumluluğun ağırlığı gelir çöker. işte nietzsche, sonsuza kadar yinelenme düşüncesine bunun için yüklerin en ağırı demiştir."

    sosyal medyanın sarkıntılığına uğradığı vakitler oldu. nitelikli oluşu, sağlam örgüsü ve anlatımı ayağa düşmesini engelledi diye düşünmüşümdür hep. iyi kitap.
    nisa
  10. ne kadar beğenildiğini gördüğüm ve milan kundera'dan bir kitap okumak istediğim için ilk okuyacağım kitap olarak bunu seçtim ve ne yazık ki okuduktan sonra yazardan okuyacağım son kitap olacağını da anladım. nedenlerini de yazayım.
    !---- spoiler ----!

    öncelikle okumam uzun sürdü. çünkü hiçbir karakter yeterince ilgi çekici gelmedi ve merak uyandırmadı. çoğu zaman neyi neden yaptıklarını anlayamadım. mesela adam kadını aldatıyor 200'den fazla kadınla üstelik. kadın nedense birdenbire yedi yıl sonra adamı terk etmeye karar veriyor. neden bekledi veya neden şimdi gitti bilmiyoruz. adam kadına geri dönüyor ve affediliyor dahası geri döndüğü an bunun için pişman oluyor. ???

    iki: ne anlama geldiği muallak olan ama yazarın üzerinde ısrarla durduğu bazı olaylar ve yer yer denk geldiğimiz zorlama aforizmalar. yani cidden aptal bir şapka takan çıplak bir kadının aynaya bakması daha ne kadar sürdürülebilirdi ki.

    üç: okuma boyunca daha ilk sayfadan hissedilen yazarın entelektüel ve derin görünme isteği. felsefi terimleri ve filozof adlarını kullanması ama felsefi yönden kitabın bir derinliği olmaması aksine sığ kalması. ve ayrıca yazarın dördüncü duvarı birkaç kez yıkması. bu eyleme karşı olduğumdan değil sadece çok gereksiz buldum.

    !---- spoiler ----!

    pekala bu kadar. ama neden beğenildiğini anlayabiliyorum. çünkü tam bu amaçla yazılmış.