1. belki birileri gününe dair bir şeyleri buraya bırakmak ister
  2. bugün derse gidicekken evimin önünde eski bir arkadaşımla karşılaştım. hazır biraz boş vakit varken evimin oralarda yemek yedik sohbet ettik sonra derse gitme vaktim geldi. hava da o kadar yağmurlu ve soğuk ki. yemekten kalktık derse gitmem gerekirken doğruca arka sokaktaki evime döndüm. tüm gün yattım tv izledim tembellik yaptım. bugünde böyle geçti...
  3. bugün de ölmedim, günlük ve bir kez daha anladım ki insan gerçekten kolay ölemiyor
    her zamanki gibi öğlen kalkmış, kahvaltı ediyordum; başıma bir ağrı saplandı ama bir gece önceden içtiğim sıcak şaraba -gerçekten sıcak şarap değil, oda sıcaklığında ısınmış şarap- verdim ağrıyı. sonra ağrı şiddetlendi; hemen bir majezik attım ağzıma, ama nasıl küfrediyorum kendime; ısıtılmayan alkollü içecekleri sıcak içersen böyle olur, diye! derken üşüme de gelmez mi!? ankara sanırım +25lerde; ben mart'ta tshirt giyen insanım, hırka üstüne hırka üstüne battaniye derken ağrıdan ağlamaya başladım. baktım olmayacak eczaneye attım kendimi:
    ateş ölçüyor musunuz diye. kadın, bir ölçtü 32! tanrım dedim, cesetten halliceyim. bir daha ölçtük, 35; e iyi, diyor; tatmin olmadım tabii, bu sefer de acile. önüne gelenle kavga eden dr. sanırım bana acıdı, nöbet değişimi beklemeden muayene oldum. adama reglin ilk günü diyorum; pardon, diyor. hastayım, deyince anladı neyse ki... ulan koskoca doktorsun nasıl bilmezsin 'regl' ne; allah bilir 'klitoris'ten de haberi yoktur, ama konumuz bu değil; meğerse ateşim 38i biraz geçmiş; iğne dedi, kaçtım. evde ateş düşürücü partisi veriyorum şu an. bu arada tansiyonumu ölçtürürken de kalbimin biraz fazla attığını öğrendim. yani 70 dolaylarında olması gerekiyormuşmuş, benimki 120 dolaylarında. at güzelim, at; durana kadar at işte! velhasıl insan kolay ölmüyor, günlük.
  4. yine çok siktiriboktan bir günle karşındayım, günlük
    hayır ne kadar küfretsem az, inan
    akşam dersten çıktık, her şey normaldi
    binanın kapısında kedi gördüm, mıncıkladım biraz, yüz vermedi bana
    yanımdaki arkadaş 'bir gün bitleneceksin' dedi; ben de dayanamadım 'bağırma, hayvanı rahatsız ediyorsun' diye cevap verdim
    sonra telefonum çaldı
    konuşa konuşa bahçeden çıkmıştım ki sevdiğim kedi birden önümüze daha doğrusu sokağa fırladı
    vicdanını siktiğimin evladı frene basmadı, hayvana çarptı
    ben bağırdım, elimi kaldırdım, durmadı, ezdi
    ben bir daha bağırdım ikinci araba durdu
    kedi karşıya geçmek için can havliyle ara sokağa saptı, bir araba daha çarptı
    ve ben kendimi yola attım
    bir metre yüksekliğinde bir duvardan bahçeye atladı, saklandı
    ben de peşinden
    işsizliği, parasızlığı, zengin evladı olmayışımı da sikeyim
    153 ü aradım; hayvan ambulansı
    adres verdim ve gelmelerini tam 20 dakika bekledim
    hayvan zor nefes alıyor
    dayanamadım yoldan geçen bir çocuğu durdurdum, kediden korkar mısın, dedim; hayır, deyince, kucakladım kediyi verdim buna; sonra yine duvardan atlama operasyonu
    hayvan kucağımda bildiğim bir kitapçıya daldım
    ama nasıl ağlıyorum; işte o sırada kanaması başladı
    oradaki bir kadın hala 'insan' olanlardan çıktı; atladık taksiye, götürdük veterinere
    durumu kötü, çok kötü
    şu 72 saat çok kritik, tabii o kadar dayanırsa
    özetle benle bu ülkede yaşayan aptal kutularından duyarlılık kasıp sokakta insan-hayvan başına ne gelirse gelsin dönüp bakmaya bile tenezzül etmeyen insan müsveddeleri var ya... ulan ne kadar küfretsem az! bu olaya yetmeyen küfür hazinemi de sikeyim!
  5. yine 'misfortune never comes alone' tadında günler yaşıyorum, günlük
    geçenlerde kızartma yaparken elimi kızarttım
    yakmadım, bayağı bayağı kızarttım
    akabinde sesim beni terk etti
    kısılmadı, bildiğin gitti!
    özetle elim çok acıyor ve ben konuşamıyorum
  6. bu saatlerin ileri alınmama mevzusu sinirlerimi bozuyor. en çok ben beceremedim bu işi gibi hissediyorum. herkeste de bi dalga geçme halleri var, işte bir haftada adapte olamıyorlar, cahiller saati ayarlayamıyor falan. hepsini üstüme alınıyorum 2 gündür. yapamıyorum ben anlamadım bu işten hiçbir şey. dün gece bilgisayarın saatine baktım oo 12'yi geçmiş yatayım dedim. yatmadan önce bi telefona baktım saat 23:20 alla alla dedim demek ki ben yanlış gördüm. sonra arkadaşıma sordum saat kaç diye dedi 00:20 demek saatim kendi kendine geri gelmiş. halbuki o gün gerekli ayarlamayı yapıp ben kendim ileri giden saati geri almıştım. bu sefer de sistemsel olarak kendisi geri alınınca yine saati tutturamadım. bir de orada düşünce kuruyorum bak demek insan saat 11ken 12 sanarsa uykusu geliyor falan. sonra bakıyorum alakası bile yokmuş teorim düşüverdi. neyse mühim değil. uyudum sabah alarm çaldı bi baktım saat 8:40 off dedim geç kalmışım yine. kalktım biraz durdum kahve falan içtim ne olsa geç kaldım diye. mesaj atayım dedim bildirir mahiyette vazgeçtim sonra. çıktım metrobüse giderken alarm tekrar çaldı. baktım saat 8:30. yahu arkadaş, daha öncesinde 8:40'da uyanmıştım ben şimdi geri 8:30 oldu. keşke normal saat kullansaydım dedim. metrobüs durağındaki kalabalıktan gerçek saati tahmin etmeye çalıştım. saat 9:30 olsa o kadar kalabalık olmazdı, dedim evet şu an 8:30 olmalı, geç kalmamışım meğer, iyi ki de mesaj atmadım rezalet diye düşüncelerle yürüdüm. tam gircem görevli dedi makine bozuk otobüste basacaksınız. peki. saatiniz var mı? -8:30.. güzel, teşekkürler.

    metrobüse bindik 5-6 akbil basmamış olarak. kimsede ses yok. ben de şoför çemkirmesin şimdi diye kartı uzatayım dedim. dayının biri kartı aldı geri bana uzattı. "bunu dışarıda basacaksın" dedim bastırmadılar. geri uzattım aldı. sonra geri bana uzattı boşver basma gider geri gelmez şimdi akbil. dedim abi dışarda arıza varmış ondan burada uzatıyoruz. adam sinirlendi basma kardeşim bunlar yiyip içip yatana kadar... gerisini getiremedi. herkes anladı, herkes bizi dinledi kimse ses etmedi. hemfikirlik rüzgarları esti, basmadık akbilleri. evet halk tabanı isyana hazır. devrim yapmak düşüncesinde olanlar için çok müsait bir ortam var.

    ha şunu da belirteyim akbili bassaydım metroda aktarma ile 40 krş ödeyecektim. basmadığım için 1.10 ödedim. sistemin kaybı sandığımızdan daha düşük çıktı. farkında olmadan kazancı güvence altına almışlar. yani bir yerde akbil basmazsanız başka otobüse binince aktarma yapamadığınız için yine ödemediğinizin bir kısmını alıveriyorlar. tek vesaitte durum farklı tabi.
    abi
  7. bana keyif vereceğini düşündüğüm konuyu en ince ayrıntısına kadar bilmek istemiyorum. çünkü, eğer ileride, bir zamanlar şevkle yöneldiğim konudan artık keyif almadığımı görürsem, onu en ince ayrıntısına kadar bildiğim için, ona karşı tamamen yabancılaşmış ve hissizleşmiş olacağım. bu, ölü bir geçmiş demek olacaktır. bu, pişmanlık olacaktır.

    özel bir gayretle bir şeyler hakkında bilgi sahibi olmak istemiyorum. onlarla tesadüfen karşılaşmak istiyorum.

    gönülden sevdiğim ve bağlı olduğum insanları da -yukarıdaki motivasyonla- çok iyi tanımak istemediğimi fark ettim. bir şey sorduğumda cevap alamadığım için artık üzülmüyorum.

    erkek-cinsiyetsiz kadın seviciler, evet. onlar peygamberdir. serebral-insandır. ama görevleri göstermek değil, göstermemektir. mission: zorunda olmamak.
  8. bugün yeni türkiyeye uyandım sevgili günlük.

    servise geç kaldım çünkü dün gece yeni türkiyenin gelişini kutlayan semt sakinleri diyebileceğim ama sakin olmayan insanlar sevincini yine silahlara sarılarak kutladı. uyuyamadım.

    dün öğlen üst kata yeni bir aile taşındı ilk akşamdan çok misafirleri vardı ve yeni türkiyenin gelişini onlar da sanıyorum ki halay çekerek kutladılar.

    yeni türkiye çok gürültülü olacağa benziyor günlük.

    sabah evden çıkınca parti bayrakları çöpleriyle karşılaştım her yerdeydiler. hani konser sonrası pet şişe yığını olur ya yerlerde aynı öyle. araya bir de nerden karışmışsa bir türk bayrağı karışmış, bağlı olduğu çubuk da yamulmuş, boynu bükülmüş. , içim acıdı biraz. hiç olmadığı kadar anlam yükledim bayrağa.

    otobüste yine sıkış tepiş geldim. eski türkiyede bile emekli olacak yaşta olan o kadar yaşlı amca sabahın seherinde nereye gidiyordu bir anlam veremedim. yol boyunca memleket sanki dün gece kurtulmamış gibi kurtarmaya devam ettiler. hem de aynı yoldan. alacakları maaş ikramiyelerini, hamile geline verilecek çocuk "harçlığını" evlendirilecek, "kız bulunacak" genç torunlarını konuştular büyük bir coşkuyla.

    işe gelene kadar içim şişti günlük. allahtan kamuda çalışıyorum da çok konuşacak insanlara "sen devlet memurusun" diye "ya sen bi sus bi kere" anlamı taşıyan ukalalığımı yapabilirim.

    haberleri açtım bakayım dedim türkiyede seçim mevzusunun dışında neler olmuş.

    nusaybinde dün gece patlama olmuş. ölü-yaralı sayısı bile bilinmiyor daha.
    42 yaşındaki adam, 15 gündür birlikte yaşadığı 18 yaşındaki sevgilisini boğmuş önce sonra kendini asmış...
    2015te şiddetten ölen kadın sayısı 226 olmuş ki bu gecenin sayıları henüz sayaca eklenmemiş.
    egede göçmen teknesi batmış 6 çocuğa daha kara görünmemiş.

    yeni türkiye sabahında ajansa henüz bunlar düşmüş. umutsuzluk kapladı iyice içimi. emekli amcalar gibi umutlu olabilmeyi bayramda verilecek üç beş kuruşun ömrümü rahatlatabileceğini düşünmek istedim. yapamadım.

    ben yeni türkiyeyi de eskisi gibi hiç sevmedim.
  9. uzun zamandır ilk kez bugün sol taraf hoşuma gitti. aristoteles okulunda hissettirdi. tez bozulmaz umarım!
  10. bugün buralar şenlendi. hiç bilmediğim şeyler okudum öğrendim. daha öğrenecek çooooook şeyim varmış onu da öğrendim.
    emek verenlerin eline sağlık.

    he bir de biraz tematik oldu mesela. güzel oldu.
    tema sistemi daha fazla işlese daha da bir ilerleme olabilir görüşündeyim.