1. ismet özelin muşta askerken ataol behramoğluna yanıt olarak yazdığı harika şiir şairlerin arasında geçen mektuplaşma "ataol kardeşim, gönderdiğin şiiri*aldım. sana bu mektupla birlikte bir de ben gönderiyorum. bir aydır ortaya dökemediğim şiir senin durumun ve soluğunla canlanmak şansına erdi. şiirin türk edebiyatına getirilmekte olan yeni havanın çok iyi bir örneği. dürüst, net ve etkili. özde ayrıldığımız noktalar varsa bu kendi şiirimde ortaya konmuştur sanırım.
    niyetim, bu ikisini aynı sayıda ardarda basılmak üzere memet fuat'a göndermek. buna itirazın olacağını sanmıyorum. çünkü ikimizin de şimdilik yayın aracı bu. dileğim bu iki devrimci şairin istanbul dünyasını biraz yerinden etmesidir. durum, dayanışma ve yaratılan yeni sanat bakımından. sen terhis olur olmaz iyi bir çalışma ortamına girebileceksin. ben de aynı ruhu taşıyorum.
    gitgide özgürlüğün elde tutulmasıyla birlikte amaç birliğine dayanan ortak bir şiir yazımına girişeceğiz.
    kötü günler yaşanıyor dostum, ama bu günler geçiliyor da. önemli olan çekilen acılar değil elbet, acıların altedilmesi değerlidir. üzgün ve hüzünlü olabilirsin. ama şiir yazmak ve çeviri yapmakla gösterdiğin direnç benim gözümde övülmeye değer.
    seni yürekle kutlarım. bir fırsatı olsa seni görmeğe gelecektim. ama köprü yıkılmış, yol uzamış bir günde gidilip gelinemiyor.
    sevgiyle, heyecanla...

    ismet özel
    muş, 16 nisan 1969

    ismet özelden yıkılma sakın şiirinin öyküsü

    o sırada ataol, trabzon’dan malazgirt’e sürgün ve hapis gitmişti. ve elden, bana yıkılma sakın adlı şiirini gönderdi. askerdi, yedek subay. bir subaya karşı gelmekten hapsedilmişti. muş’a gelen malazgirtli orhan adlı bir çocuk, ataol’un şiirini getirdi bana. ben de ona bir şiirle cevap vereyim dedim. ama nasıl yapacağım? hem askerlik hem şiir olmuyor? hemen bir formül buldum. diş çektirene üç gün istirahat veriyorlardı. ağzımda da diş gökleri vardı. dişçiye çıktım, üç diş kökü aldırdım ve üç gün istirahat aldım. üç gün uğraştım, didindim, ama şiir bitmedi. bitmeyince gene dişçiye çıktım, dedim ki “şu dişleri çek.” çürük olan ama tedaviyle kurtarılabilecek olan iki dişimi çektirdim. dolayısıyla üç gün daha dinlenme imkanı doğdu ve altı gün içinde şiiri bitirdim.

    kaynak: http://www.ismetozel.org/…news&file=article&sid=372
    yıkılma sakın (*)

    kötü şey uzakta olmak
    dostlarından, sevdiğin kadından
    yasaklanmak bütün yaşantılara
    seni tamamlayan, arındıran
    kapatıldığın dört duvar arasında
    sağlıklı, genç bir adam olarak

    neler gelmez ki insanın aklına
    sevinçli, özgür günlere dair
    kalmıştır yüzlerce yıl uzakta
    onunla ilk kez öpüştüğün şehir
    acı, zehir zemberek bir hüzün
    kalbinden gırtlağına doğru yükselir

    görüyorsun işte küçük adamları
    köhnemiş silahlarıyla saldıran sana
    kimi tutsak düşmüş kendi dünyasına
    kimisi düpedüz halk düşmanı
    diren öyleyse, diren, yılma
    yürüt daha bir inatla kavganı

    babeuf'u hatırla, nazım hikmet'i
    bir umut ateşi gibi parlayan zindanlarda
    hatırla danko'nun tutuşan kalbini
    karanlıkları yırtmak arzusuyla
    ve faşizme karşı, zulme, zorbalığa
    düşün acılar içinde vuruşan kardeşleri

    kötü şey uzakta olmak
    dostlarından, sevdiğin kadından
    yasaklanmak bütün yaşantılara
    seni tamamlayan, arındıran
    ama bir devrimciyi haklı kılan
    biraz da acılardır unutma

    yıkılma sakın geçerken günler
    yaralayarak gençliğini
    onurlu, güzel geleceklerin
    biziz habercileri düşün ki
    ve halkın bağrında bir inci gibi
    büyüyüp gelişmektedir zafer.
    yıkılma sakın(*)

    sana durlanmış kelimeler getireceğim
    pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler
    kelimeler, bazıları tüyden bazısı demir
    seni çünkü dik tutacak bilirim
    kabzenin, çekicin ve divitin
    tutulduğu yerden parlayan şiir.

    zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî
    acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı
    sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin
    çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı.
    her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan
    acılar bile duymadım kof yürekler önünde
    beynim her sabah devrimcinin beyniydi
    ayaklarım donukladı gelgelelim
    sağlığın yerinde mi?

    yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor
    halkın doğurgan dünyasına dalmakla
    onların güneşe çarpan sesini anlamayan
    dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri
    seyir bile edemezken içimizdeki şenliği
    yılgı yanımıza yanaşamazken
    bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat
    yıkılmak elinde mi?
    boşuna mı sokuldu bankalara
    petrol borularına kundak
    kurşun işçinin boynunu boşuna mı örseledi
    varsın zindanların uğultusu vursun kulaklarımıza
    yaşamak
    bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki.

    bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere
    ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına
    yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir
    ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana
    öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar
    sevgiyle hatırlansa bile hatta.

    köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim
    bütün devrimcilerin çektikleri
    biliriz dünyadaki yorgunluk habire mızraklanır
    dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki
    pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak
    ama budandıkça fışkıran da bizleriz
    ölüyoruz, demek ki yaşanılacak.

    kaynak(ekşi,uludağ,hayat)
  2. sana durlanmış kelimeler getireceğim
    pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler
    kelimeler, bazısı tüyden bazısı demir
    seni çünkü dik tutacak bilirim
    kabzenin, çekicin ve divitin
    tutulduğu yerden parlayan şiir.

    zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî
    acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı
    sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin
    çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı.
    her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan
    acılar bile duymadım kof yürekler önünde
    beynim her sabah devrimcinin beyniydi
    ayaklarım donukladı gelgelelim
    sağlığın yerinde mi?

    yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor
    halkın doğurgan dünyasına dalmakla
    onların güneşe çarpan sesini anlamayan
    dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri
    seyir bile edemezken içimizdeki şenliği
    yılgı yanımıza yanaşmazken
    bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat
    yıkılmak elinde mi?
    boşuna mı sokuldu bankalara
    petrol borularına kundak
    kurşun işçinin böğrünü boşuna mı örseledi
    varsın zındanların uğultusu vursun kulaklarımıza
    yaşamak
    bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki.
    bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere
    ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına
    yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir
    ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana
    öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar
    sevgiyle hatırlansa bile hatta.

    köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim
    bütün devrimcilerin çektikleri
    biliriz dünyadaki yorgunluk habire mızraklanır
    dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki
    pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak
    ama budandıkça fışkıran da bizleriz
    ölüyoruz, demek ki yaşanılacak...