1. bir ülkede konuşulan ağızlardan birinin yazılı anlatımlar için kabul edilmiş biçimidir. "ölçünlü dil", "standart dil" olarak da belirtilir. dünyada konuşulan dillerden bazıları, tarihten bugüne dek yazılı kullanıma da girmiş, zamanla gelişerek yazı dili olmuştur. söz konusu yazı dilinin dışında, dünya dillerinin ağızları, "konuşma dilleri" de vardır.

    ülkemizde yazı dili istanbul ağzıdır. konuşma dilinde bu ağızlar değişir. farklı bölgelerde ve yörelerde farklı lehçeler gelişmiştir. bunlar konuşma dilinin zenginlikleridir; fakat konuşulan dil yazılmaya kalkıldığında yazı dili tektir. bu anlamda (bkz: dahi anlamındaki de) kullanımı ile iyelik ekleri, bağlaçlar ve noktalama işaretlerinin kullanımları yazı dili için önem arz eder. her dil konuşulduğu gibi yazılmayabilir; fakat güzel türkçemiz konuşulduğu gibi yazılan dillere en yakın olan dildir.

    iletişim için birincil bağlaçlardan olan dilin önemi özellikle teknoloji ilerledikçe daha da artmaktadır. çünkü; gelişen teknoloji farklı dillerin kaynaşmasını da sağlamaktadır. bu dillere hakim olmak için kendi dilini iyi bilmek gerekir ki bu konuda ayrıntılı bir görüş bildirmiştim.

    özellikle kitlelerin ulaşımına açık ortamlarda dilin kullanımında hassas davranmak gerekmektedir. çok temel dil bilgisi kurallarından yoksun kullanıcılar yüzünden anlamsız bir yazı dili ortaya çıkmaktadır ki bu ömürsüz dil çok da kısa süre sonra konuşma dilinde tezahür etmektedir. bu ve benzer yanlışların düzeltilmesi için eğitimin yanında anlayışın da bir ihtiyaç olduğu kanısındayım. "anlayış" meselesi de "ahlak" konusunun bir alt kümesi gibidir. anlayış sahibi olmayan bireyi eğitmek kolay olmayacaktır. bu da ahlak sahibi olmanın eğitimi daha da kolaylaştırıp yaygınlaştıracağı anlamına gelebilir. sadece "eğitim şart abi" ya da "işte hep bunlar eğitimsizlikten" demek yapıcı değildir kanımca.

    yazı dilinde güçlü olmak yazar, şair gibi edebi karakter sahibi olmak anlamına gelir ki bu da konuşma dili ile yazı dilinin ne kadar farklı olduğunun bir kanıtıdır. konuştuğu vakit pek anlam ifade etmeyen birçok şahsiyet (bkz: yılmaz özdil) yazmaya kalktığında etkileyici bir tavra sahip olabilmektedirler. diğer taraftan beden dilini konuşma dili ile birlikte kullanabilen konuşmacılar için yazı dilinde anlaşılamamak (bkz: orhan ayhan) çok doğal karşılanabilir. benzer bir durum duygularını yazarak ifade etmeye çalışırken yaşanabilir. çok sevinçli bir duyguyu ifade etmek için kaleme alınmış bir yazı okuyucunun antipatisini kazanabilir. bu durum sadece zayıf yazı dilinin bir sonucu olarak kabul edilmemelidir. okuyucunun da edebi yaklaşımı yazıya değer katacaktır.

    ülkemizde kitap okuma oranının düşük olması şaşılacak bir istatistik değildir kanımca. henüz birbirleriyle iletişim kurmakta zorlanan insanların kitap okumuyor olmaları beklenen bir sonuçtur. duygusal bir millet olmamız tüm ilişkimizi göz teması ile sağlamak zorunda olmamızı gerektirmez. ya da tek kelime ile bir sayfalık bir anlam çıkarmak zorunda da değilizdir; fakat beklenti budur.

    ön yargılarımız iletişimimizin bir parçasıdır ve yazı dili için de bu geçerlidir. aynı kitap farklı ruh hallerinde farklı çıktılarla sonuçlanacaktır. bu yüzden kütüphanedeki kitaplar birden fazla kez okunmalıdırlar.

    (bkz: konuşma dili)