• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.50)
werckmeister harmoniak - bela tarr
bela tarr'ın 2000 yapımı filmi karanlık armoniler. filmde sakin bir macar kasabasına sirk geliyor ve sessiz sakin hayat kıpırdamaya başlıyor. bir kamyonun içinde halka gösterilmeye getirilen ''ölü bir balina'' ve ''prens'' lakaplı bir adam. isyana ve anarşiye dönüşmek için bir kıvılcım bekleyen ''halk'' . ve ''kapkaranlık'' armonilerle dolu upuzun bir film.
  1. eşsiz plansekanslara sahip ve amacı itibariyle hayattan bıktırıcı derecede bunaltıcı bir etki yaratan, gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerden biri olan bela tarr'n mükemmel filmi. müzik,renk ve ses kullanımı sinematografik olarak bir baş yapıt niteliğindedir.

    !---- spoiler ----!

    girişteki yanan sobadan uzaklaşma sahnesi, sondaki balina sahnesi ve hastane plansekansı muhteşemdir.



    '''yapım halinde olan her şeyin yarısı tamamlanmıştır. harabede ise her şey tamdır.düşündükleri saçma! düşünüyorlar çünkü korkaklar.''

    !---- spoiler ----!
  2. bir bela tarr filmi. "turin horse" ile tanışıp hakkında kesin bir karar veremediğim macar yönetmen. izlediğim iki filmden tarr hakkında çıkarımda bulunmam gerekirse şunları söylemem yerinde olur: öncelikle film siyah-beyaz olacak. filme uzun süren ve ağır akışlı planlar hakim olacak. yani nuri bilge ceylan'ın elmasına laf edenler bu filmin yakınından dahi geçmesinler. daha sonra, net bir şekilde belirgin olay örgüsü ve tema beklemeyin. filmde kısa konuşmalar pek yer etmiyor; ya hiç konuşulmuyor ya da birisi konuşmaya başladı mı sustur susturabilirsen. film bittikten sonra "eee, ne anladık şimdi?" diyeceksiniz. evet, işin güzelliği burada yatıyor. tarr bize bir şeyler sunmuyor. yani, tarr'ın filmlerinde garson yok, her şey self-servis. filmi izleyeli üç gün oldu hala düşünüyorum şu neydi, bu neden böyle yapılmış diye. neyse. bu film özeline dönecek olursak sinemanın en iyi açılış sahnelerinden biriyle karşılıyoruz. daha sonra film klasik tarr filmlerine dönüşüyor. ne anlattığına değil nasıl anlatmaya çalıştığına yoğunlaşıyoruz. kameranın hareketleri, ışık kullanımı, sesler, müzikler... müzikler demişken, "mihaly vig", bu ismi unutmayın. müthiş bir müzisyen. sergio leone için ennio morricone, jeunet için yann tiersenn, kieslowski için preisner neyse tarr için de vig o anlama sahiptir. birbirine bütünler, birbirini zenginleştirir bu isimler. toparlayacak olursak: film izlemek için izlenecek bir film değil kesinlikle, sinemaya dair yeni şeyler yaşamak için izlenmelidir. en önemli şeyi unuttum: filmin sonlarna doğru bir hastane sahnesi var, işte o sahne tek başına tüm filmi temize çekmeye yetecek tesirde.