1. üzerine ölüm kadar söz söylenmez. kaderi de ölümün karşıtı sayılmaktır. insan varlığını öylesine ön plana koymuş bir yaratık ki hiçliğini içine sindiremiyor. şöyle bir başlıklara baktım da hayat veya yaşam üzerine yazılanlar ölüm üzerine yazılanlar kadar olsaydı neler değişirdi acaba.

    yaşam, iki bilinmeyen arasındaki çok bilinenli ama hesap edilemeyenli bir denklem. iki maruz kalınmışlık arasında bir maruz bırakma süreci. doğumla başlayan ölümle biten, bu sebepten ölümün zıttı olmayan kavram. varlığın bilinci ve hiçliğin bilinçdışıyla tahrip edildi yaşam. varolmayı yaşamak sananların köyünde hiçleşmek olarak algılanan ölümün zıttı addedildi. denklemini varlık üzerine kuranlar bilirler mi ki bilinmeyenleri bulunca oyun biter, problem biter, yaşam biter. ve her sorun, bilinmeyenden bilinen haline geldiğine geldiğini zannettiğinde bilir mi ki o çözülür, hiçleşir, yok olur. peki bu yaşam mıdır? bana kalırsa bu ancak yaşamı öldürmektir. peki zıttına dönüşebilen bir şey, aslında o şeyin zıttı mıdır gerçekten? bence değildir.

    yaşamı mekana hapsederek elde ettiğimiz şey, varlık. yaşam ise zamansal; yani mekansal olanların birbirine karşı konumlanmasıyla oluşan devinimin bir ürünü. yaşamı doğrudan mekansallaştırmak, varlık haline getirmek donuklaştırmaktır. donuklaşan, öngörülebilir hale gelen her şey, üzerinde hegemonya kurulabilir hal alır. doğumla ölüm arasında mekansallaştırılmış bir yaşam ancak iktidarın işine gelir. oysa yaşam, gerçekte her an'da, her şimdiki zamanda yeniden inşa olur. çünkü her an, geleceğin uçsuz bucaksız yumağından geçmişin ilmeğini ören bir tığdır. geçmişin yeknesak görüntüsüne geleceğin şekilsizliğinden parçalar katarak ilerleyen ve kendisi de bu ilerleyiş sırasında şekillenen bir yolculuk.

    velhasıl yaşamın ne olduğunu unuttuğumuzdan beri doğumla ölüm arasına sıkışmış varlıkların yaşantısıyız.
  2. hangisi gerçek?
    dışarıda kar yağıyor istasyona bakiyorum heryer bembeyaz ve gün yeni ağarmış, güneş daha doğmamış puslu bir mavi havada. günün en güzel saati. kar yüzüme çok keskin çarpıyor ardından ellerime düşen kar tanelerini inceliyorum ne kadar güzeller. istasyona bakıyorum, akıp giden ruhlar, hayatlar, hayaller, hayal kırıklıkları, ilk sevinçler, en derin hüzünler... hepsinin üzeri kapanmış, bembeyaz, pürüzsüz. bir kadın geçiyor, topuklu ayakkabısının sesi yankılanıyor boş istasyonda. yola çıkıyorum tüm beyaz ağaçlarımla.
  3. bugün (7.01.2017 cumartesi) doğum günüm, bundan daha iyi yaşam belirtisi olur mu?