• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.43)
vergilius'un ölümü - hermann broch
“broch’un vergilius’u, bugüne kadar romanın esnek ortamı bağlamında gerçekleştirilmiş en sıradışı ve en temel deneylerden biridir.”
-thomas mann-

broch, joyce’tan bu yana avrupa edebiyatının en büyük romancısıdır ve vergilius’un ölümü, ulysses’ten günümüze kurgunun teknik olarak ne denli ilerlediğinin tek gerçek kanıtıdır.
-george steiner-

“vergilius’un ölümü’nde broch, tıpkı proust, joyce ve musil gibi, şiirden bilgilendirme amacıyla yararlanmak ve felsefeyi sanat boyutuna yükseltmek tutkusundadır. bilgiye ulaşmak için çaba harcayan sanatçı; eylemci; öğretici; artık hiçbir görev yüklenemeyen bir çağın başlıca temsilcisi; vergilius’un arkasında hermann broch vardır.”
-walter jens-
  1. isminden de anlaşılacağı gibi romalı şair vergilius'un son 18 saatini anlatıyor.
    su, ateş, toprak ve hava başlıklarıyla dört bölüme ayrılmış. okuması zevkli ama bir o kadar da dikkat isteyen, yorucu, yer yer sıkıcı olabilen bir kitap.

    !---- spoiler ----!

    ben artık ben olmak istemiyorum; kalbimin en derindeki gölgesizliğinde ve en derin yalnızlığında kaybolmak istiyorum, ve şiirim oraya kadar rehberlik etmeli bana.

    !---- spoiler ----!
  2. alman edebiyatının kutsal avusturyalılarından broch'un muazzam eseri. zaten avusturyalıları al alman edebiyatı topal topal dolanır. şaka. ama musil de bernhard'da avusturyalı, hatta canetti de. o yüzden biraz gerçek. bir de praglı var o başka mesele.
  3. etkilendiğim çok kitap var. ama hiç bir kitap hakkında "bunu bir insan yazamaz" demedim. bu nasıl bir şeydir, nasıl bir birikim. kitapla ilgili söyleyeceklerim şöyle:
    1- her şeyden önce bir çeviri şaheseri. ahmet cemal, 1972 sonbaharında başladığı kitabın çevirisini 2012 de tamamlıyor. tam 40 yıl. kitabın önsözünde bu çevirinin hikayesi bile başlı başına bir olay. zaten kitaba başlayınca neden 40 yıl sürmüş olduğunu anlıyorsunuz. ve bir soru daha düşüyor aklınıza. broch bu kitabı nasıl yazmış abi ya?
    2- "i.ö 70-19 yılları arasında yaşamış olan publius vergilius maro, roma imparatorlugunda augustus döneminin en önemli sairiydi. başeseri sayılan ve troya'nın düşüşünden sonra ıtalya'ya dönen aeneas'ın bu yolculuğunu konu alan aeneis destanı, daha şairin sağlığında büyük hayranlık uyandırmış, sonradan ortaçağda avrupa edebiyatının en büyük şiir eseri sayılmıştır."
    kitap ağır hasta olan vergilius'un son 18 saatini konu alıyor, daha çok vergilius'un iç monologlarindan oluşan kitap 480 sayfadan oluşuyor.
    3- vergilius augustus'un sarayına doğru yol alırken, ve sarayda geçirdiği saatler boyunca tüm hayatını derin bir sorgulamaya tabi tutar. ve bunu yaparken de son derece acimasizdir. kendi hayatının ahlaki doğruluğunu irdelerken edebiyata ve şiire de ciddi eleştiriler getirir.
    4- broch'un dehasının yattığı yer ise şurası: ahmet cemal'in , "vergilius'un ölümü, her şeyden önce batı edebiyatında ve roman düzleminde sanata yöneltilmiş en temel ve aynı zamanda da en acımasız sorgulamalardan biridir" dediği bu sorgulamayı yapış biçimidir. zira broch bunu bir ünlü şair "vergilius"a yaptırır eserinde, ve bu sorgulamayı yine sorguladığı şey ile yani sanat ve edebiyat ile yapar. eseri avrupa edebiyatının şaheserleri arasındadır. bir insan hem kendini, hem roman kahramanını, hem tüm edebiyatı ve edebiyat dünyasını nasıl ters köşe edebilir, bunun yanitidir "vergilius'un ölümü".
    5- tüm bu "edebi" ve "teknik" analizleri bir kenara bırakıp asıl söylemek istediklerime geçiyorum. kitap en zor okunan kitaplar arasında ilk üçte gösteriliyor. ben dört defa bitirdim. çok ağır bölümleri var evet, ama bana defalarca kitabı okutturan şu oldu: broch satır aralarında hayata dair müthiş cikarimlar yapıyor, her cümlesi üzerinde çok düşünmüş olmalı, derin bir bilgelik var kitapta, vergilius'a öyle şeyler söylettiriyor ki mest oluyor insan.
    "ve her şey, gereklilik doğrultusunda cereyan etmişti"
    ....
    "çünkü her kim ki arkasında bırakmıştır korkunun ilk büyük kapısını, o insan yeni ve daha büyük bir bilinmez in ön avlusu tarafından kuşatılmış demektir"
    ....
    "çünkü insan, bilmek ihtiyacindadir her şeyin bosunaligini"
    ....
    "saturnus'un donencesinden kurtulmuş, kendi kulak verişinin sabirsizligindan kurtulmuş olan insan, kendisine uzanan yolu kendi başına bulmuş olan, yeniden dogrulmus ve yukarılara doğru gelişen insandır, ve onun sandali artık sadece kurekleri içeri çekilmiş olarak armağan edilmiş bir zaman denizinde hafiften ve hiçbir beklentisi olmaksızın, sanki rastlantılardan özgür kılınmış son gerçekliğin kıyılarına varış hemen biraz sonraymışçasına, kayıp gider; çünkü her kim ki arkasında bırakmıştır korkunun ilk büyük kapısını, o, ayak basabilmis demektir gerçeğin ön-avlusuna"
    ....
    sabırla okunursa öğreneceğimiz çok şey var bu kitaptan.
  4. broch'un vergilius'u hakkında bir şeyler düşünebilmek için kitabın yazıldığı yıllara bakmak gerekiyor. vergilius'un 18 saatine tırmandığımız bu yolculuk -bana kalırsa- broch'un 2. dünya savaşı yıllarında maruz kaldığı kara yazgının yerilmesi ve bu yerginin şiddeti ile sanata, ölüme, iktidara, sanatçıya, özlemlere ve geleceğe yönelik pek çok sorgulama biçimi taşıdığını görüyoruz; ancak bu sorgulamalar iskeletinin biriktiği yığın, şairin varoluşa dair sorularının zemininde yer almasıyla bütüne erişiyor. kitabın kasvetli havasının ağır akışında, özne olan vergilius'un hem kendine hem de baskıya karşı aradığı yanıtlar ve oluşturduğu sorular göze çarpar. fakat kitabın özellikle ilk bölümü, kurgunun roma'sının sahip olduğu ihtişamdan, broch'un yalın gerçeğine ve 2. dünya savaşı yıllarının bir sanatçıda yarattığı korku ve öfkenin bir temsili olarak göze çarpıyor. iletişim teorisiyle az çok ilgilenenler kitle davranışlarının ne biçimlerle ifade kazanacağını bilirler. kitlelerin derinlikten uzak ve eleştiriye tahammülsüz davranışları, gemiden iner inmez şairin yaşadığı ilk ürpertileri soluğunda üretir. kitle onulmaz biçimde her yerde oluşabiliyor, sokağı geçelim; şuan cansız nefes üflediğim yazının görünür kılınacağı bu mecra da amansız oluşumunun barınaklarından. aklı selim herkesin duyması gerektiği kitle korkusu, broch'un savaş döneminde gerçekleştirdiği bu edebiyat ibadetinin ilk 100 sayfasında sürekli dile getiriliyor.

    der tod des vergil sanatçı ve eserinin ikili alışverişine iktidar ve hamiyi de ekler. etkiye girenin yeşerttiği üretimin sanat üretimi gayesi taşıdığı kadar, konumunu koruma güdüsüyle de gerçekleştirdiğini gösteriyor. ilk bölümde imparatorluk donanmasını karşılayan halk kitlesi yırtıcılığının vergilius'da yarattığı tahribat, yer yer truva yangınının küllerini taşıyan rüzgarın, edebi özlemine taşıyor şairi. vergilius, ölümün kışkırtıcı iklimine hastalıkla alışacaktır.

    kitabın ikinci bölümü ise şairin monologlarıyla varoluşun bütününe dokunacaktır. şiirinin, ölüme dair bir anıştırma olduğunu hasta yatağında keşfeden vergilius, varoluşa dair yanıtsız kalan her soruya bilginin imkansızlığıyla kavuştuğunu fark eder. bir okur için zorlayıcı olan bu uzun monolog zinciri ölüme uzanan bir adamın son yolculuğuna fiziksel ve ruhsal hazırlanışını içeriyor. sanat ve yaklaşan ölümün felsefi arayışında kabuğu kırılan geçmiş hayaletlerin ziyaretine böylece kucak açar şair. nitekim bu bölümde taşradan kendine akseden tartışmalar ve ardından yaşanan ölüm başyapıtını yaktırma isteğini uyandıracaktır vergilius'da.

    sezar augustus ile eseri üzerine yaşadığı tartışmalar sanatçının kendi hesabına yaşadığı çıkmazda konuşlanıyor. şair, aenasadlı yapıtında aslında romalıları anlatmadığı, onların yalnızca ruhları ve onurlarını yücelttiğini düşünürken, davranışının sebebi nihayete erdiremediği eseri üzerindeki başarısızlığı kaldıramayacak sanatçı refleksinin ötesindedir. vergilius, arkadaşları ve sezar augustus ile yaşadığı tartışmalarda basitçe, anlaşılmak istemektedir. sanatının övgüye mazhar kılınan bulutunda vergilius kendi varoluş anlamsızlığı ile sanatının hiç bir şeyi değiştiremeyeceğini keşfetmiştir. sanat bir şeyleri değiştirebilmekten hep uzaktır, böyle bir iddiası olmamalıdır; sanat uçurumun kenarında size gösteri sunan o manzaradır, karşıya geçmeniz için uzatılan sırık ya da merdiven değildir. tüm bu anlamsızlıkların yanında arkadaşları ve sezar ile yaşadığı tartışmalar da; şiirinin roma üzerine bir mit kimliğiyle oturması ve dizelerinin artık roma'nın gereksinim duyduğu hücrelere dönüştüğünü savunabiliriz.

    vergilius'un acısı yalnızca şiirinin kendi estetik algısından çıkıp, anlamsızlığı içerisinde başkalarının idealleri uğruna hedefi bulmasıdır.

    nitekim sanatçı ve iktidar çatışmasının kusursuz uzun cümlelerle işlendiği bir fırtına bulutuydu broch'un eseri. iki sayfayı aşan cümleleri okumaktan hiç bu kadar tat almamıştım. kuşkusuz vergilius'u ürküten ölümlülüğe onu hiç sokmadan bir defa daha ölümsüz kılmış broch; bu şaheserle kendisini de.