• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.15)
Yazar tezer özlü
yaşamın ucuna yolculuk - tezer özlü
tezer özlü, bir başka kutupta kendisiyle aynı yazgıyı paylaşan oğuz atay gibi, beklenmedik bir anda edebiyatımızdan demir aldı. yazar ile sahici efsanesini birleştiren bu anlatı, hem yoğun bir vasiyetname niteliği taşıyor, hem de hayata ender görülen acılıkta bir perspektiften tanıklık ediyor.
  1. kotu manada soylemiyorum (yazari okumadigim icin) ancak bir kitap bir insani bu kadar intihara ve nedensiz daralmaya surukleyebilir.
    abrek
  2. kadın zaten 15 yaşında intihar müptelası olmuş muhterem cemaat, defaaten de kurtarılmış, hobi olmuş intihar etmek tezer hatun için. nasıl olsa kurtarırlar mantığıyla hayata meydan okuyor deli karı. zaten 42 yaşında falan herhalde tam hatırlamıyorum ölüyor.
  3. tezer özlü'nün fazlasıyla acılı ve derin dünyasının iç dökümü. o denli acılı ve derin ki; o derin acılar içinde dahi hala "yaşam belki de benim algıladığımdan daha acı" diye düşünüp, acısını derinleştiriyor tezer özlü. okumaktan farklı bir şeydi sanki bu kitapta yaşadığım. tüm o yolculuklar boyunca açıktan açığa ya da bir yerlere sinmiş olarak varlığını sürdüren kasvet, franz kafka'nın mezarını ziyaret ederken iyiden iyiye koyulaşıp, nihayet torino'da, cesare pavese'nin intihar ettiği kentte, o otel odasında doruk noktasına ulaştı. sanki tüm o kentleri ben gezdim, o tren yolculuklarını ben yaptım, o dayanılmaz diş ağrılarını ben çektim ve saatlerce uykuya teslim olmayı ben bekledim. okumaktan başka bir şeydi bu. o acılı, ama yine de lezzetli yolculuğu birlikte yapmaktı. can alıcı onca cümleleden bir kısmı:

    "yaşam özlemini doyuracak bir olgu mümkün mü?"

    "aynı dili konuşan iki kişi yok."

    "insan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. o denli doyumsuzdur. ve acısı da o denli büyük. yaşam acısı."

    "insanlar iyi giyimli. ama içlerinde soluk yok. soluk yok."

    "kendinden, birlikte yaşamanın bu denli güç olduğu kendinden kaçacaksın."

    " 'sen düşüncelerle yaşıyorsun, diğerleri gerçeklerle' " *

    " 'dünya nasıl olması gerekiyorsa öyle. kendi kendini kurtaramayanı hiç kimse kurtaramaz.' " *

    "her şey geçiyor. hiçbir şey geçmese de."

    " 'biz kendimizi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.' " *

    "hangi zorunluluk var olmayı bu denli güçleştiriyor. sözcükler. ve aynı anda her şey olmak: kadın, erkek, çocuk, yetişkin, deniz, güneş, gece, sabah, korku, cesaret, sonsuzluk, sınırlılık, karanlık, bulut, seven, sevilen, giden, duran, anlayan, anlamayan, doğan, doğmamış olan, var olan ve var olmayan bir hiç."

    "bir ülkenin zaferi, diğer ülkenin yenilgisi. zaferler de, yenilgiler de insan ölüleri üzerinden geçiyor."

    "az sonra sokaklar, ardından da gökyüzü kararacak, gece inecek, yalnızları daha yalnız, hastaları daha hasta kılmak için."

    " 'insanları öldüren kader, onları görebilmemiz ve gözlerimizi bu cesetlerle doldurabilmemiz için bizi de sorumlu kılıyor. korku, alışılagelmiş korku, kaçış değil. insan gerçeği kavradığı için utanıyor - işte gerçek önümüzde: her ceset sen, ben ya da biz olabiliriz. arada hiç fark yok. eğer yaşyorsak, bunu bir başkasının kirletilmiş cesedine borçluyuz. bu nedenle her savaş bir iç savaştır. her şehit, yaşayan canlıya benzer ve ondan ölümünün hesabını sorar.' " *

    "yaşam, belki de benim algıladığımdan daha acı."

    "insanın durmadan bir şey yemesinin gerekliliği dayanılır bir yük değil."

    "yaşlanmanın en acı olgusu insanın tüm dostlarını yitirmesi. geri kalan yalnız boşluklar. insan yalnız."

    "insan çoğu kez her şeyin son bulduğu duygusuna kapılıyor, oysa yaşamın sonsuzluğunu algılayabilmek için bile yeterli değil bir insan ömrü."

    "her zaman yabancı insanlar bize dostlarımızdan daha çok sunan, veren kişiler. öyleyse yaşamımızı neden yalnız yabancılar arasında geçirmiyoruz. hiçbir beklenti olmadan, hiçbir yük olmadan ya da insanın kendi kendine mutluluk dediği kısa anlardan yoksun. tüm duyguların en güzeli duygusuzluk, öyle bir duygusuzluk ki, insanın tüm dünyayı ve tüm insanları kucaklayabileceği duygusuzluğun duygusu"

    "çevresini şiire dönüştürmek için dünyaya gelmiş bir adam *, tabii silahla başkalarını öldüremez."

    "...artık edebiyatın içinde yaşamaktan kurtulmak için geldim. buraya varana dek, yaşamın yazından daha güçlü olduğunu sanır, yaşamdan hiçbir şey kaçırmak istemezdim. ama gene de edebiyatın içinde yaşamaktan kendimi sıyıramaz, bu ikilemin müthiş çelişkisi altında bunalırdım."

    "yazının yaşamdan daha canlı bir olgu olduğunu ve yaşamdan taşarak oluştuğunu burada kavrıyorum."

    "yazın kötümserlikten doğar."

    " ' yeryüzünün gözyaşları sonsuzdur. biri ağlamaya başladığında, bir başka yerde, bir başkasının gözyaşları diner.' " *

    "yeryüzünün öyküleri sonsuzdur. biri anlatmayı bitirdiğinde, bir başka yerde, bir başkası anlatmaya başlar."

    "yeryüzünün intiharları sonsuzdur. biri, bir yerde intihar ettiğinde, bir başkası intihar etmeye hazırlanıyordur. biri ölmeye başladığında, bir başka yerde yaşama başlıyordur diğeri."

    " ' bana gelince, kendimi buz parçası içindeki balık gibi duyuyorum.' " *

    " 've yaşam, yalnız rüzgar, yalnız gökyüzü, yalnız yapraklar ve yalnız hiç değil mi.' " *
  4. "artık gitmeyeceğim. nereden geldiğim sorusunu yanıtlamak istemiyorum. hiçbir yerden gelmiyorum. kendimden başka."

    herkes bir yerlerden geldiğini ve başka bir yerlere gideceğini söyleyip duruyor. oysa tek referans noktamız var: kendimiz
  5. sadece tezer'i değil kendimi de gördüğüm kitap. altını çizdiğim onlarca cümle, tekrar başa sardığım kelimeler. bir arkadaşımın cümlesi ile kendimi tanıdığım kadın, güzelim tezer.
    kendine fazla duyarlısın, demişti arkadaşım. tezer için kurduğum cümleyi bana söylemişti. belki de bu "hiçbir yerden gelmiyorum. kendimden başka" dan geliyordu.
    ve gariptir ki o hep ithaf edilen karanlık tablonun yanında tezer'e özgü aydınlıklar ve renkler görüyorum. bu kitapta da ama en çok da çocukluğun soğuk gecelerinde.
    tezer'in yolunu aradığı yazarlar gibi benim de ilerde onun yolunu aramam bu kitapla birleşti. geçtiği otel odaları, dokunduğu topraklar, ve "bizi saran sıcaklığın. soğuyan gecelerin. ve geceleri bürüyen yıldızların. iki insanın sarılarak geçirdiği bu sarsıntı özü olmalı evrenin. sonsuza dek varan, var eden, yaşatan, yaşamı ileri çağlara doğru devreden bu birleşme..." bu birleşmenin tadı.
    elbet, bir gün.
  6. “yolculuk ilginçtir. yaşamın sürekliliği içinde, başlı başına kesitler oluştururlar. dağlardan, deniz kıyılarından, kentlerden, gecelerden geçilir. insanlardan geçilir. ırmaklar görülür. insanlar görülür. kalabalık ya da bomboş istasyonlar belirir. sonra herhangi bir ormanla karşılaşırsın. belki birkaç gün önce geçtiğin bir orman. bir kent. ağaçların kızıl kahverengiliğini, yeşilliğini, çıplaklığını algılamış mıydım, diye sorarsın kendi kendine. yol kıyısında bir başına bir çocuk durur. büyük bir siyah şemsiye tutar elinde. yeşil, yün örgüsü bir başlık giymiştir. elinde gene yeşil, çırtlak yeşil bir plastik torba tutuyordur. yanı başında güttüğü iki koyun durur. çocuk, kendini bürüyen yalnızlığın, boşluğun bilincinde değildir. ve diğer dünyaların. her insanın oluşturduğu bir bütün dünyanın. sonra yol ilerler. dünyalara açılan yeni yaşamlardır yolculuklar.”
    rosa
  7. bu kitabı yalnızca sosyal paylaşım sitelerinde iki üç söz paylaşayım diye okumayın,
    bu kitabı yalnızca birilerinden aldığınız tavsiye ile okumuş olmak için okumayın,
    bu kitabı yalnızca laf olsun, sözü geçsin diye de okumayın.

    ne abarttın diyebilirsiniz belki ama tezer özlü bir var olma mücadelesi içinde sürekli yalpalayan ama bir o kadar da yazma gücü olan bir kadın.

    tezer özlü'yü anlayın, ona yaklaşın.
    sonuna geldiğiniz her cümle içerisinde o kadar hayat taşıyor ki. o yaşamın yalnızlığı, boşu boşunalığı ve acısı. o yaşam tezer özlü'nün değil sadece, birçoğumuzun yaşamını barındırıyor. herkesin ağzına doladığı kaçıp gitme arzusunu ve merak ettiği aslında bu yaşamın ucu nereye varıyor, nereye gidiyoruz biz sorusunu anlatıyor biraz da.
  8. çok fazla yazamayacağım.. gerek de yok bana kalırsa..

    kalp kırıklıklarının, umutsuzluğun, acının ve dönüşü olmayan hatıraların kitabı..

    masmavi deniz öte başınızda da, siz kıyıda ateş gibi kumların üzerinde öylesine yürüyerek yanıp pişiyormuşsunuz gibi..

    kül gibi..