• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.67)
vişnenin cinsiyeti - jeanette winterson
17. yüzyıl ingiltere'si olan ya da olmayan, fantastik bir dünyada thames nehri'nde bir bebek bulunur. jordan adındaki bu bebek, köpek kadın tarafından kurtarılır ve büyüyüp dünyayı gezmeye başlar; ama maceralarında karşılaştığı tuhaflıklar kendi zihninin ürünüdür. vişnenin cinsiyeti, hayal gücüne yazılmış bir güzellemedir. olup bitenler arasındaki boşlukları ve o boşluklar arasındaki tanımlanmayan zamanları dert edinen, zamanla derdi olan, okumanın bize okumamaktan daha çok zaman kazandıracağını öğütleyen bir eser; özlemi çekilen, hayali kurulan şeylere dair, katı cisimlerden oluşmuş dünyaya bir meydan okumadır. bizi bir içsel yolculuktan diğerine taşırken, zamanın ve belleğin doğası üzerine de baş döndürücü sorgulamalara götürür. jeanette winterson, tarih ve gerçeklik, aşk ve cinsellik, yalan ve gerçek gibi kavramların algılanışı üzerinden oyunlar oynayarak ustalıkla kaleme aldığı vişnenin cinsiyeti'nde on iki prensesin hikâyesini anlatır; bu prensesler sonsuza kadar mutlu yaşamışlardır ama kocalarıyla değil...(tanıtım bülteninden) (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. koca bir şehrin uzay boşluğunda, sandal gibi küreklerle çeke çeke göktaşlarından kaçırılarak seyahet ettirildiği bir garip roman.

    -dans eden oniki prensesin öyküsü'nden-
    evlendiğimizin hemen ertesinde kocam beni tanıdığım herkesten uzak bir yere, aile malikânesine götürdü. bana bir can yoldaşı bir de kütüphane vaadetti ama gündüzleri kendisini kesinlikle rahatsız etmememi tembihledi. akşamları, yemek sırasında bir iki saat görürdüm onu. çok az yemek yerdi. yatağıma yaklaşmak konusunda ise hiç acelesi yoktu.
    gündüzleri ne yaptığını sordum ona, yaradılış sorunları üzerine kafa yorduğunu söyledi. bu tür bir uğraşın biraz zaman alacağına inandığımdan, normal yaşamın kurallarını unutmaya alıştırmaya çalıştım kendimi.
    bir gece, benim vurduğum bir güvercini yiyorduk ki, kocam ayağa kalktı ve şöyle dedi: 'içinde yaban hayvanlarının yaşadığı kara bir kule var. kulede ne kapı ne de pencere bulunuyor. kimsenin girmesine, çıkmasına izin yok. kulenin en tepesinde bir kafes var.. kafesin parmaklıkları kemikten. bu kafesin içindeki tutsak ruh güneşi görmeye çalışıyor. o kule benim bedenim, kafes ise kafatasım. rahatlamak için türkü çağıran ruh ise benim, kendim. ama rahatlayamıyorum. yapayalnızım. öldür beni.'
    dediğini yaptım. kafatasını gümüş bir şamdanla kırdım. yalak odunu ateşe attığınızda duyduğunuz 'tısssss’ sesini duydum. kapılan açtım, cesedi çeke çek açık havaya çıkardım. açık havaya çıkınca uçup gitti.
    arada bir hâlâ görüyorum onu. ama uzaktan.