1. holdingler sahibi çok zengin biri şirketinin kuruluş yıldönümünü kutlamak için parti vermiş. tüm çalışanları oraya davet etmiş. yemişler, içmişler sonra havuz başında toplanmışlar. patronun devasa bir havuzu varmış. içi timsah doluymuş. eyy çalışanlar beni hanginiz seviyorsanız havuza atlayın size 10bindolar verecem demiş. tabi kimse atlamamış. ödülü 20 bin dolara çıkarmış. derken çalışanlardan biri havuza atlayıp yüzmeye başlamış.

    timsahlar da peşinden yetişememiş.
    zengin patron
    "afferim oğlum beni bu kadar sevdiğini bilmiyordum bunu hiç kimse yapmadı ilk sen yaptın neden yaptın?" diye sormuş.
    çalışan yanıtlamış
    "bunu beni arkamdan itene sorun"

    bilindik bir öykü. kıssadan hisse.
    beni arkamdan itenler kadar, arkamdan tutanlarda var işte buna vefa deniyor. belki böyle öğrendim hayatı. hayata bakmayı. ama bir noktadan sonra tutanlar gerekiyor hayatta, itenler değil.
    hep "sen" demişimdir şimdiye kadar. hiç "ben" diyemedim. değişemedim bu huyumu. bana ne verilirse birkaç kat fazlasını vermeye çalışırım. yoo hayır karşılıktan değil. öyle istediğim için. yapılan iyilik, vs nimettir emektir benim için. kimsenin emeğini çiğneme hakkını bulmam kendimde.
    borçlu kalmak istemem kimseye. normalde bile borçla birşey almam ben. paramı biriktirip alırım. sevmiyorum borçlu ya da alacaklı olmayı.

    soyut duygulardan seçim yap derlerse vefa derim ben. o duygu yitirildiğinde insan hayatındaki bir çok duygu da domino taşları gibi yıkılıp gidiyor.

    vefa bence tüm duyguların iyi yönde tetikleyicisidir. ama az kalmıştır vefalı insanlar.
    vefa deyince istanbulda bir semt gelir akla. birde vefa bozacısı üstüne leblebi tarçın koyulup içilen kıvamlı bir şey.

    arkamdan itenler yüzünden istemediğim başarılara ulaşmışımdır belki ama vefayla tutanlar var ya onlar işte o sevgili insanlar iyiki varsınız. vefada oturmayıp, vefa bozası içmesenizde harbiden iyiki varsınız.
  2. paranın ne önemi var mühim olan insanlık şarkısı paranın ne önemi var mühim olan miktarı diye çevrildiğinden beri, hayata bakış açımız maddiyatla aynı çizgide yürüdüğünden beri bu tür kavramlar sessizce bizi terk etti.
    eskiden vefa vefasızlık şarkılarda türkülerde ne çok boy gösterirmiş.
    neye önem veriyorsak hayatımızda o var, kelimelerimizde o kavram yaşıyor.
    şimdi vefayı bilen, bildiren, yaşayan ve yaşatan yok.
    insanlar, elinden bir lokma yedikleri insana, küçük bir iyilik gördükleri insana vefalı davranırlardı. şimdi sanki yapmak vazifesiymiş ya da çok sıradan bir şeymiş gibi davranılıyor.
    bir kavramın, kelimenin yaşaması için toplumda karşılığı olmalıdır.
    vefa dillerimizde yoksa bilin ki içimizden çekip gideli çok olmuştur.
  3. vefa bazen unutmaktır
  4. çok önemlidir vefa. panzehiridir nankörlüğün ve onun yoldaşı bencilliğin. ama dönüp dolaşıp kişiliğe geliyor işte konu yine. sadece bizim kişiliğimize değil. vefa borcumuz olanın kişiliğiyle de. vefa duymamıza neden olacak olayı neden yaptığına. sonu birine kötü dokunacaksa o vefayı hak edip etmediğine. vefa borcu diyoruz, bu borcu nasıl ödüyoruz. işte bu da bizim kişiliğimizle ilgili. insan zorlanıyor her ödeme parayla olmayınca. bu da kişiliğimizin neyle yoğrulduğunu gösteriyor bize borcun vadesi dolunca. en vefakar sandığımız dostlar var bir de. dost değil aslında yanlış anlaşılmışlıklar. düşman başına aşağıdaki gibi vefakarlar.

    en vefakar dostumuz gölgemizdir bilirsiniz. ama unutmayın ki; o da yoldaşlık etmek için güneşli havayı bekler.