• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.33)
victoria - sebastian schipper
ispanya'dan berlin'e kısa süre önce taşınan victoria, bir kafede çalışmaktadır. henüz almanca öğrenememiştir ve şehirde kimseyi tanımamaktadır. eğlenmeye gittiği bir kulüpten sabaha karşı çıkarken 4 gençle tanışır. 4 adam, victoria'ya şehri gezdirmeyi önerir, o da kabul eder. küçük bir marketten alkol çalarak başlayan eğlenceleri, saatler geçtikçe çok daha gerilimli saatlere ve daha büyük suçlara evrilecektir.
  1. 2015 uluslararası berlin film festivali’nde en iyi görüntü yönetimi de dahil olmak üzere 3 ödül birden aldı film. 140 dakikalık tek bir planda başlayıp biten filmin görüntü yönetmeni sturla brandth grøvlen, gümüş ayı ödülüne layık görüldü.

    sebastian schipper'ın yönetmenliğini üstlendiği bu son derece önemli sinemasal deneyimin başrollerini ise laia costa, frederick lau ve franz rogowski paylaşıyor.

    2015 yılının en ilgi çekici filmlerinden olduğu söyleniyor.
  2. tek şehir, tek gece, tek kadın, tek kamera, tek plan. tüm figürleriyle birlikte kenti hem kulis hem de sahne bellemiş 140 dakikalık zaman atlamasız tiyatro.

    riskten arınmış ideal büyük kentli yaşamı için sıra dışı olmasına rağmen filmlerde görebileceğimiz olağanlıkta kurgu.

    teknik anlamda çok zor ve üst düzey bir iş. müthiş bir planlama. kameramanın ve görüntü yönetmenin ellerinden öpmek lazım. aksiyonlu bir kamera kullanımı olmasına rağmen kadrajdan yansıyan sanata büyük özen gösterilmiş.

    benzer idealle çekilen russkiy kovcheg, ermitaj müzesi gibi nispeten izole bir mekanda performans sergileyen binlerce oyuncunun aylarca provasının ürünü. victoria ise o kadar cesur ki kentin yaşayan bir bölümü kendine film seti olarak tanımlamış. üstüne ne oyunculukta ne de çekimde hata payı bırakmayarak filmi tek bir planda çekmeye girişmiş. o kadar gergin ve heyecanlı ki, filmin akışını bırakıp kameraman ve set ekibi için endişeleniyorsun.

    iki filmin çekim tekniği benzerlik gösterse de aralarında bariz bir fark var. russkiy kovcheg'de first-person, victoria'da ise third-person kamera kullanılmış. first-person kameranın bende bıraktığı tat çok başka. görüntüye atanan karakter, izleyici ve film arasındaki bağı güçlendirerek interaktif bir düzlem sağlıyor. sanki sen konuşuyor, yürüyor, bakıyor, görüyorsun...

    hikaye, gün doğumundan önce başlayıp hemen sonra sona eriyor. gök kürenin renklerini cömertçe sergilediği, siyahın parlament maviye, kızılın boza aktığı günün en şölenli saat dilimi. böylesi film için akılcı bir tercih. günün ilk ışıkları birçok gececi için çan sesidir. duyulduğunda, gecenin karanlığında hortlamış figürler ya bir yere dağılır ya da bulundukları delikte tünerler. öyle bir zaman dilimi ki; zevkin tükettiği oksijen ile ciğer açan sabah aynı kaldırımdadır.

    provasız kusuru kendi içinde doğallığı getiren oyunculuklara takdirin tavan yaptığı piyano sahnesi, filmin klasik bir kurgu ile vermek istediği güven ve samimiyet temalı mesajı da içinde barındırıyor.

    !---- spoiler ----!
    konservatuvarda hayatın ve arkadaşların yoktur. etrafta çok fazla arkadaş vardır ama herhangi biri gibidirler. gerçek arkadaşın değillerdir. düşman gibidirler. çünkü seninle aynı hayal için savaşıyorlardır.

    eğitmenimiz gerçek bir piyanist olanın zor olduğunu, yüzde doksanımızın orada zaman kaybettiğini söylerdi. herkes gibi ben de diğerlerinin başarısız olmasını diliyordum. böylece piyanist olmak için daha çok fırsata sahip olacaktım.
    !---- spoiler ----!

    son dönemlerde yükselişe geçen alman sineması'nın beyaz perdeye bıraktığı yenilikçi, cesur ve nitelikli bir eser.
  3. akşam özel bir televizyon şirketinin kanalında rastladığım uykumu 2 saat ertelememe neden olan film. sanırım kamera açısı ve oyunculardaki doğallık filmin içine girmeme sebep olan şeyler.film sonuna kadar tahminlerimin dışında ilerledi.
  4. sanırsam 2015 yılında çekilmiş olan filmler arasında en çok etkilendiğim filmdir. plan sekansın çok iyi bir örneğidir, hatta o kadar iyi bir örneğidir ki sinema ödüllerinde artık en iyi kameraman dalının konulmasına gerekçe gösterilebilinir. ayrıca laia costa ablamızı tanımış olduk sayesinde.
  5. yönetmenlik, oyunculuklar, görüntü yönetmenliği üst düzey olsa da senaryosu sıkıntılı olan filmdir. fakat senaryonun birkaç sayfadan ibaret olduğunu, oyuncuların doğaçlama yaptıklarını akılda tutarsak bu durumun bilinçli bir tutum olduğunu söyleyebiliriz.

    yine de eleştireceğim noktalara gelirsek:

    !---- spoiler ----!

    berlin'de laia costa'nın oynadığı karakterin üç ay geçirip de yalnız kalma gibi bir ihtimali yok. ingilizce'nin anadil sayılabileceği bir şehir berlin.

    öte yandan istisnalar olsa da kaide odur ki batı avrupa insanı gölgesinden dahi korkar. ortalama bir batı avrupa insanı için devlete ve ab kurumlarına, dolayısıyla hukuka güven hat safhadadır. sisteme duyulan karşılıklı güven bireysel ilişkilerin önemini azaltır.

    dolayısıyla "senin için kendimi feda ederim kardeşim benim" gibi bir durum çok zor. hele ki aynı gece tanıştığı serseri kılıklı adamlar için kendini tehlikeye atacak insan uçuk bir fikir. tamam kız ispanyol da, enteresan hikaye yazacağız diye vur deyince öldürmüşler.

    ayrıca polislerin arabayı bulmasından sonra dört kişinin beraber durması kadar moronca bir şey olamaz. soygun muhabbeti başlı başına rezalet zaten, ikinci izleyişimde otoparktaki "soygun antremanına" gülmeye başladım o neydi abi?

    son olarak sabahın 7'si 8'i öyle ölü saatler değil ki kız çenesinde kan lekesi elinde para dolu torbayla bir allaan kuluna rastlamadan paçayı kurtarsın rahat rahat.

    tüm bunlara rağmen soygun sonrası parti sahnesi gördüğüm en iyi sahnelerden biriydi belirtmeden geçmeyeyim.

    !---- spoiler ----!

    film güzel, sürükleyici fakat dediğim gibi senaryo biraz da bilinçli olarak es geçilmiş. not olarak, film bittiğinde ekrana gelen ilk ismin kameraman olması da çok güzel bir jest olmuş.
    pinot