1. ey uykulu savaşçı güzel, kumsalında güneş
    saçının altınında baygın suyu kaynatıyor
    ve günnüğü, düşman yanağında alnında güneş
    yakıp aşk içkisine gözyaşlarını da katıyor.

    sonsuz ve üzgün dinginlik, çıkıp bu ak alevden
    seni, ey ürkek öpücüklerim , şöyle söyletiyor:
    “ eski çölün ve mutlu palmiyelerin altında
    asla tek bir mumya olamayacağız, sen ve ben!”

    ama yapışkan ruhu titremeden boğduğumuz
    sana yabancı gelen bir hiçliğe doğduğumuz
    saçlarının suları ılık bir ırmaktır akan.

    tadacağım yaşlı düzgünü gözkapaklarından,
    taş ve göğün, kapısını çaldığın o yüreğe,
    duygusuzluğunu sürme verebilir mi diye.