• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (10.00)
violette - martin provost
birinci dünya savaşı sıralarında evlilik dışı bir ilişki sonucu dünyaya gelir violette leduc. savaşın gölgesinde zor bir çocukluk geçiren violette'in gençliğiyse ikinci dünya savaşı'na rastlar ve yaşam koşulları oldukça zorlaşır. bu sıralarda ünlü kadın yazar simone de beauvoir ile tanışır. violette de yazar olmak istemektedir ve bunun için büyük çaba sarf eder. ancak istediği başarıyı elde etmesi 1964 yılında kendi anılarını yazdığı la bâtarde / piç ile gerçekleşir. kürtaj, kadın cinselliği gibi konuları dürüstçe ele aldığı romanlarında eşcinsellik, savaş sonrası toplum ve özgürlük harmanlanır. filmde violette'in yazar olma süreci, simonne de beauvoir ile olan yakınlaşması ve hayatının dönüm noktaları ele alınıyor.
  1. Film, Fransız yazar violette Leduc’un ünlü romanı Piç’i (La Bâtarde) yazana kadar geçirdiği, edebiyat serüvenini işliyor ve hayatını bölümler şeklinde ele alıyor ki her bölümün adı Leduc’un hayatına giren ve hayatının o bölümünü etkisi altına almış kişiyle adlandırılmış.

    violette leduc yalnız bir kadın. yalnızlık sözcüğünün bildiğimiz ya da bilmediğimiz her anlamıyla yalnız bir kadın. zor bir çocukluk ve genel anlamda zor bir hayat geçirmiş. annesiyle yaşadığı bitmez tükenmez çelişkiler sebebiyle (bu tamamen kişisel fikrim) anne olmayı reddetmiş, hayatla ve varoluşuyla kavgası ölene kadar bitmemiş. evet tam bu sebeple çok kırılgan ve ilişkilerini bağımlılık üzerinden kurabilmiş bir kadın ama yazdıklarıyla bir dönem edebiyat dünyasını, feminist hareketi sert bir şekilde sarsmış bir kadın aynı zamanda. Simone de Beauvoir yeteneğini fark edip himayesi altına aldığında, edebiyatta o zamana kadar hiçbir kadının o denli cüretkar bir şekilde yazmadığı kadın cinselliği, kürtaj ve lezbiyen ilişkiler gibi tabu konuları kalemine taşımış cüretinin farkında olmayan feminist bir yazar. kitapları bu yüzden doğrudan ve dolaylı sansüre uğramış ta ki piç kitabıyla sağladığı olağanüstü başarı sonucu artık ciddiye almamanın olanaksız hale gelmiş olmasına kadar.

    dedim ya varoluşsal çatışmaları hiç tükenmemiş violette'in. annesiyle arasında geçen bir diyalog bunun güzel bir örneği:

    !---- spoiler ----!

    - sadece sus, ilk ve son kez sus. sadece sus

    - neden kızıyorsun? ben sana ne yaptım?

    - beni doğurdun. problem bu. beni hiç istemedin. babam da başkaları da. ben bir piçim. problem bu işte. kimse beni istemiyor. kimse beni istemiyor.

    !---- spoiler ----!

    iniş çıkışları, ağlama krizleri ve fütursuz halleriyle violette rolünde Emmanuelle Devos muhteşem. ama buzdağı kadar soğuk, mesafeli ancak bir o kadar da anlaşıylı ve cesur Simone de Beauvoir rolünde Sandrine Kiberlain de çok başarılı. belki kısaca yönetmen martin provost'tan da söz etmeliyim. izlediğim ikinci filmi. ilki harika bir kadın hikayesi idi yine: Séraphine. sevdiğim yönetmenler arasında yerini aldı bile bu iki filmiyle.

    !---- spoiler ----!

    ölmekten korkuyorum ve yaşadığım için üzülüyorum.

    !---- spoiler ----!

    (bkz: seraphine - martin provost)