• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.67)
Yazar albert camus
veba - albert camus
keskin bir gözlem gücünün desteklediği arı bir bilinçle yazılmış olan veba, yalnızca 20. yy.ın değil, bütün bir insanlık tarihinin ortak bir sorununa değinir: felaketin yazgıya dönüşmesi. çağının önde gelen düşünürlerinden nobel ödüllü yazar albert camus'nün hiçbir yapıtında böylesine acı bir yazgı, böylesine şiirsel bir dille ele alınmamıştır. veba, insanın ve aydınlığın şiiridir. bu şiirde renkler alabildiğine koyu, ancak yazarın sesi o denli umut doludur.

beklenmedik bir boyuta ulaşan veba salgını, tüm oran kenti sakinlerini önce umutsuzluğa boğar, ardından doktor rieux, tarron ve grand'ın gösterdikleri dayanışma örneği, başta yetkililer olmak üzere herkes için güç ve umut kaynağı olur. işte albert camus'nün insana bakışı ve inancı, bu noktada karşımıza çıkar. camus, okurlarını, ortadan kaldıramayacağını bile bile vebayla savaşan doktor rieux'un kişiliğinde, dünyanın saçmalığını, yenilginin sonu gelmeyeceğini bile bile kötülüklere karşı çıkmaya, yaşama anlam katmaya çalışır.
  1. varoluşçu edebiyatın en önemli temsilcilerinden biri olan albert camus’ nun gerçek insanı ve insanın sınırlarını daha iyi tanımanızı sağlayan romanı.

    romanda insanoğlunu dize getiren tüm felaketleri betimler: açlık, savaş, hastalık, faşizm, kapitalizm...

    doktor rieux'ün kişiliğinde, dünyanın saçmalığını, yenilginin sonu gelmeyeceğini bile bile kötülüklere karşı çıkmaya, yaşama anlam katmaya çağırır.

    insana bakışı ve inancını, insanların davranışlarının ve duygularının olaylara karşı değişimini farklı inanıştaki farklı karakterler üzerinden anlatır ki kitabın derinliğinde kendimizde de iç hesaplaşmalar yaptıra yaptıra gezdirir…

    ve içinde insana dair neredeyse tüm duygu durumlarını tadarız.

    sevgi, çaresizlik, dayanışma, varoluş ve inanç hakkında,

    ölüm gerçeği karşısında yaşamın anlamı ve ölüme rağmen nasıl yaşamak gerektiği hakkında,

    hem realist hem lirik, hem derin hem yalın oluşu,

    albert camus'nun en başarılı anlatım tekniği ve imgeleme kullandığı yapıtıdır bence…

    2. dünya savaşının ardından yazdığı bu romanda yayılan vebayla imgelenen şey aslında faşizmdir. insanın, insanlığın çektiği acılar, kötülükler açısından baktığımızda ha veba felaketi ha faşizm fark etmiyor çünkü...

    !---- spoiler ----!

    "...kırmızı cüppesinin içinde değişime uğramış, ne o sevecen kişi, ne de o saf adamdı; ağzından yılan gibi durmadan çıkıp duran koca koca tümceleri yine ağzıyla eziyordu. ve toplum adına bu adamın ölümünü, hatta kafasının kesilmesini talep etti. yalnızca şöyle diyordu: ' bu baş düşmeli', gerçek bu. ama sonuçta ne fark vardı ki? ve sonuç değişmedi, çünkü o başı elde etti..

    ...o günden sonra iğrenerek adaletle, ölüm cezalarıyla, infazlarla ilgilendim ve babamın cinayete birçok kez katılmış olması gerektiğini aynı baş dönmesiyle anladım, özellikle çok erken kalktığı günlerde. evet, çalar saatini kurardı böyle durumlarda…

    ...bir gün babam çalar saatini istedi, çünkü sabah erken kalkması gerekti. o gece uyumadım. ertesi gün o eve döndüğünde, ben ayrılmıştım. hemen söyleyeyim, babam beni her yerde arattı, onu görmeye gittim ve hiçbir açıklama yapmadan, eğer beni geri dönmeye zorlarsa kendimi öldüreceğimi ona sakin sakin söyledim.."

    "ah, keşke bir deprem olsaydı!
    tam bir sarsıntı... ve bu iş biterdi.
    ölüler, diriler sayılır ve oyun biterdi.
    ama şu domuz hastalık!
    hastalığa yakalanmamış olanlar bile
    onu içlerinde taşıyorlar."

    "dünyadaki kötülük neredeyse her zaman cehaletten kaynaklanır ve eğer aydınlatılmamışsa, iyi niyet de kötülük kadar zarar verebilir. insanlar kötü olmak yerine daha çok iyidir ve gerçekte sorun bu değildir. ancak insanlar bir şeyin farkında değillerdir, şu erdem ya da kusur denilen şeyin; en umut kırıcı kusur, her şeyi bildiğini sanan ve böylece kendine öldürme hakkı tanıyan cehalettir. katilin ruhu kördür ve insan her türlü sağduyudan yoksunsa güzel aşk ve gerçek iyilik diye bir şey olamaz."

    ‘’aslında veba sadece bir hastalık değildir. insanoğlunun tüm kötü yanlarıdır ve hepimiz içimizde vebadan bir parça taşıyoruz.’’

    ''ama tek başına mutlu olmakta utanılacak bir yan vardır.''

    ‘’ama ile ve arasında gerektiğinde kolayca bir seçim yapabilirsiniz. ve ile sonra arasında bir seçim yapmak daha zordur. sonra ile ardından'a gelince iş daha güçleşir. ancak kesin olarak, en güç olan, ve'yi kullanmak gerekip gerekmediğine karar vermektir.
    "insanın umutsuzluğa alışması, umutsuzluktan da beterdir."

    "...bir savaş patladığında insanlar , 'uzun sürmez bu, çok aptalca!' derler. ve kuşkusuz bir savaş aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. budalalık hep direnir, insan hep kendisini düşünmese bunun farkına varabilirdi."

    "dünyadaki tüm ordularda genellikle malzeme eksiğini insanla kapatırlar."

    !---- spoiler ----!
  2. ilk 60-70 sayfayi okudum, hic kanim kaynamadi. halbuki "yabanci"dan gelmistim camus'a..
  3. absürd felsefesinin izlerini bol bol taşıyan, albert camus'nün 1947 tarihli kitabı.

    yabancı veyahut mutlu ölüm kadar duyulmamış ya da dile getirilmemiş olsa da kitap aslında insan denen kavramın yığınlardan ibaret görünen somutluğunu yine mersault tarzı bir karakterin gözlemleri yoluyla anlatmış. bu kitapta insan faktörünü yabancı veya mutlu ölüm'de işlendiği gibi derinine inerek anlatmaya çabalanmış. çünkü kitapta grand veya rambert gibi dünyayı fazla ciddiye almış (referans noktasını camus alırsak tabii) karakterlerle beraber doktor rieux gibi, salgını soğukkkanlılık olarak nitelendirilebilecek bir tavırla karşılayan bir ana karakter bulunmaktadır. bu açıdan camus romanlarında anlattığı absürdlüğü bize apayrı mekan ve zamanla tekrar güzelce anlatmıştır. kurgusu, çok önemli olmasa da, gayet yerinde. karakterler ve tipler tamamen amaca uygun seçilmiştir zannımca.

    genel olarak beğendiğim ve okumaya değer güzel bir kitaptır. camus 20. yüzyılın nadide yazarlarından olduğunu tekrar kanıtlamıştır bu romanla.

    kitaptan bir kesit vererek bitirelim.

    "bu hastalıkla ilgili bildiklerini kafasında toparlamaya çalışıyordu. belleğinde sayılar uçuşuyordu ve tarihin gördüğü otuz kadar büyük vebanın yaklaşık yüz milyon kişinin ölümüyle sonuçlandığını aklından geçiriyordu. ancak yüz milyon ölü nedir? savaşta insan ölüyü diriyi bilmez. nasıl ölü bir adam ancak ölü halde görüldüğünde önem taşırsa, tarih sahnesine saçılmış yüz milyon ceset de hayalimizde silik bir görüntüden başka bir şey değildir. doktor, prokopios'a göre, günde on bin kurban veren konstantinopolis vebasını düşünüyordu. on bin ölü büyük bir sinemanın müşteri sayısının beş katı eder. işte yapılması gereken buydu. beş sinemanın çıkışında insanları toplayıp kentte bir meydana götürmek ve olayları daha net görebilmek için onları yığınlar halinde öldürmek. en azından o zaman bu adsız kalabalığa tanıdık yüzler takılabilirdi. ancak gerçekleştirilemeyecek birşey bu doğal olarak, hem sonra on bin yüzü kim tanır? zaten prokopios gibi, insanlar saymayı bilmiyordu, herkes bilir bunu. "
  4. arka planında bilim adamları ile din adamlarının mücadelesini anlatan eser. kitap harika bir kurgunun ürünü.
  5. camus'nün çarpıcı eseri.ikinci dünya savaşının çağdaşı olan romanı ince ince ölüm ve kaos işler sonunda sevdiğiniz karakteri de alır götürür sizden.
  6. seviyorum camus u, insanın ne kadar basit, ne kadar yalın bir canlı olduğunu hatırlatıyor her kitabinda. kendi kendimize ne kadar gereksiz bir önem ve anlam yüklediğimizi farkettiriyor.
  7. albert camus, roman içerisinde kullandığı karakterlerle "absürd" ünün izlerini yansıtmıştır. albert camus'nün yaşama dair felsefesini bütüncül ya da en azından temel sacayakları ile anlama çabasına girildiğinde incelikleri ve güzelliği anlaşılabilecek güzel kitap.

    bu bağlamda; anlayabildiğim kadarıyla değerlendirebildiğim, romanda öne çıkan karakterlere yönelik ağır spoiler içeren düşüncelerim:

    !---- spoiler ----!

    dr.rieux : veba salgının başlangıcında durumu farkediyor ve yetkilileri ikaz ederek, tüm yetisiyle kendisini bu mücadele adıyor. manevi bir beklenti içerisinde olmaksızın, dini inancı olmamasına rağmen en fazla çabayı o sarfediyor.

    bu başkaldırısındaki temel dayanağı ise doktor olması yani görevinin bu olması ve kendi aklı ile bulabildiği gerçeklerin buna neden olması. salgının en şiddetli zamanlarında dahi yaşananları tutarlılıkla gözlemliyor. gördüğü o kadar ölümün gerçekliğinin farkında olması, karısını, sevdiği dostlarını kaybettiğinde sergilediği soğukkanlılık ve metanet ile yansıtılıyor. ölüm karşısında kaçınılmazlığın farkında ve bunun hiçbir zaman yenilemeyeceğini biliyor. anlatıcı olarak seçilmesi, romanın sonunda hayatta kalabilen karakter olması ile camus’un absürdü, halkın kaderlerine boyun eğdiği noktada başkaldırısını sürdüren dr.rieux ile simgeleştirdiği görülüyor.


    peder paneloux: şehrin pederi, kilisede salgının başlangıç evresinde şehir halkının yoğun ilgisiyle rağbet ettiği toplantıda vaaz veriyor. etkin bir dil ve hitabet yeteneği ile halka vebanın, kalbini kendisine kapatanlara karşı tanrının bir laneti olduğunu ve bu lanetin sonunda tanrı inancının gelişeceğini, acı ve umudun tanrının hediyesi olduğunu savunuyor.

    salgının ilerleyen döneminde küçük masum bir çocuğun ölmesi üzerine dr.rieux’a sevgi dolu tanrının, küçük masum bir çocuğun ölmesine izin vermesinin akıl ile anlaşılamayacağını, bunun kader olduğunu söylemesi gene sisifos söyleni’nde camus’un insan aklı ile algılanamayanın yaratacağı huzursuzluğun tanrı düşüncesi ile giderilmesi görüşlerini temsil ediyor. peder salgınla mücadele eden gönüllü kuruluşlara katılıyor ve sonrasında hastalığa yakalanıyor. tanrının istediğinin olması gerektiği inancıyla tedavi olmayı reddederek ölüyor.


    raymond rambert: oran şehrine kısa süreliğine ziyaret eden gazeteci fakat şehrin kapatılmasıyla dışarı çıkamıyor. en büyük istenci şehir dışına çıkarak paris’teki sevgilisine ulaşmak, bunun için yasadışı dahi olsa tüm koşulları zorluyor. fakat salgının ilerleyen evresinde imkânı olmasına rağmen yaşananları gördükten sonra kaçması halinde büyük bir utanç yaşayacağını düşünerek salgına karşı mücadeleye dr.rieux’un yanına katılıyor ve hikâyenin sonunda kendisini oran şehrine ait hissederek sevgilisiyle beraber burada yaşamaya başlıyor. tutku ve merhametin ön plana çıktığı bir simge.

    cottard: romanın en ilginç karakteri, hikâyenin başında içine kapalı, yalnız, gizemli, mutsuz, silik karakteri tasvir ediliyor ve intihar etmek üzereyken grand ve dr.rieux tarafından engelleniyor. yasalar gereği intihar teşebbüsünde bulunanların polis gözetimi altında bulunması gerekirken veba salgının patlak vermesi cottard’ı bu durumdan kurtarıyor. vebanın patlak vermesi aynı zamanda cottard’ın kişiliğini de tamamen değiştiriyor.

    felaketin baş göstermesi sonucu yalnızlığa kapanan, umutsuzlaşan şehirde, cottard, kendini daha iyi hissetmeye başlıyor hatta yasadışı yolların açık bıraktığı kapılarda fırsatçılığını kullanarak veba günlerinde renkli günler yaşamaya başlıyor. vebanın bitmesini istemiyor çünkü kendi gibi insanların olduğunu görüyor. kendisinin uzun senelerce yaşamaya alışkın olduğu bu ruh hali, onu, bu duygulara alışkın olmayan insanlar karşısında güçlü kılıyor. vebanın sona ermesiyle, cottard, gene değişim yaşayarak, cinnete varan tutum ve davranışlar sergilemeye başlıyor.


    jean tarrou: veba başlamadan birkaç hafta önce oran’a geliyor. oran şehrine ait gözlemlerini ait bir günlük tutuyor, anlatıcı hikâyesinde bu günlükten de istifade ediyor. salgına karşı mücadele için gönüllü örgütler fikrini ortaya atıyor ve bu örgütleri oluşturuyor. savcı olan babasının ölüm cezasına ilişkin tavrına karşı yaşadığı bulantıyı anlatarak hayatının geri kalanını idam cezasının kaldırılmasına yönelik bir mücadeleye adadığını, idamın devlet eliyle işlenen bir cinayet olduğuna yönelik düşünceleri ve rieux ile yaptığı tanrıya inanmadığı halde aziz olunup olunamayacağı yönündeki tartışmalar, romanın, felsefi içeriğini ve modern devlete dair eleştirisini barındırıyor.

    !---- spoiler ----!
    ozee